♣️ Insanın Yaratılışı Ile Ilgili Ayetler Ve Anlamları

Kelâmve felsefede ihtirâ, gaye ve nizam gibi adlar verilen bu deliller Kur’an’da Allah’ın varlığı ile ilgili âyetlerin ana konusunu teşkil eder. Buna göre göklerin ve yeryüzünün belli bir düzende yaratılışı, yer küresinin canlıların yaşamasına elverişli hale getirilişi, ona belli bir ağırlık kazandıran Kanımız odur ki, hangi düşünce ve inançta olursa olsun, yukarıdaki bu iki temel soruya tutarlı bir yanıt veremeyen insanın en azından kendisiyle ilgili bir sorunu vardır. En son söylenecek sözü en başta söyleyerek konumuza girmek istiyoruz. İnsanın yaratılışıyla ilgili ayetler Allah, sizi yaratan, sonra size rızık veren, sonra sizi öldürecek ve daha sonra da diriltecek olandır. Allah’a koştuğunuz ortaklardan, bunlardan herhangi bir şeyi yapabilen var mı? O, onların ortak koştuklarından uzaktır, yücedir. (Rum Suresi 40. Ayet) Yerlerde tek kütle ve tek bir tabaka iken Allah aynı şe­kilde onu da bölüp 7 yer hâline getirdi. Bu da Mücâhid (ö, 100 h/718 m) ve e s - S ü d d î (ö. 127 h/744 m) gibilerin görüşüdür. 3- Gökler birbirine bitişik olup katılıktan yağmur yağdırarmyorlardı. Yerler de birbirlerine bitişik olup katılık ve sertlikten Tarıksuresi 5 ve 8. ayetler arasında insan yaratılışı ile ilgili şu şekilde ifadeler geçer: “5- Şu halde insan bir baksın, neden yaratılmıştır? 6- O, atılıp dökülen bir sudan yaratılmıştır. 7- Sulb (omurga) ile göğüslerin arasından çıkar. 8- Şüphe yok ki O, onu yeniden döndürmeye kadirdir.” yeralan ayetler ışığında insanın yaratılışı, diğer varlıklardan ayırt edilen maddi ve manevi yönleriyle bireysel mü’min insanı; vahiy, ibadetler ve dua gibi mü’minin Allah ile yakın ilişkisini ortaya çıkaran iletişim araçlarını; Kur’an’ın sunduğu dinamik ve Mesela: “Ona (insanın nefsine, öz benliğine) kötülük ve iyiliği idrak kabiliyetini ilham edene yemin olsun ki, nefsini (kötülüklerden) temizleyen gerçekten kurtuluşa ermiştir. Onu kirletip (kötülüklere) gömen de hüsrana uğramıştır.” (Şems, 91/8-10) mealindeki ayetlerde, insanın yapısında var olan hem iyi hem kötü Yinebu rivayetler, Kur'ân'm anla­şılma sürecinde ve Kur'ân-ı Kerîm tarihinde "oriji­nal tarih" olarak adlandırılabilir.2- İnsanın tarihsel bir varlık olması bağlamında bakılmalıdır. Bu tür esbâb-ı nüzul rivayetleri, Kur'ân-ı Ke­rîm'in anlaşılma sürecinde ve Kur'ân tarihinde "dü­şünülmüş tarih" olarak İslamın Şartları İle İlgili Ayetler Ve Hadisler (Diyanet) #İslam'ın Şartları Nelerdir? Twitter Linkedin Flipboard Linki Kopyala Yazı Tipi. Mayıs 11, 2020 01:09. Adem'in yaratılışı ve diğer insanların yaratılışı Yaratılış devrelerimizi daha iyi anlamak için Kur'an-ı Kerim'deki insanın yaratılışı ile ilgili ayetleri derledik. Giriş Tarihi: 20.05.2020 09:39 Allah ve Resulüne itaat, kuru bir kuralcılığı değil, hem kadının hem de erkeğin davranışlarında kulluk bilincini kuşanmasını; yatay gibi görünen ilişkilerde dahi sürekli dikey bilincin farkında olmalarını; bağımsız ve özgür bireyler olarak değil, birbirine