🌬️ Ipotekli Taşınmaz Için Açılacak Tapu Iptali Ve Tescil Davası
Tescil işleminin gerçekleşmesi için açılacak olan dava, “tapu iptal ve tescil davası” şeklinde görülecek olup; yargılama sonucunda, mahkemenin “hükmen tescil” kararı ile vadedilen taraf, sözleşme konusu taşınmazın maliki olacaktır. İşbu sözleşme, iki tarafa da karşılıklı olarak borç yükleyen niteliktedir.
Tapuİptali ve Tescili Davası Kimlere Karşı Açılır? Öncelikle tapu iptal ve tescil davası, yolsuz tescil yaptığı iddiasında bulunulan kişiye, mülkiyet sahibi olarak gözüken kişiye karşı açılacaktır. Ancak tapu kayıtlarında 3. kişiye ait haklar da söz konusu ise 3. kişi aleyhine de dava açılacaktır.
21 (Rep Puanı) Haberci: ab93893. #1. 01-01-2020, Saat: 02:56. Davalının haczinin, davacının açtığı tapu iptali ve tescil istemli davanın karar tarihinden sonra işlendiği anlaşıldığından, mahkemece, dava konusu taşınmazın borçlu adına olan tapu kaydının iptali ile üçüncü kişi adına tesciline karar verildiği
HUKUKİ DELİLLER: 1) 12 tarihli ve kat karşılığı inşaat sözleşme örneği (EK 1) 2) 13 tarihli ek kat karşılığı inşaat sözleşme örneği (EK 2) 3) Adana 4. Noter ihtarname örneği (EK 3) 4) Dilekçede geçen taşınmaz tapu örnekleri (EK 4) 5) Tanıklar (tanık listesi daha sonra sunulacaktır) 6) Keşif, bilirkişi, yemin, 7
IV TESCİLE TABİ KANUNİ İPOTEK HAKLARI Tescile tabi kanuni ipotek hakları, kazanma sebebini kanundan alan, doğumu için tapu siciline tescilin şart olduğu, hak sahibine kendi lehine ipotek kurulmasını talep etme hakkı sağlayan kurucu yenilik doğurucu haklardır85. Medeni Kanun ve diğer özel kanunlarda çeşitli maddelerin içinde
TAPUİPTAL DAVASI. Tapu iptal davası, genel olarak bir taşınmaz mal ile ilgili belgenin iptal edilmesi isteminin bulunduğu durumlarda açılan davalardır. Davanın niteliğini anlayabilmek için öncelikle tapu konusunda resmi hukuka dayalı tanımlamaların biraz açılması gerekmektedir. Tapu resmi olarak bir mülkün sahipliğini
Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Türk Medeni Kanununun 716. maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir.
Muris muvazaasına dayanan tapu iptal ve tescil davası, ancak tenkis davasıyla birlikte veya tenkis davası açıldıktan sonra ayrı bir dava olarak açılabilir. Çünkü, miras bırakan mal kaçırsa bile, mirasçıların miras hakkı zarar görmüyor ise muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davası açılamaz.
Taşınmaz( Gayrimenkul ) Davalarında Görevli Mahkeme Neresidir? Taşınmaz hukuku davalarında görevli mahkeme davanın niteliğine, taraflarına göre değişmektedir. Bu nedenle her taşınmaz davasında asliye hukuk mahkemesi görevlidir diyemeyiz. Örneğin tapu iptal ve tescil davasında genel görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir.
Samsun’da Vekaletle Yapılan Satışın Tapu İptali Davası. Gayrimenkul satışlarının en yüksek olduğu şehirlerden biri olan Samsun’da vekaletle yapılan satışın iptali ile tapu iptal ve tescili için sıklıkla dava yoluna başvurulduğu görülmektedir. Gerçekten de Samsun Asliye Hukuk Mahkemelerinin 2021 yılı sonu dava
10/03/2020. Mehmet Sepin. Tapu iptali davaları, eşya hukukuna özgün bir daldır. Tapu iptal davası, tapu sicilindeki tescilin ilgili sebepten ötürü düzeltilmesi için açılır. Söz konusu dava için temel olarak, ortada haklı bir sebep olmaksızın yapılan bir tescil veya; tescilin tadili veya terkini ile bir ayni haklan ihlal
Tereke temsilcisi davacı Fatma 06.07.1987 tarihinde tapu kaydına, miras yoluyla gelen hakka ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak Hazine adına oluşan tapu kayıtlarının iptali ile taşınmazların Kamil mirasçıları adına tescili için 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 29. maddesi hükmü uyarınca dava açmıştır.
AVfFtoK. Tapu iptal ve tescil davası nedir ? Kural olarak taşınmaz mülkiyeti tapuda tescille kazanılmaktadır. Ancak tapuda yapılan tescil geçerli olmayan veya gerçek dışı bir hukuki sebebe dayanıyorsa bu tescil yolsuz bir tescildir. Yolsuz tescil ise her daim iptale tabidir. Tapu kaydının kanuna aykırı olarak yolsuz ve usulsüz tescili halinde gerçek hak sahibinin tapu kaydının hukuka uygun hale getirilmesi için açtığı davaya tapu iptal ve tescil davası denilmektedir. Bu davaya tapu iptal davası, tapu tescil davası veya tescile zorlama davası da denilebilmektedir. Tapu iptal davası ile tapu adına yolsuz tescil edilen kişiden alınır ve tapu gerçek hak sahibi adına tescil edilir. Bir diğer deyişle yolsuz tescilin sebep olduğu karışıklık ve hukuka aykırı durum bu dava ile giderilmektedir Tapu İptal ve Tescil Davasında Davalı/Davacı/Görevli Yetkili Mahkeme ve ZamanaşımıTapu İptal ve Tescil Davası Açmanın Sebepleri Nelerdir? Tapu İptal ve Tescil Davasında Davalı/Davacı/Görevli Yetkili Mahkeme ve Zamanaşımı Tapu iptal ve tescil davası tapu kaydında malik gözüken kişiye karşı açılır. Bu dava ile birlikte aynı zamanda tapu kaydında yer alan 3. Kişiye ait ayni bir hakkın ipotek, satış vaadi, sükna, satış vadi vs veya şahsi bir hakkın terkini de talep edilebilir. Bu takdirde bu dava davalı ile birlikte aynı zamanda tapuda hak sahibi gözüken 3. Kişiye karşı da açılmalıdır. Tapu tescil davası bir diğer adıyla tapu iptal ve tescili davası için yetkili mahkeme taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi, görevli mahkeme ise asliye hukuk mahkemesidir. Tapu iptal ve tescil davası zamanaşımı yoktur. Bu sebeple bu dava her daim açılabilmektedir. Bunun tek istisnası kazandırıcı zamanaşımı sebebine dayalı açılan tapu iptali ve tescili davasıdır. Bu sebebe dayalı açılacak dava 20 yıl geçmekle birlikte açılabilecektir. Tapu İptal ve Tescil Davası Açmanın Sebepleri Nelerdir? Tapu iptal ve tescil davası kural olarak yolsuz tescil sebebi ile açılmaktadır. Ancak yolsuz tescile birçok neden sebep olabilmektedir. Bu sebeple yolsuz tescil sebeplerini sınırlandırmamak kaydı ile uygulamada en çok karşılaşılan sebeplere aşağıda değinilecektir. Hukuki Ehliyetsizlik Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası Temyiz kudreti ve fiil ehliyetine sahip olmayan bir kişi tarafından yapılan gayrimenkul satışı/alışı hukuki ehliyetsizlik sebebiyle tapu iptal davası için gerekçe olabilecektir. Konunun daha iyi anlaşılması adına akıl hastası, 18 yaşından küçük bir kişi veya sarhoş bir kişi tarafından gayrimenkul satışı yapılması bu duruma örnek verilebilir. Vekalet Görevinin Kötüye Kullanılması Nedeniyle Tapu İptal Ve Tescil Davası Vekil vekalet verenin menfaatlerine uygun davranma ve vekalet vereni zarara uğratacak iş ve işlemlerden kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekil bu yükümlülüğüne aykırı hareket ederek vekalet veren adına gayrimenkul satışı yaparsa ve gayrimenkulü alan 3. kişide vekilin kötü niyetli hareket ettiğini biliyor veya olayın şartlarına göre bilmesi gerekiyorsa bu halde vekalet verenin açacağı tapu iptal ve tescil davasında tapu 3. Kişiden alınır ve vekalet veren adına tescil edilir. Eğer ki 3. Kişi, vekilin kötü niyetli davrandığını bilmiyor ve durumun gidişatından da kötü niyeti bilebilecek durumda değilse bu takdirde 3. kişiye tapu iptal ve tescil davası açmak yerine uğranılan zarar için vekile tazminat davası açılması gerekecektir. Zira TMK 1023. Madde gereği 3. İyiniyetli kişinin hakkı burada korunacaktır. Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil Davası Mirasçıların sahip olduğu miras hakkını ortadan kaldırmak mirastan mal kaçırmak suretiyle miras bırakan tarafından yapılan hileli işlemler sebebiyle tapu iptal ve tescil davası açılabilecektir. Kazandırıcı Zamanaşımı ve Zilyetlik Nedeniyle Tapu Tescil Davası Tapuda kütüğünde sahibi kayıtlı olmayan gayrimenkulü kesintisiz ve davasız 20 yıl boyunca malik sıfatıyla zilyetliğinde tutan kişi bu dava ile mülkiyet hakkının kendisine verilmesini isteyebilir. Tapu kütüğünde kayıtlı olmayandan kasıt tapu kaydından taşınmazın mülk sahibinin kim olduğunun anlaşılamaması veya anlaşılsa dahi tapu sahibi hakkında 20 yıl önce gaiplik kararı verilmesi durumudur. Bu halde de tapu tescil davası açılabilir. Aile Konutu Şerhi Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası Eşlerin birlikte yaşadığı fakat evin eşlerden biri adına tapuda kayıtlı olduğu durumda taşınmaz sahibi olmayan eş bu taşınmaza aile konutu şerhi koydurabilir. Aile konutu şerhi konulması halinde gayrimenkulün sahibi olmayan eşin açık rızası alınmadan ev satılamaz. Eğer ki eşin rızası olmadan satış yapılırsa bu durumda tapu iptal davası için gerekçe olacaktır. Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesine Dayalı Tapu İptal Ve Tescil Davası, Önalım Hakkına Dayalı Tapu İptal Ve Tescil Davası, Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Sebebiyle Tapu İptal Ve Tescil Davası, Taşınmaz Satış Vaadine Dayalı Tapu İptal Ve Tescil Davası, Tapu iptal ve tescil davası bünyesinde çok fazla hukuki ve teknik detay barındırdığından hak kaybı yaşanmaması adına bir miras avukatı / gayrimenkul avukatı ile çalışılmasında fayda vardır.