kulluk ve yaratılış bağıyla bağlanan iki insanın kendi İnsanın Üstün Yaratılışı ile İlgili Ayetler. “Meleklere: Âdem’e secde edin! demiştik. İblis’in dışında hepsi secde ettiler. İblis: «Ben, dedi, çamurdan yarattığın bir kimseye secde mi ederim!». Dedi ki: «Şu benden üstün kıldığına da bir bak! Yemin ederim ki, eğer beni kıyamete kadar yaşatırsan, pek azı 4t84jjT. Allah Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya Kur’an ayetlerini indirirken, Kur’an’ın bazı noktalarında insanı boş yere yaratmadığını anlatmıştır. Meallerden de anlaşılacağı üzre, Allah insanoğlunu boşuna değil yani yalnızca boş, dünyevi işlerle oyalanıp göçüp gitmesi, sadece yemesi içmesi, gezip tozması için yaratmamıştır. Allah insanları asıl hayatları olan ahiret hayatına hazırlansınlar ve bunu O’na kulluk ederek yapsınlar diye yaratmıştır. “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” Zâriyât Suresi, 56. Ayet Bu ayet-i kerimeden de anlaşılacağı gibi apaçık bir şekilde görülüyor ki Allah insanları kulluk etsinler diye yaratmıştır. İnsanlar; kulluk vazifelerini yerine getirmek, Rabbe itaat, tevazu sahibi olmak, yaratılan her şeyin bilincinde olarak şükretmek, kuvvetsizliğinin farkında olmak, iyi kötü her şeyden Allah’a sığınmak ve yalnız ondan medet ummak için yaratıldı. “O, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yaratan, sonra göğe yönelip onları yedi gök halinde düzenleyendir. O, her şeyi hakkıyla bilendir.” Bakara Suresi, 29. Ayet Allah birçok ayetinde yeryüzündeki her şeyi insanlar için yarattığını belirtir. Bu devasa yaratılışın, hiçbir noktası boşuna değildir. Allah insanlar için yarattığı onca şey karşılığında yalnızca bunun kıymetinin bilinmesini ister. “Biz göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık. Bu yaratılanların boş yere yaratıldığı iddiası inkâr edenlerin zannıdır. Cehennem ateşinden dolayı vay inkâr edenlerin haline! “ Sâd Suresi, 27. Ayet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed ümmetine ibadetleri yerine getirmenin önemini her fırsatta anlatmıştır. Zaten özellikle Allah’ın farz kıldığı ibadetleri yerine getirmek, insanın başlıca yaratılış gayelerindendir. Fakat insan yalnızca ibadet etmek için yaratılmamıştır. Bu yanlış bir algıya yol açar. Halbuki Allah’ın insanın ibadetine ihtiyacı yoktur. Zaten insanlar da Allah ihtiyaç duyacağından değil, Allah rızası için, O’na kulluk etmek için ibadet ederler ki bu da yine sadece insanların hayrınadır. İnsanlar bu dünyada yaşarken, bu dünya için çalışıp çabalar ve doğru bir birey olmak için uğraşırken bir yandan da Allah’a kulluk etmek için yaratılmışlardır. Zaten Allah’a kulluk gayesi güderek yaşamak da otomatikman dinin gerektirdiklerinden dolayı kişiyi doğru bir birey haline sokmaktadır. İslam dininin insanlara gösterdiği her yol, ibadetlerin her biri insan için faydalıdır. İnsana farz kılınan her şey insanın yararına, yasak kılınan şeyler ise zararınadır. Yani Allah kullarından ibadet etmelerini isterken dahi onların yararına olacak