Tapuda bir taşınmaz üzerindeki yolsuz tescilin düzeltilmesi ve gerçeğe uygun hale getirilmesi için açılan davalara tapu iptal ve tescil davaları denmektedir. Bu dava, Anayasa ile teminat altına alınan mülkiyet hakkının korunması hedeflemektedir. Sahibi olduğunuz bir taşınmazın tapuda bir başkası üzerine tescil edilmiş olması yahut da tescilin yeni şartlara göre adınıza yapılmaması halinde, öncelikle yolsuz tapunun iptali ve tescilin sizin adınıza yapılması talepli bir dava açmanız gerekmektedir. Bu durum genelde tapuda resmi şekilde yapılmayan taşınmaz satış sözleşmelerinde, taşınmazı satan tarafın sözleşme gereği taşınmazı alıcı adına tescil ettirmemesi durumlarında söz konusu olmaktadır. Böyle bir durumda alıcı taşınmazın parasını ödemiş ve hatta söz konusu taşınmazı kullanmaya başlamış olmasına rağmen tapu kaydında hala satıcı malik olarak görünmektedir. Tapu iptal ve tescil davası, tapu kaydında taşınmazın maliki olarak gözüken kişiye karşı açılır. Bazı durumlarda tapuda malik görünen kişi ölmüş olmasına rağmen mirasçıları taşınmazın intikalini yaptırmamış olabilir. Bu durumda tapu iptal ve tescil davasının malikin mirasçılarına yöneltilmesi gerekir. Bazı durumlarda da tapuda malik gözüken kişi gerçek malik olmamakla birlikte taşınmazı bir üçüncü kişiye ipotek ettirmiş olabilir. Bu durumda dava hem malik gözüken kişiye hem de taşınmaz üzerindeki hak sahibi olan üçüncü kişiye karşı birlikte açılır. Tapu iptal ve tescili davaları olağanüstü zamanaşımı nedeni ile de açılabilir. Olağanüstü zamanaşımı, tapuya kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süre ile malik sıfatı ile zilyetliğinde bulunduran kişinin tapuya malik olarak tescilini talep edebilmesi imkânını vermektedir. Bu durumda dava ilgili kamu tüzel kişilik ve hazine aleyhine birlikte açılmalıdır TMK Tapu iptal ve tescil davaları, davaya konu taşınmazın bulunduğu yerde açılmak zorundadır HMK m. 12. Burada kesin yetki hali söz konusu olup başka bir yerde açılması halinde dava, esasına girilmeden usulden reddedilecektir. Bu davalarda görevli mahkeme ise Asliye Hukuk Mahkemeleridir. Bu yüzden taşınmaz Ankara’da bulunuyor ise Ankara Asliye Hukuk Mahkemelerinde davanın açılması zorunludur. Tapu iptal ve tescil davaları uygulamada “muris muvazaası mirastan mal kaçırma” nedeniyle de sıkça açılmaktadır. Zira muris ölmeden önce taşınmazlarını çocuklarından birine satış gibi göstermek sureti ile aslen bağışlamaktadır. Bu durumda diğer mirasçıların açması gereken dava, tapu iptal ve tescil davasıdır. Çünkü söz konusu tescil tarafların gerçek iradelerini bağış iradesi yansıtmadığı için yolsuzdur. Aynı zamanda sıklıkla, “ölünceye kadar bakma sözleşmesi” nedeniyle tapu iptal ve tescil davalarının açıldığına rastlanmaktadır. Bu konuda hukuk ofisimiz tüm danışmanlık hizmetlerini sunmaktadır. Mirastan mal kaçırma, diğer mirasçıların miras hakkını ortadan kaldırmak üzere muris tarafından yapılan hileli işlemlerdir. Muris muvazaasına dayanan tapu iptal ve tescil davası, tenkis davası ile birlikte veya tenkis davası açıldıktan sonra ayrı bir dava olarak açılabilir. Tenkis davası ise murisin terekesinin yani malvarlığının tespiti için açılan bir davadır. Muris mal kaçırsa bile, mirasçıların miras hakkı zarar görmüyor ise muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davası açılamaz. Bu şekilde açılan bir davada, miras hakkı zarar gören mirasçının, murisin mirasçılardan mal kaçırma iradesiyle hareket edip etmediğini ispat etmesi gerekir. Bunun için Yargıtay bazı kriterler belirlemiştir. Buna göre öncelikle murisin terekesi tespit edilir. Bunun için tapu kayıtları, delil ve belgeler ilgili kurumlardan getirtilir. Murisin son yerleşim yerindeki gelenekler, toplumda kabul gören davranışlar, olayların olağan akışı gibi durumlar göz önünde bulundurulur. Murisin yolsuz tescil olduğu iddia edilen devri yapmaktaki amacı sorgulanır. Bu amacın haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı incelenir. Murisin taşınmazı devrettiği kişinin alım gücü dikkate alınır. Bununla birlikte taşınmazın rayiç değerinin çok altında satılması da mal kaçırma amacının olduğunu gösterebilir. Gayrimenkulün satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki farkın ne olduğu tespit edilmeye çalışılır. Muris ile taşınmazı devralan arasındaki ilişki incelenir. Bu hususlar bilirkişi raporu ile tespit edilir. Bu raporda murisin iradesinin mal kaçırma olduğu tespit edilirse, davanın kabulüne karar verilir. Tapu iptal ve tescil davası zamanaşımı süresince açılabilir. Zamanaşımı süresi ise davanın dayandığı hukuki sebebe ve kanuna göre değişir. Genel olarak 10 yıldır. Kadastrodan kaynaklı tapu iptal ve tescil davaları, Kadastro Kanunu’nda yer alan “hak düşürücü süre” nedeniyle 10 yıl içinde açılmak zorundadır. Miras hukukundan kaynaklı davalarda kanun farklı süreler öngörmüş olabilir. Ancak, mirasçılar arasında murisin mal kaçırmasına dayanan tapu iptal ve tescil davası hak düşürücü süre veya zamanaşımına tabi değildir. Yolsuz tescile dayanan tapu iptal davaları da bir süreyle sınırlı değildir. Ancak bir tescilin yolsuz olup olmadığının tespiti uzmanlık gerektirmektedir. Zira yolsuz tescil ifadesi kanunda tanımlanmamıştır. Yargıtay içtihatları ile şekillenen koşullar dâhilinde tescilin yolsuz olup olmadığı belirlenebilecektir. Bu nedenle bu konuda hukuki yardım alınması mağduriyetlerin önüne geçecektir.
Tapu İptal ve Tescil Davası Nedir? Tapu iptali ve tescili davası; kanuna aykırı, usulsüz veya yolsuz düzenlendiği iddia edilen tapu kaydının hukuka uygun hale getirilmesi için açılır. Tapu iptali davası, taşınmazın aynına, yani mülkiyet hakkına ilişkin bir dava olduğundan, mahkeme hükmü kesinleşmeden icra edilemez. Tapu iptal ve tescil davası, ayni hakkı ihlal edilen kişinin mülkiyet hakkını temin eden en önemli dava türüdür. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 1 nolu Ek Protokol, tüm sözleşmeci devletlere mülkiyet hakkı ihlal edildiğinde bireye etkin koruma mekanizmaları sağlanmasını zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle, mülkiyet hakkı ihlalleri iç hukuk yolları ile giderilmediği takdirde AİHM’e bireysel başvuru yapılması mümkündür. Tapu İptal ve Tescil Davası Kime Karşı Açılır? Taşınmaz mülkiyetine ilişkin tüm davalar ile tapu iptal ve tescil davası, tapu kaydında taşınmazın mülkiyet hakkı sahibi olarak gözüken kişiye karşı açılır. Kayıt malikinin ölü olması halinde ise tapu iptal ve tescil davasının malikin mirasçılarına yöneltilmesi gerekir. Tapu iptal ve tescil davası ile birlikte tapu kaydında yer alan üçüncü kişiye ait ayni veya şahsi bir hakkın ortadan kaldırılması da talep edilirse, tapu kaydındaki hak sahibine de ayrıca dava açılması gerekir. Örneğin; ipotek, önalım hakkı, tapuya şerh edilmiş gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi, sükna hakkı vs. gibi ayni veya şahsi hakların da terkini talep ediliyorsa, lehine bu haklar tesis edilen kişiler aleyhine de dava açılmalıdır. Olağanüstü zamanaşımı nedeniyle açılacak tapu tescil davaları, ilgili tüzel kişilik ve hazine aleyhine birlikte açılmalıdır TMK Örneğin, bir köyün sınırları içerisinde bulunan taşınmazı nizasız ve aralıksız 20 yıl malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, hem Köy tüzel kişiliğine hem de hazine aleyhine tapu tescil davası açmalıdır. Tapu İptal ve Tescil Davası Nasıl Açılır? Tapu iptali davası, tüm gayrimenkul davaları gibi taşınmazın bulunduğu yerde açılır HMK Taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkili mahkemedir. Taraflar anlaşarak davanın kesin yetkili yer mahkemesi dışında bir mahkemede görülmesini sağlayamazlar. Tapu iptali ve tescili davası, asliye hukuk mahkemesinde açılır HMK Taşınmazın vasfı, büyüklüğü, değeri vb. gibi özellikleri ne olursa olsun davaya bakmakla görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Tapu iptal ve tescil davası dilekçesinde taşınmazın kayıt bilgileri ile arazideki durumu ve olayın özelliklerine göre yapılan işlemdeki hukuka aykırılıklar açık bir şekilde anlatılmalıdır. Tapu kayıtları, kayıtlara dayanak teşkil eden belgeler ile birlikte dava dosyasına getirtileceği için doğru bilgi zaman kaybını azaltacaktır. Tapu iptali davası dilekçesinde özellikle hangi hususlarda bilirkişi incelemesi talep edildiği, keşif işleminde veya tanıklar dinlenirken nelere dikkat edilmesi gerektiği vurgulanmalıdır. Tapu İptal ve Tescil Davası Hangi Nedenlerle Açılır? Hukuki ehliyetsizlik nedeniyle tapu iptal ve tescil davası, Muris muvazaası mirastan mal kaçırma nedeniyle tapu iptal ve tescil davası, Vekalet görevinin vekillik yetkisinin kötüye kullanılması nedeniyle tapu iptal ve tescil davası, İmar uygulamasından kaynaklanan tapu iptali ve tescili davası, Ölünceye kadar bakma sözleşmesi nedeniyle tapu iptal ve tescil davası, Aile konutu nedeniyle tapu iptal ve tescil davası, Kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik nedeniyle tapu tescil davası. Yolsuz Tescil Nedir? Ayni haklar tescille doğmakla beraber, tescilin bir hüküm ve sonuç meydana getirmesi için geçerli bir hukuki sebebe dayanması gerekir. Çünkü, hukuk sistemimizde tapu kayıtlarının oluşumunda “illilik” diğer bir anlatımla “sebebe bağlılık” prensibi esas alındığından bu prensip uyarınca tescilin geçerli ve haklı bir sebebe dayanması zorunluluğu bulunmaktadır. Bu husus, TMK’nın 1024. maddesinin ikinci fıkrasında “Bağlayıcı olmayan bir hukuki işleme dayanan veya hukuki sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur” şeklinde açıklanmıştır. Yasa maddesindeki bu tanımdan da anlaşılacağı üzere gerçek hak durumuna uymayan tescil, yolsuz tescildir. Belirtilmelidir ki yolsuz tescil bir üst kavramdır. Yolsuzluk, tescil talebinde bulunan kişinin fiil ehliyetine veya tasarruf yetkisine sahip bulunmaması, tescile dayanak teşkil eden işlemin satış, bağış vb. şekil, irade sakatlığı, sahte vekâletnameyle veya vekâletnamede belirtilen yetkilerin aşılması suretiyle gerçekleştirilmesi, aynı taşınmaza ait birden çok tapu kaydı bulunması çifte tapu kaydı ya da tapu ve kadastro memurlarının kasıtlı davranışları veya hataya düşmeleri gibi çeşitli sebeplerden kaynaklanabilir. Tescilin yolsuz olması hâlinde, tescil işlemi gerçek hak sahipliğini ve hakkın kapsamını göstermez. Bu tür bir tescil yolsuzluğu nedeniyle sonuç doğurmaz. Diğer bir anlatımla geçerli bir sebebe dayanmayan tescil veya terkin işlemi taşınmaz üzerindeki ayni hakkın durumunu etkilemez ve böyle bir durumda gerçek hak sahipliğinde herhangi bir değişiklik meydana gelmez. Ancak, tapu sicilindeki bir kaydın gerçek hak durumunu yansıtmayıp, sadece şekli bir değer taşıması hâlinde, tapu sicilinin kendisinden beklenen fonksiyonu yerine getirmesi imkânı ortadan kalkar. Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş veya bir tescil yolsuz olarak terkin olunmuş ya da değiştirilmiş ise bu yüzden ayni hakkı zedelenen kimse tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebilir TMK m. 1025/1. Hukuki Ehliyetsizlik Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası Tapuda taşınmazın devri işlemini yapan herkesin devir anında temyiz kudretine ve fiil ehliyetine sahip olması gerekir MK Medeni Kanuna göre temyiz kudreti; bireyin davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme gücüdür. Örneğin; kişinin 18 yaşından küçük olması, devir sırasında sarhoş olması, akıl zayıflığı olması, yaşlılık veya bunlara benzer sebeplerden herhangi biriyle akla uygun hareket etme yeteneğini kaybetmiş kişi fiil ehliyetine sahip değildir. Fiil ehliyetine sahip olmayan kişinin yaptığı gayrimenkul satış işlemleri ve tapuda gayrimenkul devirleri hukuka aykırı olup tapu iptal ve tescil davasına konu olmaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki, MK md. 15’te de belirtildiği üzere, ayırtım gücü temyiz kudreti olmayan kişinin geçerli bir iradesi de bulunmadığından, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamaz, temyiz kudreti olmayan kişi ile işlem yapan karşı tarafın iyiniyetli olması o işlemi geçerli kılmaz Yargıtay Karar 2016/2135, tarih 4/21 Sayılı Yargıtay İBK. Ehliyetsizlik nedenine dayalı tapu iptal ve tescil davasında, tapu devir işleminin hukuka aykırı olup olmadığı şu şekilde araştırılır Yargıtay Karar 2016/4228 Öncelikle tarafların gösterdiği tüm deliller toplanarak tapu iptal ve tescil davası dosyasına getirtilir. Taraf tanıkları dinlenirken ehliyet olgusuna ilişkin ayrıntılı, açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınır. Ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ilişkin tüm tıbbi belgeler dava dosyasına getirilerek incelenir. Ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta gözlem müşahede kağıtları, reçeteler, film grafiklerinin tamamı getirtilmelidir. Ehliyetsizlik ve temyiz kudretinin yokluğu; yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirir. Bu nedenle, kişinin işlem yapmaya ehliyetli olup olmadığına dair bilimsel tıbbi bir rapor alınmalıdır. Özellikle Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Dairesi kişinin ehliyet durumuna ilişkin tıbbi rapor hazırlama konusunda uzmandır. Vekalet Görevinin Kötüye Kullanılması Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası Vekalet görevinin kötüye kullanılması suretiyle yapılan tapu devir işlemleri hukuka aykırı olup, bu şekilde yapılan işlemlerin yarattığı mağduriyetler tapu iptal ve tescil davası ile giderilir. Kendisine vekaleten işlem yapma yetkisi verilen vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etmek zorundadır. Vekalet veren kişiye zarar verecek işlem ve davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekil ile vekalet veren arasında yazılı bir “vekalet sözleşmesi” varsa taraflar arasındaki ilişkinin ve vekaletin kapsamı bu sözleşme hükümleri dikkate alınarak belirlenir. Vekil ile vekalet veren arasında herhangi bir sözleşme yoksa vekaletin kapsamı, görülecek işin niteliğine göre belirlenir BK Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa bile vekil her zaman vekalet verenin iradesine ve çıkarlarına uygun hareket etme yükümlülüğü altındadır Yargıtay 1. HD-Karar 2016/2002. . Vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimsenin dahi belirtilmesi, vekile dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil sorumlu olur. Vekilin hukuka aykırı bir eylem ve işlemiyle vekalet verene ait bir gayrimenkulü devraldığını bilen veya olayın özelliklerine göre bilmesi gereken “üçüncü kişi alıcı” aleyhine tapu iptal ve tescil davası açılır. Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan üçüncü kişi olan alıcı, iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar 4721 sayılı MK’nın Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi, üçüncü kişi alıcı iyiniyetli ise bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz. Sahte Vekaletname ile Taşınmaz Devri ve Tapu İptali Sahte vekaletname ile yapılan taşınmaz devirleri hukuken geçersizdir. Kayıt maliki sahte vekaletname ile yapılan devre karşı her zaman tapu iptali davası açabilir. Ancak, taşınmazı sahte vekaletname ile devralan kişi söz konusu taşınmazı üçüncü bir kişiye devrederse, MK md. 1023 gereği üçüncü kişinin “iyiniyetli” taşınmaz iktisabı korunur Yargıtay - Karar 2014/18305. Kanunun iyiniyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır. İyiniyetin varlığı asıl olduğuna göre, alıcı üçüncü kişinin kötüniyetli olduğunu kanıtlama yükümlülüğü eski tapu maliki olan davacıya düşer TMK Yargıtay 2. HD - 2015/4019 Karar, 2015/363 Karar, 2014/25332 Karar. Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz TMK md. 1024. Medeni Kanun’a göre, yolsuz tescili “bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi” başkaca bir delile gerek duyulmadan kötüniyetli addedilir. Üçüncü kişinin yolsuz tescili “bilen veya bilmesi gereken kişi” olup olmadığı şu olgular dikkate alınarak değerlendirilir Tarafların tapu devrinden önce birbirini tanıyıp tanımadıkları, Akrabalık ilişkileri, Ticari ve ekonomik ilişkiler, Tarafların yaşadığı yer ve bu nedenle oluşan sosyal ilişkiler Tapu devir bedeli ve tarihi. Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası Muris muvazaası, diğer deyişle mirastan mal kaçırma; mirasçılarının sahip olduğu miras hakkını ortadan kaldırmak üzere miras bırakan tarafından yapılan hileli işlemlerdir. Muris muvazaası en çok miras bırakanın tapuda kendi adına kayıtlı taşınmazları üçüncü kişilere devretmesi yoluyla meydana gelmektedir. Miras bırakanın hileli gayrimenkul devirleri tapu iptal ve tescil davasına konu olmaktadır. Muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davalarında çözülmesi gereken hukuki sorun miras bırakanın mirasçılardan mal kaçırma iradesiyle hareket edip etmediğinin tespitidir. Miras bırakan mirasını paylaştırırken hoşgörü ile karşılanabilecek makul oranlarda farklılıklar yaratarak paylaşım yapabilir. Muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davasında; miras bırakanın denkleştirme yapıp yapmadığı ve mal paylaşımının hakkaniyete uygun bir paylaşım olup olmadığı aşağıdaki ölçütler kullanılarak tespit edilir Yargıtay 2016/5445 Miras bırakandan tüm mirasçılarına intikal eden tüm taşınır, taşınmaz ve haklar araştırılır. Tapu kayıtları ve varsa öteki delil ve belgeler ilgili kurumlardan getirtilir. Yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı vb. gibi hususlar dikkate alınarak miras bırakanın yaptığı işlemin mirastan mal kaçırma amacı taşıyıp taşımadığı araştırılır. Mirasbırakanın tapu devri yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı incelenir. Tapuyu mirasbırakandan devir alan tarafın gayrimenkulü alım gücünün olup olmadığı araştırılır. Gayrimenkulün satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki farkın ne olduğu tespit edilmeye çalışılır. Miras bırakan, mirasçı ve taşınmazı devralan üçüncü kişi arasındaki sosyal ve beşeri ilişkiler incelenir. Her bir mirasçıya geçirilen malların ve hakların nitelikleri ve değerleri hakkında uzman bilirkişiden rapor alınarak miras bırakanın amacının paylaştırma mı yoksa mal kaçırma mı olduğu tespit edilmeye çalışılır. Kazandırıcı Zamanaşımı ve Zilyetlik Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil davası Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir gayrimenkulü davasız ve aralıksız olarak 20 yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, gayrimenkule ait mülkiyet hakkının kendi adına tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir TMK Tapuda kayıtlı bir gayrimenkulün veya payın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla mülk edinilmesi kural olarak mümkün değildir. Ancak, tapu kaydından taşınmazın mülk sahibinin kim olduğu anlaşılamıyorsa veya 20 yıl önce hakkında gaiplik kararı verilen bir kimseye ait ise, taşınmazın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkündür. Bu hükmün uygulanabilmesi için gayrimenkulün sahibinin kim olduğunun bilinmesini sağlayacak, kimliğin belirlenmesine yarayacak bilgi ve belgelerin tapu sicilinden kütüğünden çıkarılmasının imkansız olması gerekir Yargıtay HGK’nun tarih 1991/8-51 Esas, 194 Karar ve tarih 2011/8-111 Esas, 2011/180 Karar. Tapu kütüğünden sahibi anlaşılamayan veya sahibi hakkında 20 yıl önce gaiplik kararı verilen gayrimenkulü, nizasız ve aralıksız 20 yıl malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, gayrimenkulün kendi adına tescilini sağlamak üzere tapu iptal ve tescil davası açabilir. Yani, malik sıfatıyla zilyet için zilyetliğin başladığı tarihten itibaren 20 yıllık bir kazandırıcı zamanaşımı süresi söz konusudur. Gayrimenkulün sahibinin anlaşılamaması şu hallerde mümkündür Yargıtay 8. HD - Karar 2016/6183 Gerekli her türlü dikkat ve özen gösterilerek tapu kütüğü incelenmesine rağmen mülkiyet hakkı sahibi anlaşılamıyorsa, o gayrimenkulün sahibin kim olduğunun belli olmadığı kabul edilir. Tapu kütüğünde malik kısmının boş olması, silinmesi ve yeniden yazılmaması halinde, taşınmazın sahibinin kim olduğunun anlaşılamadığı kabul edilir. Taşınmazın soyut ve nam-ı mevhum adına mevcut olmayan hayali kişi yazılması, malik olarak kayıtlı kişinin hiç yaşamamış ve kaydının herhangi bir yerde bulunmamış olması halinde, malikin kim olduğunun belli olmadığı kabul edilir. Malik adının belirsiz, yetersiz ve soyut gösterilmesi halinde malikin kim olduğunun belli olmadığı kabul edilir. “Tapu kütüğünden kim olduğu anlaşılamayan malik” kavramını gayrimenkul ile ilgili bazı fiili ve hukuki sorunlarla karıştırmamak gerekir. Örneğin; tanınmayan, hatırlanmayan, adresi tespit edilemeyen, kendilerine tebligat yapılamayan, mirasçıları belirlenemeyen, uzun yıllar önce ölmüş ya da taşınmış bir kişinin mülkiyet hakkı devam eder. Bu kişiye ait taşınmazın mülkiyeti, kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yolu ile elde edilemez. Çünkü, bu hallerde taşınmazın sahibi bellidir, “tapu kütüğünden kim olduğu anlaşılamayan malik” kavramı söz konusu değildir. Aile Konutu Şerhi Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası Eşlerden biri diğerinin “açık rızasını” almadan aile konutu olan taşınmazı üçüncü kişilere devredemez veya taşınmaz üzerinde üçüncü kişi yararına ipotek vb. gibi sınırlı ayni haklar tesis edemez MK HGK-2015/1201 karar. Medeni Kanun’un aile konutu nedeniyle sağladığı korumadan eksiksiz yararlanabilmek için gayrimenkulün sahibi olmayan eş, tapu müdürlüğüne başvurarak tapu kütüğüne “aile konutu şerhi” verilmesini talep etmelidir. Aile konutu şerhi bulunan taşınmaz üzerinde eşin açık rızası alınmadan yapılan devir işlemi tapu iptal ve tescil davası yoluyla geçersiz hale getirilir. Tapu kütüğünde aile konutu şerhi konulmamış olması halinde; tapudaki devir işleminin tarafı olan iyiniyetli üçüncü kişinin hakkı korunur MK Yargısal kararlar, bu halde üçüncü iyiniyetli kişinin taşınmaz iktisabının korunacağı yönündedir HGK - K. 2013/579; K. 2015/528 . Üzerinde aile konutu şerhi olmayan taşınmaz devralan, aile konutu olduğunu bilmeyen ya da bilemeyecek durumda olan üçüncü kişinin tapuya güven ilkesinden yararlanması asıldır. Ancak, tapuda aile konut şerhi olmasa bile, bunu bilebilecek durumda olan veya bilen kişinin iyiniyetinin bulunduğunun kabul edilmesi mümkün değildir. Örneğin, bankalar kredi verirken yaptıkları araştırmalarda taşınmazın ne şekilde kullanıldığını raporlamak durumundadır. Taşınmazın mesken olarak kullanıldığı hallerde bankanın iyiniyet savunması dinlenmez. Diğer eşin açık rızası alınmadan ödenen kredi nedeniyle taşınmaza konulan ipotek kaldırılır. Mahkemece, davanın aile konutundan kaynaklanan tapu iptali ve tescil davası TMK m. 194 olduğu, davacı eşin açık rızası alınmadan yapılan satış işleminin geçersiz olduğu gerekçesiyle tapu iptali ve tescil davasının kabulüyle taşınmazın davalı eş Yüksel adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, verilen bu karar davalı eş tarafından temyiz edilmiştir. Aile konutunun, hak sahibi eş tarafından devri ve konut üzerindeki hakların sınırlandırılması, diğer eşin açık rızasına bağlıdır. TMK madde 194. Bu rıza alınmadan konutla ilgili yapılan tasarruf işlemi geçersizdir. Bu geçersizliği, rızası gereken eş, konutun bu vasfını devam ettirmesi koşuluyla ileri sürebilir. Evlilik, boşanmayla sona ermekle, Türk Medeni Kanununun 194. maddesinin “aile konutuna” sağladığı koruma da sona erer ve diğer eşin rıza alınmadan yapılan tasarruf işlemi yapıldığı andan itibaren geçerlilik kazanır. Dava konusu taşınmazın maliki olan davalı eş Yüksel ile davacının, karardan önce tarihinde kesinleşen karar ile boşanmış oldukları anlaşılmaktadır. Evlilik, karar tarihinden önce boşanma ile sona erdiğine göre, davaya konu taşınmaz aile konutu olmaktan artık çıkmıştır. Bu husus gözetilerek konusuz kalan dava hakkında “karar verilmesine yer olmadığına” şeklinde karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir Tapu İptal ve Tescil Davası Yargıtay Kararları Vekalet Görevinin Kötüye Kullanılması – Zamanaşımı – Tapu İptali ve Tescili YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ Esas No 2014/8229 Karar No 2015/7977 Dava, vekâletnamenin hile ile alındığı ve vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Davacı, davalıdan borç para istediğini, davalının noterden borç senedi düzenlenmesi koşuluyla borç para verebileceğini bildirmesi üzerine notere gittiklerini, davalının hileli işlem yapmak suretiyle borç senedi yerine satış yetkisi içerir biçimde vekâletname düzenlettirdiğini, bu şekilde dava dışı b. e. adına düzenlenen vekâletname kullanılarak 228 parsel sayılı taşınmazının davalı adına tescil edildiğini ileri sürerek, tapu iptali ve tescile karar verilmesini istemiştir. Davalı, davanın hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını, öte yandan temlikin hileli olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, hile hukuksal nedenine dayalı olan davanın, hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir. Ne var ki; iddianın içeriği ve ileri sürülüş biçiminden, davada hile hukuksal nedenine değil, vekâletnamenin hile ile alındığı iddiasına dayanıldığı anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere vekâletnamenin hile ile alındığı iddiası, vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı iddiasını da içermektedir. Hâl böyle olunca; vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayanan davaların herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye bağlı olmadığı gözetilerek, işin esasının incelenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir. Evrakta Sahtecilik ve İyiniyetli Üçüncü Kişi Bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini herkese açık olmasını sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyiniyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke TMK’nin 1023. maddesinde aynen “tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1. fıkrasında “Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz” biçiminde var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır. Bu nedenle, yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyiniyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle, “kötüniyet iddiasının def’i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden resen nazara alınacağı” ilkeleri tarih” l990/4 esas l99l/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşler de aynı doğrultuda gelişmiştir. Açıklanan ilke ve olgular dikkate alınarak somut olay incelendiğinde, çözülmesi gerekin ilk sorun olayda davalı …. nın ilk el mi, yoksa ikinci el mi olduğudur. Tapu kaydı ve tedavülleri incelendiğinde dava konusu 566 parsel tapu kaydında … oğlu … adına kayıtlı iken sahte isim tashihine ilişkin ilam ile önce …… oğlu …. olarak değiştirildiği, daha sonra da …. oğlu …e ait mirasçılık belgesi ile intikal yaptırılıp devamında da davalı ……a satıldığı anlaşılmaktadır. Sahte isim tashihi ile başlayan bu silsilede işlemlerin de kısa aralıklarla gerçekleşmesi karşısında taşınmazı önce sahte isim tashihi ilamı sonra mirasçılık belgesiyle üzerlerine intikal ettirenlerin, bu intikali gerçekleştirmeden, kayden başka şahsa satış yapma imkanları bulunmaktadır. Diğer bir anlatımla, ferağ için intikalin yapılması zorunludur. Buna göre; davalı …, sahte işlemlerle tapuyu üzerlerine geçiren … oğlu … mirasçılarından devralan ilk eldir. Davalı …..’ın “ikinci el” ve “üçüncü kişi” olduğu kabul edilemez. Davalı …ın tapudaki devralması sahtecilikle başlayan işlemin ilk sonucudur. Bu durumda davalı …..’ın olayda iyiniyetli olup olmadığının bir önemi bulunmadığından TMK’nın 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanamaz. Mahkemenin iyiniyetten hareketle verdiği ret kararı doğru değildir. Davalı …..’ın olayda “ilk el” olduğu ve iyiniyetinin olayda bir önemi bulunmadığı belirlendiğine göre Mahkemece, Hazinenin talebinin incelenebilmesi için öncelikle kayıt maliki … oğlu ..’e ait hasımlı alınacak mirasçılık belgesi ile gerçek mirasçıların kesin şekilde belirlenmesi, alınacak mirasçılık belgesine göre tapu kaydının düzeltilmesinin sağlanması, bu hususların gerçekleştirilebilmesi için derdest olduğu söylenen …. Hukuk Mahkemesi’nin 2010/2046 Esasında açılan hasımlı veraset ilamına ilişkin dava sonucunun beklenmesi veya ….. oğlu …’in mirasçılarını gösteren hasımlı mirasçılık belgesinin alınabilmesi için dava açmak üzere davacı tarafa süre ve imkan verilmesi, … oğlu ….’in mirasçısının olmadığı ve mirasının Devlet’e kalıp kalmadığının belirlenmesi, taraf teşkili bu şekilde doğru olarak sağlandıktan sonra iddia ve savunma doğrultusunda tüm taraf delilleri birlikte değerlendirilerek Hazine isteğinin incelenmesi gerekirken sahteliği anlaşılan isim tashihi davası ve kesinleşen ceza mahkemesi dosyası dikkate alınmadan, hasımlı veraset ilamının sonucu da beklenmeden yazılı şekilde davalının iyiniyetli üçüncü kişi olduğundan hareketle yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru olmamıştır Yargıtay 8. HD - Karar 2015/5667. Muris Muvazaası – Tapu İptal ve Tescil Davası YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ Esas No 2014/6852 Karar No 2015/7094 Öncelikle temlik tarihinde mirasbırakanın ehliyetli olup olmadığının Adli Tıp 4. İktisas Kurulundan alınacak raporla saptanması, ehliyetli olmadığının anlaşılması halinde davaya katılmayan mirasçıların olurlarının alınması ya da miras şirketine TMK’nun 640. maddesi uyarınca atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi ayrıca davada sadece iptal isteğinde bulunulduğu gözetilerek davacıya tescil istekli dava açması için imkan verilmesi açıldığı taktirde eldeki dava ile birleştirilmesi, taraf teşkili sağlandıktan ve tescil davası açılıp eldeki dava ile birleştirildikten sonra davanın kabul edilmesi, miras bırakanın ehliyetli olması halinde pay oranında istekte bulunulabileceği gözetilerek muris muvazaası iddiası bakımından inceleme yapılması ve varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekir. Temyiz Kudreti – Ehliyetsizlik – Tapu İptal ve Tescil Davası YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ Esas No 2014/7368 Karar No 2015/7013 Tapu iptal ve tescil davasının dayanağı davalının temyiz kudretine sahip olmayan kişiden taşinmaz satın aldığı iddiasıdır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından, karşı tarafın iyiniyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. Bu ilke tarih 4/21 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da aynen benimsenmiştir. Bu durumda, tarafların gösterecekleri, tüm delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta gözlem müşahede kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun HMK 282. maddesinde belirtildiği gibi bilirkişinin “oy ve görüşü” hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir. Ehliyetsizliğin kamu düzeni ile ilgili olduğu gözetilerek ve önemine binaen öncelikle incelenmesi, tarafların bu yönde bildirecekleri tüm delillerin toplanması, varsa mirasbırakana ait sağlık kurulu raporları, hasta müşahade kağıtları, reçeteler vs. istenmesi, tüm dosyanın 2659 sayılı Yasanın 7 ve 16. maddeleri hükmü uyarınca Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kuruluna gönderilmesi, akit tarihinde mirasbırakanın ehliyetli olup olmadığı yönünde rapor alınması, mirasbırakanın ehliyetli olduğunun saptanması halinde muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı isteğin değerlendirilmesi, soruşturmanın eksiksiz tamamlanması, hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken anılan hususlar gözardı edilerek karar verilmesi hukuka aykırıdır. Kazandırıcı Zamanaşımı – Mülkiyet Hakkı - Tapu İptal ve Tescil Davası YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ Esas No 2015/7308 Karar No 2015/9425 Kanunun açık hükmü dikkate alındığında, tapu sicilinden malikin kim olduğunun anlaşılamaması hali; taşınmaz malın sahibinin kim olduğunun bilinmesine yarayacak, kimliğini ortaya koyacak gerekli bilgi ve belgelerin tapu sicilinden kütüğünden çıkarılmasının imkansız olmasıdır. Yargıtay HGK’nın tarih 1991/8-51 Esas, 194 Karar ve tarih 2011/8-111 Esas, 2011/180 Karar sayılı ilamları . Genel olarak, gerekli dikkati gösteren herkesin kayıtlarda malikin kim olduğunu anlayamayacağı hallerde tapu sicilinde yazılı olan malikin bilinmediğinin kabulü gerekir. Ayrıca “… tapu kütüğünde malik sütununun boş bırakılması, silinmesi ve yeniden yazılmaması, soyut ve nam-ı mevhum adına mevcut olmayan hayali kişi yazılması, hiç yaşamamış ve kaydının herhangi bir yerde bulunmamış olması, malik adının müphem, yetersiz ve soyut gösterilmiş olması…” gibi durumlarda malikin kim olduğunun anlaşılamadığı kabul edilir. Başka bir anlatımla, tapu kütüğünden kim olduğu anlaşılamayan malik, tanınmayan, hatırlanmayan, adresi tespit edilemeyen, kendilerine tebligat yapılamayan, mirasçıları belirlenemeyen, uzun yıllar önce ölmüş ya da taşınmış bir kişi değildir. Tapu kaydı, tapulama tutanağındaki açıklamalara göre; kayıt maliki H. A. tanınan ve bilinen kişi olup, TMK’nın 713/2 maddesinde yazılı koşulların gerçekleştiğini kabule olanak bulunmamaktadır. Mahkemece, bu hususlar dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme sonucu yasal ve yerinde olmayan gerekçelerle kayıt malikinin hayali bir kişi olduğundan hareketle yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir. Zilyedlik ve Eklemeli Zilyetlik Tapu İptal ve Tescil Davası YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI Esas No 2013/8-1782 Karar No 2015/1090 Dava; TMK’nun 713/1, 3402 sayılı Kanunun 14 maddesi uyarınca tespit sonrası, tapu kaydının oluşmasından önceki satın alma ve eklemeli kazanmayı sağlayan zilyetlik nedenlerine, tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece, yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş ise de verilen karar dosya kapsamına uygun bulunmamaktadır. Davacı vekili, tespitten sonraki tarihli pay satışı senedine dayanmış, vekil edeninin yurt dışında Almanya’da çalıştığını, taşınmaz üzerindeki Kemal’e ait 1/2 payı bedelini ödemek suretiyle satın aldığını, Almanya’da olmaları nedeniyle taşınmazı kullanmasalar da yaz tatiline geldiklerinde sahiplik ettiklerini, davalının yakınları olması nedeniyle taşınmazın kullanmasına ses çıkarmadıklarını, davalının izinsiz olarak taşınmaz üzerine ev yaptığını ileri sürmüştür. Davacı tanıkları; davalının taşınmaz üzerindeki payını 1988 yılında bedelini alarak sattığını,davacının yurtdışında olup 15-20 gün Türkiye’de kaldıkları süre içerisinde sahiplik ettiklerini, taşınmazın davalı tarafından kullanıldığını ve üzerindeki yapıların davalıya ait olduğunu bildirmişlerdir. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre, taşınmaz üzerindeki 1/2 pay sahibi M. S. ile davalı kardeş olup, davacı ise diğer paydaş M. S.’ın eşidir. Başka bir ifade ile davacı davalının yengesidir. Diğer yönden; taşınmaz üzerindeki payın 1988 yılında davacıya satıldığı ve satış bedelinin ödendiği hususunda duraksama bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık; satışın usulüne uygun olup olmadığı, zilyetliğinin devredilip devredilmediği ve davalı mülkiyetinden çıkıp çıkmadığı hususunda toplanmaktadır. Bozma ilamında da açıklandığı üzere, taşınmazın öncesi tapusuzdur. Davacı taşınmaz üzerindeki davalı payını 1988 yılında senetle satın almıştır. Taşınmazın öncesi tapusuz olduğuna göre, menkul hükmünde olup mülkiyet; satış, zilyetliğin devir ve teslimi ile alıcıya geçer. Somut olayda; davalı K. S. kendi payı ile birlikte diğer paydaş M. S. payını da kullanmaktadır. Davacı Almanya’da çalışmakta olup yılın belli bölümlerinde Türkiye’ye gelmektedir. Davacı taşınmaz üzerindeki payı satın almış ise de gerek satılan pay gerekse davacının eşi M. S. payı davalının kullanımındadır. Tarafların yakınlığı, davacının Türkiye’ye geldiği dönemlerde taşınmazı sahiplenmesi karşısında davalının zilyetliğinin fer’i ve davacı adına sürdürülen zilyetlik niteliğinde olduğu ve zilyetliğin malik sıfatıyla sürdürülmediğinin kabulü gerekir. Bu nitelikteki zilyetlik süresi ne olursa olsun, hukukça kazanma bakımından değer taşımaz. Tüm bu açıklamalara göre, taşınmaz üzerindeki davalıya ait payın mülkiyetinin davacıya geçtiğinin kabulü gerekmektedir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme sonunda tapu iptal ve tescil davasının yazılı şekilde reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Vekaletin Kötüye Kullanılması Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ Esas 2013/21184 Karar 2015/6683 Mahkemece yapılan yargılama sonucunda İstanbul Adli Tıp Kurumundan alınan raporlar ile murisin vekaletnamenin düzenlendiği tarihte ve akit tarihinde fiil ehliyetine sahip olduğu belirlenerek ehliyetsizlik hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğinin reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Davacının bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak, dava dilekçesinin içeriği ve iddianın ileri sürülüş biçiminden davada vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine de dayanıldığı anlaşılmaktadır. Öte yandan; davacı her ne kadar tarihli dilekçesinde davanın ehliyetsizlik nedenine dayalı olduğunu belirtmiş ise de, vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiasından da vazgeçmiş değildir. Hemen belirtilmelidir ki; bir davada dayanılan maddi olaylar için birkaç hukuki sebebin bir arada gösterilmesinde ilke olarak usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır. Hukuki sebeplerden bir tanesinin diğer hukuki sebebin incelenmesine olanak verir niteliği bulunduğu sürece önem ve lüzum derecesine göre birden fazla hukuki sebep aynı davada inceleme ve araştırma konusu yapılabilir. Nitekim Yargıtay içtihatları bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır. günlü ve 1990/1-152 E, 1990/236 K.; günlü ve 2012/1- 1808 E, 2013/699 K. sayılı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararları Bilindiği üzere; Borçlar Kanunu’nun temsil ve vekalet akdini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda TBK sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 818 sayılı Borçlar Kanununun 390. maddesinde aynen; “Vekil, vekalet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hallerde vekil, işi başkasına yaptırabilir. Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekalet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekaletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir TBK’nın 504/1. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır. Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun TMK anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz. Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK’nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden re’sen göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır. Somut olaya gelince; mahkemece vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiası bakımından bir değerlendirme yapılmadan sadece ehliyetsizlik iddiası yönünden karar verilmiştir. Hal böyle olunca; vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiası bakımından tarafların iddia ve savunması doğrultusunda delillerinin toplanması, yukarıda belirlenen ilkeler de gözetilmek suretiyle elde edilen olgu ve bulgular değerlendirilerek neticesine göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir. Kazandırıcı Zamanaşımı Zilyetliği Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - Karar 2017/1197 Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, tapu iptal ve tescil niteliğindedir. Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede 1943 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu, daha sonra 1990 yılında yapılıp kesinleşen aplikasyon ve 2/B madde uygulaması bulunmaktadır. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, somut olay bakımından çekişmeli 3170 parsel sayılı taşınmazdaki dava konusu taşınmaz bölümlerinin orman içi açıklık niteliğinde mi, yoksa zilyetlikle kazanıma elverişli tarım arazisi vasfında mı olduğu noktasında toplanmaktadır. Yargılama sırasında davacılardan Musa Aktaş, Sapri Dudakcı, Kadir Yetimoğlu, Remzi Kızıltoprak ile dava dışı … arasında tarihli temlikname imzalanmış, anılan davacılar eldeki davaya konu tüm dava haklarını dava dışı …’a 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu HMK 125. maddesinin 2. fıkrası uyarınca temlik etmişlerdir. Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere göre çekişmeli 3170 parsel sayılı taşınmazın 1943 yılındaki 3116 sayılı yasaya göre yapılan orman tahdit çalışması neticesinde orman tahdit haritası dışında kaldığı, 1972 yılında yapılan arazi kadastro çalışmalarında orman tahdit sınırları içinde olduğu zannedilerek tespit harici bırakıldığı, 1088 sayılı parsel ile de ilgisinin bulunmadığı, teknik hata sonucu 1088 sayılı parselden ifraz edilmiş gibi beyanname düzenlenerek 3170 parsel numarası ile tarihinde hali arazi vasfıyla Hazine adına tapuya tescil edildiği ve 2/B madde şerhinin de sehven verildiği anlaşılmaktadır. 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 17. maddesinin 2. fıkrasına göre orman içi açıklıklar orman sayılmasa da orman bütünlüğünün korunması amacıyla orman olarak tescil edilmeleri zorunlu olup, yasa koyucu tarafından böyle bir yerin zilyetlikle edinim olanağı engellenmiştir. Taşınmazın anılan madde kapsamında orman içi açıklık vasfında olması için de tapulu bir taşınmaz olmaması ve kural olarak dört tarafının ormanla çevrili olması bu nedenle ediniminin orman bütünlüğünü bozması gerekir. Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında dava konusu taşınmazın güneybatı sınırında gerçek kişiler adına tespit ve tescil edilen 134 parsel sayılı taşınmazdan ifraz edilen 1101 parsel ve 97 parsel sayılı taşınmazdan ifraz edilen 1095 parsel sayılı taşınmazların bulunması nedeniyle çekişmeli taşınmazın orman içi açıklık olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle yukarıdaki ilkeler gözetilerek taşınmazın dört tarafı orman ile çevrili olmayacağından ve 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 17. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen nitelikte orman içi açıklık olmadığından bu tür yerlerin koşulların bulunması halinde zilyetlikle kazanılması mümkündür. Ancak mahkemece yapılan keşifte bilgisine başvurulan bilirkişi ve tanıkların sözleri soyut nitelikteki sözlerden ibaret olduğu gibi, taşınmaz bölümlerinin niteliği ile ilgili alınan zirai bilirkişi raporu da teknik ve bilimsel verilerden uzak ve soyut olarak hazırlanmış, ayrıca çekişmeli taşınmazda idari yoldan tapu kaydının oluştuğu tarihten geriye doğru hava fotoğrafı uygulaması da yaptırılmamıştır. Hal böyle olunca idari yoldan Hazine adına olan tapu kaydının oluştuğu tarihten geriye doğru 15-20-25 yıl öncesine ilişkin üç ayrı tarihte çekilmiş 1970, 1975 ve 1980’li yıllara ait dava konusu taşınmazın bulunduğu yere ait stereoskopik hava fotoğrafları ile bu hava fotoğraflarının üretildikleri memleket haritaları ilgili yerlerden getirtilerek dosya arasına konulmalıdır. Bundan sonra önceki bilirkişiler dışında Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü Öğretim Üyelerinden seçilecek 3 kişilik ziraat mühendislerinden oluşan ziraatçi bilirkişi kurulu, Jeodezi ve Fotogrametri uzmanı bir harita mühendisi bilirkişi ve dava sonucunda yararı olmayan elverdiğince yaşlı, yansız yerel bilirkişiler ve tarafların göstereceği tanıkların tümü hazır olduğu halde taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, stereoskopik hava fotoğrafları ve bu hava fotoğraflarından üretilen memleket haritaları incelenmeli ve taşınmazın kadastro paftasındaki konumu bilgisayar programı aracılığıyla uydu ve hava fotoğraflarına aktarılmalı ve taşınmazın bu hava fotoğrafları ve memleket haritalarındaki niteliği ile çekişmeli taşınmaz bölümlerinin o yıllarda tarım arazisi olarak kullanılıp kullanılmadığı hususunda jeodezi ve fotogrametri uzmanı harita mühendisinden ayrıntılı rapor alınmalı, davacıların davaya konu yaptığı yerler ile taşınmazın geriye kalan bölümünün önceki ve şimdiki niteliği ile çekişmeli taşınmaz bölümlerinin imar-ihyaya konu olmuş ise bu bölümlerin öncesinin niteliği, imar-ihya varsa imar-ihyaya en erken ne zaman başlanıldığı ve tamamlandığı, zilyetliğin hangi tasarruflar ile sürdürüldüğü hususlarında ziraat bilirkişi kurulundan ayrıntılı rapor alınmalı, ayrıca zilyetliğin başlangıç günü, süresi ve sürdürülüş biçimi hakkında yerel bilirkişi ve tanıklardan olaylara dayalı ve ayrıntılı beyanları alınmalı ve yerel bilirkişi ve tanık sözlerinin doğruluğu komşu parsel tutanakları ve dayanakları ile hava fotoğrafı, memleket haritası ve uzman bilirkişi raporları göz önünde tutularak denetlenmeli, jeodezi ve fotogrametri uzmanı harita mühendisi bilirkişiye komşu parsellerin dayanağı kayıtların çekişmeli taşınmaz yönünü ne okuduğunu belirtir keşfi denetlemeye imkan veren harita düzenlettirilmeli, dava konusu taşınmaz bölümlerinin her birinin ayrı ayrı fotoğrafları çektirilerek bilirkişi raporlarında hangi harfle belirtilen kısma tekabül ettiği açıkça fotoğraf üzerinde belirtilmeli, keşifte saptanan yerel bilirkişi ve tanıkların beyanları arasında aykırılık oluşursa bu aykırılık giderilmeli ve bundan sonra toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir. İnançlı İşlem, Banka Dekontu ile Tapu İptal ve Tescil Davasının İspatı İçtihadı Birleştirme kararının sonuç bölümünde ifade olunduğu üzere, inançlı işleme dayalı olup dinlenilirliği kabul edilen iddiaların ispatı, şekle bağlı olmayan yazılı delildir. İnanç sözleşmesi olarak adlandırılan bu belgenin sözleşmeye taraf olanların imzasını içermesi gereklidir. Bunun dışındaki bir kabul, hem İçtihadı Birleştirme kararının kapsamının genişletilmesi, hemde taşınmazların tapu dışı satışlarına olanak sağlamak anlamını taşıyacağından kendine özgü bu sözleşmelerle bağdaştırılamaz. tarihli 20/6 sayılı İnançları Birleştirme kararı uyarınca, inançlı işleme dayalı iddianın, şekle bağlı olmayan yazılı delille kanıtlanması gerekeceği kuşkusuzdur. Şayet, ispat külfeti kendisinde olan tarafın yazılı bir belgesi yok ise ancak taraflar arasında gerçekleştirilen mektup, banka dekontu, yazışmalar gibi birtakım belgeler var ise bunların yazılı delil başlangıcı sayılacağı ve iddianın her türlü delille kanıtlanmasının olanaklı hale geleceği sabittir. Şayet, yazılı delil başlangıcı sayılacak böylesi bir olgu da bulunmuyor ise iddia sahibinin son başvuracağı delilin karşı tarafa yemin teklif etme hakkı olduğu da şüphesizdir. Somut olaya gelince; dava konusu … ada … parsel sayılı taşınmazdaki 18 nolu bağımsız bölümün davacıların mirasbırkanı … tarafından satış suretiyle davalılardan …’a devredildiği, …’un da tarihinde diğer davalı …’ya satış yoluyla temlik ettiği, davalılardan …’nin tarihinde Türkiye İş Bankası Erdemli şubesinden konut kredisi kullandığı anlaşılmıştır. Konut kredisinin çekildiği bankadan gelen müzekkere cevabında anılan kredinin davacıların mirasbırakanı …’a ödendiği, kredi ödemelerinin kim tarafından yapıldığının tespit edilemediği bildirilmiştir. Davacılar çekişme konusu taşınmazın temlikinin inançlı işleme dayalı olduğunu, taşınmazın devrinden sonra alınan banka kredisini mirasbırakanlarının ödediğini iddia ederek dava dilekçesi ile bir takım banka dekont fotokopilerini dosyaya ibraz etmiş, ne var ki ibraz edilen dekontların okunabilir asılları dosyada bulunamamıştır. Hemen belirtmek gerekir ki; taraflar arasındaki ilişki ve çekişmenin çözüme kavuşturulması bakımından yukarıda değinilen İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca yazılı belge ile ispatı gerekmekte ve fakat böylesine bir belgenin bulunmadığı anlaşılmakta ise de; davacıların sunmuş olduğu dekontların bu ilişki ile bağlantılı olduğunun saptanması halinde delil başlangıcı teşkil edeceği ve çekişmenin giderilmesinde gözardı edilemeyeceği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 202. maddesi hükmü gereğince delil başlangıcı sayılabilecek belgelerin bulunması halinde tanık dinletilmesinin mümkün olduğu açıktır. Aynı kanunun 227/1 maddesi; “Uyuşmazlık konusu vakıanın ispatı için yeminden başka delili olduğunu beyan etmiş olan taraf dahi yemin teklif edebilir.” şeklinde kat’i delil olan yemin teklifini düzenlemektedir. Davada taraflardan herhangi birisi istek ve savunmasının ispatı için takdiri veya kanunikesin delillerden herhangi birisi ile birlikte hasmına yemin yöneltmiş olursa bu durumun ispatın yalnız yemine bırakıldığı, gösterilen diğer delillerden vazgeçildiği şeklinde yorumlanamaz. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeler Usulü, 6. Baskı, cilt 3, sh2493 Bu durumda tarafın diğer delillerinden vazgeçmediği ve münhasıran yemin deliline dayanmadığı gözetilerek ilk önce diğer delilleri incelenir, diğer delillerle iddia veya savunma ispat edilemediği takdirde yemine başvurulur. Hâl böyle olunca; öncelikle kredi ödemesine ilişkin dekontların okunabilir asıllarının ibrazının sağlanması, dekontların davacıların elinde bulunması hususu da gözetilerek delil başlangıcı niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesi, bu nitelikte sayılması durumunda dosyadaki tüm deliller birlikte değerlendirilerek çekişme konusu taşınmazın inançlı işlem kapsamında davalıya devredildiği kanaatine varılması halinde, kredi borcunun kim tarafından ödendiği üzerinde durulmak suretiyle, bu aşamada 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 97. maddesindeki düzenleme de gözetilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir. Davacıların yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün 6100 sayılı Yasanın geçici yollaması ile 1086 sayılı HUMK’un gereğince BOZULMASINA, karar verildi Yargıtay Tarih - E 2019/1663, K 2019/3078. Tapu İptal ve Tescil Davasında Zararın Kapsamı Nasıl Bilirlenir? 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 1007. maddesi gereğince, tapu sicilinin yanlış tutulması nedeniyle zarara uğrayan kişinin bütün zararlarından devlet sorumludur. Tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu sahibinin oluşan gerçek zararı neyse, tazminatın miktarı da o kadar olmalıdır. Gerçek zarar; tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu malikinin mal varlığında meydana gelen azalmadır. Tazminat miktarı, zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı, zarar görenin mal varlığı ne durumda olacak idiyse, aynı durumun tesis edilebileceği miktarda olmalıdır Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun gün ve 2003/19-152 E. - 2003/125 K.; gün ve 2010/14-386 E. - 2010/427 K.; gün ve 2010/13-618 E. - 2010/668 K. sayılı kararı. Zarara uğrayan kişinin gerçek zararı ise, tazminat miktarının belirlenmesinde esas alınacak değerlendirme tarihine göre belirlenecek olup, bu tarih ise zararın meydana geldiği tarihtir. Zararın meydana geldiği tarihe göre, tapusu iptal edilen gayrimenkulün niteliği ve değeri belirlenmelidir. Taşınmazın niteliği arazi ise, net gelir metodu yöntemi ile, arsa vasfında ise değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması suretiyle gerçek değer belirlenmelidir Yargıtay 20. Hukuk Dairesi - Karar 2015/4093. Tapu Tahsis Belgesine Dayalı Tapu İptali ve Tescili Davasında Görevli Mahkeme Dava, tapu tahsis belgesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun “idari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı” başlıklı 2. maddesinde2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun “idari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı” başlıklı 2. maddesinde idari dava türleri ve idari yargı yetkisi açıkça düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı açılan iptal davaları, idari eylem ve işlemlerden dolayı açılan tam yargı davaları ve idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan anlaşmazlıklara dair davalar olarak gösterilmiştir. Yargı yetkisinin ise idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olduğu belirtilmiş yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde karar vereceğine dair bir düzenleme de mevcut değildir. Somut olayda, davacının tapu iptal tescil talebi idari nitelikte bir dava olmadığından bu tür uyuşmazlıkların adli yargıda çözümlenmesi gerekir. Yargıtay 14. Hukuk Dairesi - Karar 2016/4079. Tapu iptal ve tescil davası, taşınmaz mülkiyetini değiştiren ve taraflar açısından büyük ekonomik riskler taşıyan bir gayrimenkul davası çeşidi olduğundan mutlaka bir gayrimenkul avukatı vasıtasıyla takip edilmelidir. Avukat Baran Doğan Hukuk Bürosu UYARI Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir. Makale Yazarlığı İçin Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.