bir şey ister. “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım. Ben onlardan rızık istemiyorum. Beni doyurmalarını da istemiyorum.” Zâriyât Suresi, 57. Ayetler Bütün insanlar, her şeyin yaratıcısı ve maliki olan Allah’ın kullarıdır ve her insan onun verdiği emirlere uymak ve kendisine farz kılınan ibadetleri yerine getirmekle yükümlüdür. Allah ü Tâlâ kullarına iyiyi, doğruyu, kötüden ve yanlıştan ayıracak bilinci verdi ve kullarının hepsini emirleriyle şereflendirdi. Her şeyin sahibi olan Allah insanların faydalı bir hayat yaşamasını sağlamak ve onları zararlardan koruyabilmek için gerekli olan tüm detayları Kur’an-ı Kerim ile kullarına anlattı. Yaratılış ile İlgili Diğer Bazı Ayetler “O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.” Mülk Suresi, 2. Ayet “Sizi boşuna yarattığımızı ve bize tekrar döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” Mü’minûn Suresi, 115. Ayet “Şayet doğru yolda gitselerdi, bu hususta kendilerini denememiz için onlara bol su verirdik. Kim Rabbinin zikrinden yüz çevirirse, Rabbin onu gitgide artan çetin bir azaba uğratır.” Cin Suresi, 16. Ayet “Ve sana yakîn ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et!” Hicr Suresi, 99. Ayet Bir önceki yazımızda Hac ve Umre Aşısının Nerelerde ve Nasıl Yapılacağını anlattık. İlgili diğer yazılar ise şöyle; İman Artıp Eksilir Mi? – Müslüman Ölmek! – İslam’da Kudüs’ün Önemi – Murakabe Nedir? – Cennetle Müjdelenen Ameller! – Doğru Dua Etmenin Önemi insanın yaratılışı ile ilgili grek mitine ait birkaç söylence vardır... en cok bahsi geçen iki değişik hikayeyeden bahsetmek istiyorum ilki belki zamanlama açısından daha mantıklı görünüyor ancak ondan daha çok sevdiğim bir hikaye daha var ki, ilkini kısaca özetleyip, onu sonra uzun uzun anlatacagım..ohaa demeyin gerek yok okuyun örenin iste... hesiodos'un soylar efsanesi...bu efsane insanın tam olarak nasıl yaratıldığını açıklamaz. ..sadece yaratılmış olduğunu varsayar ve sonrasını anlatır bize...der ki hesiodos..chronus'un egemenliği sırasında, ölümsüz tanrılar ilk insan soyunu yaratmi$lar... buna "altın soy" deniyormu$.. bereketli topraklarında tanrılar gibi ya$armı$ ilk insan soyu, mutluluk içinde ya$ar, mutluluk içinde ölür, sonra toprağı ve insanlari koruyan birer minik cine dönüşürlermi$...sonra "gümüş soy"unu yaratm$ tanrılar... gümü$ soy, altın soy kadar zeki değilmi$... aptallıklarıyla başlarını derde sokar, tanrılara saygısız davranırlarmı$... zeus bunu saygısızlık olarak nitelendirmiş ve onları yeraltı cinlerine dönü$türüp toprağın altına gömmü$.."tunç soy" yaratılmış ardından...oysa yeni gelen bu soy, çok daha betermiş öncekinden.. birbirlerine saldırmaktan, savaşmaktan, öldürmekten başka yaptıkları yokmuş.. zeus'un devreye girmesine gerek kalmamış bu sefer, onlar kendi kendilerini yok etmişler ve hades'in karanlık yeraltı dünyasına göcmü$ler.."demir soy" en son gelmiş ve hala sürmekte olan soydur... yine bu efsanede denir ki, bir altıncı soy daha gelecek... saygısız, sevgisiz, yokedici bir toplum olacak ve hak kavramı ortadan kalkacak, güçlüler kazanacak, güçsüzler ölüme mahkum olacak. pek de yanılmamış galiba... 