Tapu İptal ve Tescil Davası Ne Kadar Sürer, Tapu iptal ve tescil davasının sonuçlanması dava dosyasının niteliği ve dava açılan mahkemenin iş yüküne göre sonuçlanmaktadır. Taşınmazın kime ait olduğunu belirleyen resmi bir belge olan tapular Tapu Sicil Müdürlükleri tarafından tapu siciline kaydedilmekte ve resmi iş ve işlemlerde İptal ve Tescil Davası Ne Kadar Sürer?Tapuların ve tapu sicillerinin iptali için açılan bu davalar kişinin hakkının zedelenmesi sebebiyle açılabilen iptal ve tescil davası ne kadar sürer konusunda net bir cevap vermek mümkün olmamakla birlikte tapu iptali ve tescil davalarında Adalet Bakanlığı tarafından 730 günlük hedef süre uygulaması 2019 yılında hayata geçirilmiştir. Bu süreye istinaf ve temyiz kanun yollarına başvurulması halinde geçecek süreler dahil İptal ve Tescil Davası Nasıl Açılır?Tapu iptali ve tescil davaları birbirinden bağımsız iki farklı dava tipidir. Tapu iptalinin istenmesi halinde tapu iptal davası, tapu iptaliyle birlikte tapu sicil kaydının da değiştirilmesinin istenmesi halinde tapu iptal ve tescil davası birlikte açılmaktadır. Tapu iptali ve tescil davalarında davacının ayni hakkının zedelenmesi gerekmektedir. Bu durumda hakkı çiğnenen kimse gerekli delilleri ortaya koyarak tapu iptal ve tescil davası iptal davası ne kadar sürede sonuçlanırTapu İptal ve Tescil Davası Nerede Açılır?Tapu iptal ve tescil davaları taşınmazın bulunduğu yerdeki Asliye Hukuk Mahkemesi’ne açılmaktadır. Açılan davada davalı kişi tapunun tescilinin yapıldığı kişidir. Bu davaların takip edilmesi ve olumlu sonuçlanması için bu alanda uzman avukatlardan yardım almanız önemlidir. Tapu iptal davası avukatlık ücretleri davanın türüne ve kapsamına göre sonrası tapu iptal ve tescil davası da bu alanda sıkça karşılaşılan dava çeşitlerindendir. Bu şekilde açılan davalarda köy muhtarlığı, hazine veya belediyeye husumet yöneltilmeli ve davalı taraf bu kurumlardan biri Konutu Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil DavasıKadın eşin ve çocukların barınma hakkını koruyan aile konutu müessesesi ile ailenin birlikte oturduğu ev hakkında tasarrufta bulunulması iki eşin ortak kararına bırakılmıştır. Örneğin evin ipotek edilmesi, kiralanması gibi tasarruflarda diğer eşin rızası yoksa tapu iptal ve tescil davası açarak aile konutu güvence altına alabilir. Bu davanın açılması için tapuya kayıtlı taşınmazın önceden aile konutu olarak Tapu Sicil Müdürlüğü’ne tescil edilmesi Tapu İptal ve Tescil Davası Ne Kadar Sürer konusu yer almıştır. Diğer bilgilendirici makaleler için Ankara Avukat ve Tapu İptal Davası Nasıl Açılır sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.
Tapu iptal ve tescil davası, usule aykırı ve kanunsuz bir şekilde düzenlendiği iddia edilip tapu kaydının tekrar hukuka ve gerçek duruma uygun hale getirilmesi amacıyla açılır. Tapu iptali ve tescili davaları taşınmazın aynına ilişkin davalardır. Taşınmaz mülkiyeti kural olarak tescille kazanılır ve TMK m. 1024/2’ye göre bağlayıcı olmayan bir hukuki işleme dayanan veya hukuki sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur. Tapu iptali ve tescili davası da kanuna aykırı, usulsüz veya yolsuz düzenlendiği iddia edilen tapu kaydının yani tescilin, düzeltilmesi ve hukuka uygun hale getirilmesi amacıyla açılmaktadır. Yani tapu sicilinde yapılan kayıtların hukuki gerçeği yansıtmadığı durumlarda tapu iptali ve tescil davaları söz konusu olacaktır. Mülkiyet hakkının korunması için tapu iptal ve tescil davasının hukuk içerisindeki yeri çok büyüktür. Mülkiyet hakkı gerek Anayasamızla korunan temel haklardan olup, gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 1 No’lu Ek Protokolüyle koruma ve uluslararası hukukun denetimi altına alınmış haklardandır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, her devletin vatandaşının mülkiyet hakkını korumakla görevli olduğunu ifade etmiştir. Eğer kişinin mülkiyet hakkı korunamazsa, oluşan mağduriyetin giderilmesi için öncelikle iç hukuk yolları tüketilmelidir. İlk derece Mahkemesi, istinaf ve davanın değerine göre temyiz yolu açık ise temyiz başvurusu sonucunda da mülkiyet hakkı ihlali varsa, bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvuru imkânı mevcuttur. Tüm iç hukuk yolları tüketildikten sonra insan hakkı ihlali iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de başvurulabilir. Ayrıca Tapu iptal davası, mülkiyetle ilişkili bir dava olduğu için kesin hüküm verilmeden icra hükmü uygulanmaz. Tapu İptal ve Tescil Davası Hangi Durumlarda Açılabilir? Tapu iptal ve tescil davası en temelde mülkiyet hakkına ilişkin yolsuz bir tescilin varlığı halinde açılan bir dava olsa da; ipotek, önalım, şerh edilmiş kira ve taşınmaz satış vaadi sözleşmesi, sükna vb. gibi sınırlı ayni haklara ilişkin yolsuz bir tescilin bulunması halinde de açılabilen bir davadır. Söz konusu yolsuz tescil ; tapu kütüğünde haklı bir neden olmadan işlem yapılması, malik dışında başka bir kişi adına tescil yapılması, ilgili taşınmazdaki tescilin değiştirilmiş veya tapu kütüğünden silinmiş olması, yapılan yolsuz tescil sonucu ayni hakkın zedelenmiş olması gibi nedenlerden kaynaklanabilmektedir. Uygulamada birçok nedene bağlı olarak tapu iptal ve tescil davası açılmaktadır. Bunların en yaygın olanları şu şekildedir Hukuki Ehliyetsizlik Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası TMK m. 9 ve 15 hükümleri uyarınca tapuda taşınmazın devri işlemini yapan kimsenin devir anında temyiz kudretine ve fiil ehliyetine sahip olması gerekmektedir. Aksi halde temyiz kudretinin veya fiil ehliyetinin bulunmaması sebebiyle kişinin yapacağı devir işlemi sonuç doğurmayacaktır. Bu şekilde hukuki olarak ehliyetsiz kişinin yaptığı tapu işlemleri tapu iptal ve tescil davası konusu olabilmektedir. Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası Mirasbırakanın mirasçılarından mal kaçırmak maksadıyla, sağken bazı mallarını başkalarına devrederek mirastan mal kaçırdığı görülmektedir. Bu durumda muris muvazaası adı verilen durum meydana gelmekte ve mal kaçırmaya konu taşınmazların terekeye dönmesinin sağlanabilmesi için tapu iptal ve tescil davası açılabilmektedir. Vekalet Görevinin Kötüye Kullanılması Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası Kendisine vekaleten işlem yapma yetkisi verilen vekilin bu yetkiyi aşacak şekilde işlem yapması ve tapuda birisine hak devretmesi durumunda bu devrin diğer tarafı olan üçüncü kişinin iyi niyetli olup olmadığına bakılır. Çünkü tapu kaydına güvenerek iyi niyetle mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanıldığı zaman bu kazanım korunmaktadır. Eğer üçüncü kişi, vekilin yetkisini aştığını biliyorsa tescil yolsuz olur ve tapu iptal ve tescil davası açılabilir. Ancak üçüncü kişi, vekilin sınırı aştığını, vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyorsa mülkiyeti veya diğer kazanımları korunur. Aile Konutu Şerhi Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası Eşlerden biri diğerinin açık rızasını almadan aile konutunu üçüncü kişilere devredemez veya üzerinde üçüncü kişi yararına ipotek vb. gibi sınırlı ayni haklar tesis edemez. Gayrimenkulün sahibi olmayan eş, tapu müdürlüğüne başvurarak tapu kütüğüne aile konutu şerhi verilmesini talep ederek 3. kişinin iyiniyetli olma halini önleyebilir. Bu sayede aile konutu şerhi bulunan taşınmaz üzerinde eşin açık rızası alınmadan yapılan devir işlemi tapu iptal ve tescil davası yoluyla geçersiz hale getirilir. Kazandırıcı Zamanaşımı ve Zilyetlik Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası Olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı genel olarak tapu kaydı bulunmayan taşınmazların 20 yıl boyunca bir kişinin elinde bulunması sonucunda ve bu süreçte kendisine mülkiyete ilişkin bir itiraz yöneltilmemesi halinde bu kişinin taşınmazın maliki olması anlamına gelir. Ancak bu sürenin sonunda mülkiyet kendiliğinden kazanılmamakta, bunun için bir tapu tescil davası açılması gerekmektedir. Tapu İptali Davası Nerede ve Nasıl Açılır? Tapu iptal ve tescil davasın da mülkün gayrimenkulün bulunduğu yerde açılır. Gayrimenkulün bulunduğu yer mahkemesi tek ve kesin yetkili mahkemedir. Bu yetki kamu düzenine ilişkindir. Taraflar aksini kararlaştıramaz. Davaya bakan hâkim, davanın yetkili mahkemede taşınmazın bulunduğu yerde açılıp açılmadığını re’ sen kendiliğinden denetlemek zorundadır. Bu husus dava şartlarından olup, dava yetkili mahkemede açılmamışsa Hukuk Muhakemeleri Kanununun 114/ ve 115. Maddeleri uyarınca davayı derhal usulden reddetmek zorundadır. Tapu iptal ve tescil davası, taşınmazın bulunduğu yerin asliye hukuk mahkemesinde açılır. Görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Tapu iptal ve tescil davası için dilekçenin eksiksiz ve kusursuz olması şarttır. Gayrimenkulün kayıt bilgileri, olaydaki hukuka aykırı olan tüm durumlar açık bir şekilde belirtilmelidir. Hazırlanan dilekçede, bilirkişi talep edilecek hususların net olarak belirtilmesi gerekir. Ayrıca keşif ve tanıkların dinlenmesi esnasında dikkat edilmesi gereken durumlarda vurgulanmalı. Ayrıca dava dilekçesinde tanık deliline de dayanmak gerekir .Dayanılacak her bir vakıa ve delil dava dilekçesinde yer almalıdır. Dava dilekçesinde veya karşı tarafın cevap dilekçesine verilecek cevapta yer verilmeyen maddi vakıalar veya deliller iddianın genişletilmesi yasağı kapsamında kalabilir ve hak kaybına yol nedenle bu tarz davalarınızı Erzincan Avukatla takip etmeniz tavsiye edilir. Tapu İptal Davaları Hangi Durumlarda Açılamaz? Tapu tescil işlemi yapılmamış taşınmazlarda şayet mülk devlet hazinesine aitse ve taşınmazı kullanmakta olan kişi en az 20 senedir bu taşınmazı kullanıyorsa taşınmaza ücreti karşılığında öncelikli olarak sahip olabilme imkanına sahiptir. Bu şartlarda yapılan tescil işlemi aleyhinde dava açılabilmesi mümkün değildir. Önemli nokta en az 20 yıldır kullanılan taşınmazın devlet hazinesine mi yoksa özel kişilere mi ait olduğunun saptanmasıdır. Eğer mülk özel kişilere aitse bu durum başka biri tarafında izinsiz kullanım işgal olarak kabul edilir ve süresiz olarak dava açılabilmesi mümkündür. Tapu İptal ve Tescil Davasını Kim, Kime Karşı Açabilir? Tapu iptal ve tescil davasını açacak olan kişi için genel olarak denilebilir ki bu davayı hatalı kayıt ile ayni hakkı zedelenmiş kimseler açabilir. Muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil davasında mirasçılar, herhangi bir yolsuz tescil durumunda malik olduğunu iddia eden kişi, vekalet görevinin kötüye kullanılmasında ayni hakkı zedelenen kişi, aile konutu ile ilgili tapu iptal ve tescil davasında ilgili eş, olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı durumunda da zamanaşımı ile hak kazanan kişi bu davayı açacak kişiler arasında yer alır. Tapu iptal ve tescil davası açma hakkına sahip olan kişi somut olayın şartlarına göre tespit edilmelidir. Tapu iptal ve tescil davası, ilgili gayrimenkulün tapu sicilinde hatalı şekilde malik veya başka hak sahibi olarak yer alan kişiye karşı açılır. Yani gayrimenkulün sahibi tapuda hatalı görülüyorsa bu kişiye karşı veya ipotek veya intifa hakkı tapuda hatalı olarak yer alıyorsa bu kişilere karşı tapu iptal ve tescil davası açılır. Eğer tapuda malik olarak veya hak sahibi olarak görülen kişi dava tarihi itibariyle hayatta değilse yani ölmüşse bu dava o kişinin mirasçılarına karşı açılır. Bütün mirasçılar bu bahsettiğimiz davada hasım yani davalı olarak yer alır. Tapu iptal davası aynı zamanda bu mirasçılardan ilgili taşınmazı kötüniyetli olarak devralan üçüncü kişilere karşı da açılabilecektir. Tapu İptal Davasını Açma Süresi Ne Kadardır? Genel olarak hukuk sistemler bir davanın sonsuza dek açılmasına olanak tanımaz. Hukuki güvenlik ilkesi gereği, bazı davaların belirli bir süre içinde açılması, bu süre geçirildikten sonra açılan davaların ise artık mevcut yeni durumun korunmasını meşru kılan nedenlerden ötürü reddi söz konusudur. Bir davayı açmak hak düşürücü süreye veya zamanaşımı süresine tabi olabilir Hak düşürücü süre ile zamanaşımı süresi arasındaki en önemli fark, kanunda süre “hak düşürücü” olarak belirlenmiş ise, o süre içinde açılmayan davayı, davalı taraf itiraz etmese dahi hâkim kendiliğinden sürenin geçmiş olması nedeniyle reddetmek durumundadır. Zamanaşımı süresi söz konusu ise, davalı tarafından ilk itiraz yoluyla ileri sürülmelidir. Zamanaşımı itirazında bulunmak yargılamadan belirli bir süreye tabidir. Tapu iptal davasının zamanaşımı süresi dayandığı hukuki sebebe ve kanuna göre değişir. Genel olarak 10 yıldır. Kadastrodan kaynaklı tapu iptal ve tescil davaları ise, Kadastro Kanunu’nda yer alan “hak düşürücü süre” nedeniyle 10 yıl içinde açılmak zorundadır. Kadastro çalışmaları sonrasında oluşmuş bir tapu kaydının oluşmasından itibaren 10 yıl geçtikten sonra o tapu kaydının gerçeği yansıtmadığı iddiasıyla kadastro öncesi sebeplere dayanılarak dava açılamaz. Miras hukukundan kaynaklı davalarda kanun farklı süreler öngörmüş olabilir. Ancak, mirasçılar arasında muris muvazaasına mirasçıdan mal kaçırma amacına dayanan hibe, satış, ölünceye kadar bakım vaadi sözleşmesi vs dayanan tapu iptal davası hak düşürücü süre veya zamanaşımına tabi değildir. Yine, Orman Kanunu veya Kıyı Kanunu uyarınca özel mülk olarak kaydı mümkün olmadığı halde, gerçek veya tüzel kişi adına tapuya kaydedilmiş taşınmazların tapularının iptali herhangi bir süreyle sınırlı değildir. Ancak, geçmiş dönemde yürürlükteki mevzuat nedeniyle tapuya özel mülk olarak tesciline imkân bulunan taşınmazların o dönemde yasal olarak oluşmuş tapularının “kazanılmış hak” ilkesi gereğince korunması söz konusudur. Bu konuda Yargıtay’ın ilgili kararlarında mevcuttur. Yolsuz tescile dayanan tapu iptal davaları da bir süreyle sınırlı değildir. Ancak, her fiili duruma veya gerçeğe aykırı tescil, “yolsuz tescil” demek değildir. Hangi tescillerin yolsuz sayılacağı, hangi hallerde iptal edileceği, arada geçen sürede tapu kaydına güvenerek taşınmazı kayıt malikinden satın alan kişilerim iyi niyetli kazanımların korunması ilkesi Medeni Kanun’da tanımlanmış ve Yargıtay içtihatlarıyla şekillenmiştir. Muris Muvazaası Mirastan Mal Kaçırma Nedir? Mirasçıdan mal kaçırma olarak da bilinen muris muvazaası, ailelerin tek bir çocuğa ya da sadece erkek çocuklarına miras bırakmak istemeleri nedeniyle yapılan işlemdir. Miras bırakan tapuda satış işlemi yapar fakat aslında taşınmazını bağışlamaktadır. Bu gibi durumlarda sözleşmelerin geçerlilik şartları arasında yer alan muvazaalı işlem olmaması şartı yerine getirilmediği için devir geçersiz olacaktır. Muvazaalı işlem sonucunda yapılan işlemden zarar gören veraset ilamındaki mirasçılar tenkis davası açabilecekleri gibi tapu iptal ve tescil davası da açabilirler. Muris muvazaasına ilişkin Yargıtay Kararları’nda bu tür durumlarda tapunun iptaline karar verilmesi gerektiği ifade edilmektedir; Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2016/17162 E. 2020/1514 K. ve Tarihli kararında; “Mirasbırakanın kızları ile arasının bozuk olduğu, davalının tek oğlu olduğu, taşınmazın ara malik adına kayıtlı olduğu dönemde davalının kullandığı, mirasbırakanın mal satmaya ihtiyacının olmadığı, davalının alım gücünün bulunmadığı, bedeller arasında fahiş fark olduğu anlaşılmakla temlikin ara malik kullanmak suretiyle mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla yapıldığı anlaşılmakla davanın kabulüne karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru değildir.” Tapu İptal ve Tescil Davasında Avukat Desteğinin Önemi Nedir? Tapu kayıtları uygulamada kesin kayıtlar olarak görülmekte ve sanki bundan geri dönüş yokmuş gibi bir algı söz konusu olmaktadır. Ancak bu doğru değildir. Tapu kaydında her ne kadar bir kayıt bulunsa da bunun hatalı olması durumunda kanunda belirtilen ispat araçları kullanılarak tapu iptali ve tescili sağlanabilmektedir. Ancak tüm bunların sorunsuz bir şekilde gerçekleşebilmesi için alanında uzman bir avukatın hukuki yardımına başvurmak hak kaybına uğramamak için büyük önem taşır. Ayırca hukuki süreç hızlı ve etkin şekilde sonuçlandırılması gereken bir süreçtir. Sürecin en doğru şekilde yürütülmesi için en doğru yolun hangisi olacağı somut olayın şartları değerlendirilerek tespit edilmelidir. Bunun en sağlıklı yolu da tecrübeli bir Erzincan avukatın hukuki desteğini almaktan geçer. Aksi halde gereksiz yere zamansal ve parasal kayıplar ortaya çıkacaktır. Daha fazla makale için tıklayınız. Avukata Danışmak Ücretli Midir? Avukata Vekalet Nasıl Verilir ? Dava Nasıl Açılır? Hakkımda Açılmış Bir Dava Var Mı? Nasıl Anlarım ?
ipotekli taşınmaz için açılacak tapu iptali ve tescil davası