6. soy geldi mi, ne dersiniz? ovidius'un metaporphoses adlı yapıtındaki anlatısıaşklarıyla olympos çevresinde oldukça ünlü olan zeus, kız kardeşi demeter'e kaptırmış gönlünü, onunla beraber olmuş ve güzeller güzeli kore doğmuş..kore, daha sonra yeraltı tanrıçası olduğunda ismi persephone olacak...bu da başka bir hikaye kore, güzelliğinin yanı sıra son derece alımlı, kibar, zeki ve güleryüzlü bir kızmış. iflah olmaz çapkın zeus, tutup kendi kızına aşık olmuş bu güzelliği gördüğünde. aklı fikri kore ile beraber olabilmekteymiş.. bir gün onu yalnız başına ormanda otururken gördüğünde, fırsat bu fırsat demiş, bir yılana dönüşmüş ve onunla beraber olmuş. kore, zagreus'a hamile kalmış. o sıralar zeus'un gözdesi, en sevdiği kore olduğu için, oğlu zagreus'un da ayrı bir önemi varmış zeus için.. onu deliler gibi seviyor, koruyor, kolluyormuş. ancak zeus'un onu sevdiğinden çok nefret ediyormuş kıskanç hera zagreus'tan... hera'nın hışmından korkan zeus, bir mağaraya saklamış oğlunu. zamanında kendisini büyütmüş olan kuretlere emanet etmiş onu. hera veya onun saldığı adamları yaklaşacak olursa, korkunç sesler çıkarıp onları korkutmalarını ve aynı zamanda bebek sesini bastırmalarını iyice tembihlemiş. ancak hera'nın öfkesi öyle büyükmüş ki, zagreus'u bulamayınca titanları çağırmış kendisine yardıma.. titanlar bebeği bulmuşlar kuretlerin sakladığı mağarada... ancak bebek zagreus korkmuş dev titanlardan ve mağaranın daracık dibine saklanmış...titanlar bir ayna getirmeyi akıl etmişler mağaranın girişine. zagreus kendi aksini görünce aynada, meraka kapılıp dışarı çıkmış.. işte o anda üzerine atılmışlar bebeciğin titanlar ve onu paramparça edip etlerini yemişler. geriye sadece kemikleri kalmış...bunu duyan zeus öfkesinden deliye dönmüş ve şimşeklerini göndermiş titanların üzerine... oracıkta küle dönüşmüş titanlar ve zagreus'un kemikleri... zaman geçmiş, yağmurlar yağmış. yağmur suları çamura dönüştürmüş zagreus ve titanların küllerini...prometheus gelmiş sonra. kendisi bir titan olduğu halde, zeus'a karşı savaşmayı kabul etmedikleri için kardeşi epimetheus ile prometheus, tartaros'a gönderilmemiş, zeus tarafından insanın yaratılışında görevlendirilmişlerdir.prometheus, şekil vermiş bu çamura... insan bedenini yaratmış... o sırada oradan geçmekte olan tanrıça athena, prometheus'un eserine hayran kalmış ve çamura hayat üflemiş. işte ilk insan böyle yaratılmış... zagreus'un saflığı, temizliği, iyiliği ve güzelliği ile titanların kötülüğü ve çirkinliğinin bir karışımı... insanın içinde hem iyilik hem kötülük bulunması bundan olsa gerek zaman geçmiş köprülerin ardindan coook sular akmiş insanoğlu çoğalmaya başlamış... bu kısım da mitolojinin birçok yerinde olduğu gibi oldukça kafa karıştırıcı. çünkü birazdan göreceğimiz pandora, ilk kadın ölümlüdür. demek ki pandora gelene kadar insanlar, yani erkek bireyler, bir şekilde kendi başlarına çoğalmayı başarmışlar... nasıl? bu da mitolojinin bilinmezlerinden biri insanoğlu yaratıldığında prometheus kardeşi epimetheus'a der ki, "şimdi de sen bu ölümlü canlıların sıfatlarını dağitiver bilaaderim..." epimetheus başlamış onlara iyi kotu özellikler vermeye... en son sıra insana bir bakmış ki, elindeki bütün güzel sıfatları dağıtmış, insana verecek birşey kalmamış! işte tam bu can alıcı noktada, prometheus'un "ileri görüşlü / önceden gören", epimetheus'un "geri görüşlü / sonradan gören" anlamlarına geldiğini belirtmemde fayda var sanırım prometheus yetişmiş o anda ve insana iki ayağı üzerinde durma yetisi, ateşi ve bunu kullanacak zekayı vermekte karar kılmış...ne verseydiki daha adam olana cokhh bile..insanlar gelişmeye başlamışlar... zeus karışmış orda hemen işin içine... demiş ki, biz tanrılara tapınmayı öğrensin bu insanoğlu.. "bana, kurban ettiğiniz her hayvanın bir parçasını vereceksiniz... hangi parça olduğuna ben karar vereceğim. haydi kurban edin bana şurda duran koyunu" diye buyurmuş...prometheus insanlara yardımcı olmuş hemen... ölümsüz bir tanrının, insanoğlunun yiyeceğine kendisini ortak koşuyor olmasına öfkelenmiş ve bir oyun oynamış zeus'a... kurban etinin en güzel parçalarını iskembenin içine doldurmuş... en kötü kısımlarla kemiklerin üstünü bir güzel örtmüş yağlarla... insanlar demişler ki , "buyur seç bakalım, hangi parçaları sana verelim kurban ettiğimiz hayvanlardan, ulu zeus?" zeus şöyle bir bakmış, "o iğrenç işkembeyi ben ne yapayım, şu yağlarla kaplı semiz etleri seçiyorum" demiş... ancak bir bakmış ki yağların altında kemik dolu. çok öfkelenmiş zeus... kendisini aldatmış olan insanlara ve prometheus'a çok içerlemiş hatta bi köşeye çekilmiş hirsinden ağlamiş garibim.. bir tanrı olarak oyuna getirilmeyi hazmedemiyormuş ama, kararı kesin olmak zorundaymış tanrının; hayır bunu beğenmedim diğerini alacağım diyemezmiş...tanrıların tanrısı, üçkağıda gelmiş olmayı yedirememiş kendisine, ve onlara ceza olsun diye ellerinden ateşi geri almış ve baldiri ciplak sekilde birakmiş insanoglunu.... prometheus yine yetişmiş hiziraleyhisselam gibi imdadına insanların.. gitmiş tanrısal ateşten bir parça çalmış, onlara vermiş...prometheus gostermis yine delikanliligini...işte böylesine insan dostudur, mitolojinin ilk asisi olan prometheus..hep insanlar için çalışmış, savaşmıştır. tanrıları hep son derece sıkıcı ve adaletsiz bulmuştur..zeus, prometheus'u cezalandırmaya karar vermiş. hephaistos'a onu kafkas dağlarına zincirlemesini emretmiş. ..cezası çok ağırmış kolları iki yana açılmış şekilde zincire vurulan prometheus'un karaciğerini gündüz boyunca bir kartal didikleyerek yiyor, sonra ciğeri gece boyunca yeniden büyüyormuş. büyük acılar çeken prometheus bu cezaya sonsuza dek çarptırılmış, zira kendisi ölümsüzdür..banane olm ben ölümsüzüm diyerekden zeusu çileden çikartiyormu$..prometheus delikanli oldugu kadar espiliymişde..sonunda prometheus yeniden özgürlüğüne kavuşmuş.. ama nasıl, işte bu kesin olarak bilinmiyor... bazı kaynaklara göre, hercules kurtarmış onu... bazıları ise, zeus'un onu affettiğini söyler... çünkü, zeus yine gönlünü yeni bir aşka, su perisi thetis'e kaptırdığında, prometheus bunu görüp, "thetis'in doğuracağı çocuk babasından çok daha kuvvetli ve iktidar sahibi olacak, sakın onla beraber olma" demiş hatırlatma prometheus=önceden gören... sanırım bir nevi kahinlik de sayılıyor bu... ve zeus onun zincirlerini çözmüş...ardından insanlar arasındaki yaşamına devam eden prometheus, zeus'un hala kendisine bir kötülük yapabileceğini biliyormuş. bkz. üst satırdaki hatırlatma bu yüzden kardeşi epimetheus'u uyarmış "sakın tanrılardan hediye kabul etme !" ancak günün birinde epimetheus, bir tanrı hediyesini kabul edivermiş! güzeller güzeli pandora imiş bu hediye... ilk dişi insan, ilk ölümlü kadın... epimetheus görür görmez aşık olmuş pandora'ya ve onu geri yollayamamış..pandora yanında bir kutu getirmiş... prometheus demiş ki kardeşine, "beni dinlemedin, hediyeyi kabul ettin, ama bari şu kutuyu sakın açma! başımıza bir bela gelecek" fakat merakına yenilen epimetheus, yine kardeşinin öğüdüne kulak vermemiş. kutuyu açar açmaz, bütün dertler, kötülükler, üzüntüler, sıkıntılar saçılmış etrafa. prometheus hemen atlamış kutunun üstüne, kapağını kapatıvermiş. böylece tek birşey kalmış kutuda umut...umut o anda prometheus'un yönetimine girmiş... onu çok iyi korumuş prometheus ve asla gerekenden fazlasını vermemiş kimseye; ve kardeşinin hatalarının sonucu, yaratmış olduğu insanoğlunu asırlar boyunca korumak, kollamak zorunda kalmış....evet ebeme sevgilerle kulaklari çinliyordur umarim... olympos tanrılarının kudretine ve kuvvetine karşılık prometheus'ta kurnazlık ve zeka vardı. titanların meşhur isyanları sırasında tarafsız davranan bir titan olduğu halde baş tanrı kendisine başkaldırmadığı, tersine saygı gösterdiği için prometheus'u olympos'a ölmezler arasına kabul etmişti. fakat kendi ırkını mahveden zeus'a karşı içinde büyük bir kin ve öfke olan prometheus, tanrılarını inkar edecek, onları hiçe sayacak ve işleyecekleri kötülüklerle en vahşi hayvanlara bile taş çıkartacak, dünyanın başına bela olacak bir mahluk'u, insanı yaratarak intikam almaya karar ilk insanı çamuru göz yaşlarıyla karıştırarak aslanın gücünü, tavusun kibrini, tilkinin kurnazlığını tavşan'ın ürkekliğini kattı. fakat insan çıplaktı, kendisini koruyacak hiç bir şeye sahip değildi. doğduğu günden itibaren acıları, üzüntüleri, ve bitmek bilmeyen ihtiyaçları başlıyordu. ilk insan çiğ meyvalarla, kanlı etlerle beslenip, elbise yerine bitkilerin yapraklarına sarılıyorlardı. güneşin faydalarını bilmeden kendilerini karanlık oyuklarda saklıyorlardı. yarattığı mahluklara acıyan prometheus insanları daha iyi bir şekilde yaşatabilmek, vahşi hayvanlara karşı etkili silahlarla koruyabilmek, toprağı sürmeye yarayacak gerekli aletleri elde edebilmek için onlara madenleri işlemeyi ve ateşi vermeye karar baştan başa oyuk fakat yanabilir bir özle kaplı olan ferule "şeytantersi ağacı" denilen ağaçtan bir dal koparıp lemnos adasına gitti. hephaistos'un ateş tanrısı alevler fışkıran ocağına yaklaştı ve madenleri eriten kızgın ateşinden bir kıvılcım çaldı. elindeki sopanın özünün içine sakladı ve onu ilahi bir armağan olarak insanlara günden itibaren insanlar ateşin yardımıyla daha iyi yaşamaya başladılar. yiyeceklerini pişiriyorlar, soğuk havada ısınıyorlar, karanlık mağaralarda çıralı odunları yakarak birbirlerinin yüzlerini görüyorlardı. fakat bir süre sonra nerden geldiklerini unutarak kendilerini tanrılarla eşit tutmaya başladılar. zeus onların böyle şımarık davranacaklarını önceden tahmin ettiği için onlara ateşi vermemişti. kendi haberi olmaksızın insanlara ateşi hediye ettiği ve onları şımarttığı için prometheus'a kızarak onu kafkas dağlarının en yüksek tepesine gönderdi ve ateşin, sanayinin tanrısı hephaistos'tan onu yalçın kayalara çakmasını istedi. ilahi demirci istemeyerk zeus'un bu emirine boyun eğdi ve prometheus'un kollarına ayaklarına kırılmaz zincirler geçirerek onları sıkıca kayalara çaktı. prometheus'un cezası bununlada kalmadı..her sabah, kocaman bir kartal kanatlarını açarak süzülüyor ve gelip prometheus'un ciğerlerini yiyordu. bu vahşi hayvan sivri tırnaklarını prometheus'un göğsüne batırıyor ve korkunç gagası ile ciğerini didikliyordu. akşama kadar yediği ciğer, gece sabaha kadar tekrar bitiyor, çoğalıyor eski haline geliyordu. bu işkence tam bin sene sürecekti. fakat otuz sene sonra zeus prometheus'a acıdı ve onu affederek tekrar ölümsüzler arasına olympos dağına aldı. dünyanın yaratılışı gök boşluğu, ıssızlık, hava. deniz. çepçevre hiçlik. karanlık. ilk ürperiş. aydınlığı yaran ilk söz kuihi – kuaha. kurusun toprak, çekilsin deniz. güneş gelir, büyük aydınlık; ay gelir, küçük aydınlık; yıldızlar gelir. kuihi – kuaha. gelir make-make. ilk insan. paskalya adası söylencesi, çeviri sait maden sümer mitolojisi şöyle diyo dişi tanrılar doğduktan sonra tanrılar geçim sıkıntısı çekmeye sızlarar ve isterler ki enki buna bir çare enki o sırada derin bir uykuya dalmıştır, yakarışları anası deniz dertlerini enki'ye iletir ve enki de onların hayatlarını kolaylaştırmak için en usta sanatkarları ortaya kil ve çamurdan insan dini kaynaklarda şu sekilde yeralır sumer'de tanrılar, özellikle dişi tanrılar çoğalmaya başlayınca işlerin çokluğundan, yiyeceklerini hazırlamanın zorluğundan yakınıyorlar ve bütün tanrıları var eden deniz tanrıçası nammu'ya bir çare bulması için yalvarıyorlar. o da bilgelik tanrısına bilgeliğini ve marifetini göstermesini söylüyor. bilgelik tanrısı yumuşak kilden şekiller yapıyor ve tanrıçaya sesleniyor "ey annem! adını vereceğin yaratık oldu,/onun üzerine tanrılann görüntüsünü koy 30,/dipsiz suyun çamurunu karıştır,/kol ve bacakları meydana getir./ey annem! yeni doğanın kaderini söyle!/işte o bir insan!" bu iş esnasında bütün tanrıların annesi, yer tanrıçası, doğum tanrıçası ve bilgelik tanrısı olmak üzere 4 tanrı birlikte bulunuyorlar. tevrat tekvin 2-7 "rab allah yerin toprağından adamı yaptı ve onun yüzüne hayat nefesini üfledi ve adam yaşayan can oldu." tevrat'ta insanın yaratılışı iki türlü anlatılmış tekvin bap 1 26 "allah yeri, göğü, yıldızlan, bitkileri hayvanları yarattıktan sonra allah dedi 'suretimizde benzeyişimize göre insan yapalım! o yeryüzünde her şeye hâkim olsun.' ve allah insanı kendi suretinde yarattı ve onları erkek ve dişi olarak yarattı." böylece yaratılmanın son günü; 6. gün bitiyor. talmud'a göre bu ilk adem'le birlikte yaratılan kadının adı lilith'dir. bu kadın kendini adem'le eşit görüp, onun sözünü dinlememiş ve bir dişi cin olmuş, erkeklere sataşmaya başlamış. yakaladığı bir erkeği bırakmazmış. özellikle ayın yedinci günü erkekler için büyük tehlike imiş. bu lilith, sumer aşk tanrıçası inanna'nın ağacına yuva yapıp onu kestirmeyen bir cinin adı. bkz. hartmut schmökel, das land sumer, stuttgart, 1962, allah daha sonra adem'i topraktan, karısını da kaburgasından yaratıyor. görüldüğü gibi tevrat'ta insan altıncı günde erkek ve dişi olarak yaratıldığı halde, tekrar erkek çamurdan, kadın onun kaburgasindan yaratılıyor. tevrat'ta birbirinden ayrı iki yaratılış efsanesini özetleyecek olursak tekvin, bap 131 yaratılış altı günde oluyor. birinci günde tanrı gökleri ve yeri yaratıyor, gece ve gündüzü meydana getiriyor. ikinci gün, suları ayıran bir kubbe yapıyor ve bu kubbeye, tanrı, gök diyor.. üçüncü gün, suların altından toprağı çıkarıyor, ona, yer diyor. suları bir yere toplayarak onlara deniz diyor. yerden ağaçlar, bitkiler çıkartıyor. dördüncü gün, gökkubbesinde güneş, ay ve yıldızları yapıyor. halbuki birinci günde gök ve yer yaratılmış, gece ve gündüz güneş ve ay'sız meydana gelmiş, hatta ikinci günde bitkiler ve ağaçlar bile çıkmıştı. beşinci gün, suda yaşayam hayvanlarla kuşlar yaratılıyor. altıncı gün sığırlar, sürüngenler, yerde yaşayan bütün hayvanlar yaratılıyor. yaratılan bütün hayvanlara egemen olması için tanrı, insanı kendi görünüşünde ve erkek, dişi olarak yaratıyor. ve onlara, "çoğalın!" diyor. böylece, altıncı günde yaratma bitiyor. yedinci gün tanrı dinleniyor. bap 24'ten itibaren, yaratma değişik olarak anlatılıyor. yukarıda, her türlü bitki ve insan çift olarak yaratıldığı halde, burada yağmur henüz yağmadığı için, bir kır otu ve fıdanı yoktu, deniyor. yerden bir buğu yükseliyor ve tanrı yerin toprağından adam'ı yapıp hayat nefesini üflüyor. ve adam; yaşayan can oluyor. bundan sonra, tanrı, doğuda aden'de bir bahçe yapıyor, adam'ı oraya koyuyor ve o yalnız kalmasın diye, kaburgasından kadını yaratıyor. bu gösteriyor ki, bu hikâye iki ayrı kaynaktan alınmış. ikincisi sumerlilere dayanıyor. ilginç olanı, babilliler daha sonra yaşamış olmalarına rağmen, onların yaratılış efsanesinden iz olmaması. kuran'da insanın yaratılışı çeşitli surelerde değişik tarzda geçiyor mü'minun suresi, ayet 12 "insanı süzme çamurdan yarattık." rahman suresi, ayet 14 "allah insanı pişmiş çamura benzeyen balçıktan yarattı." âli imran suresi, ayet 19 "allah'ın nezdinde isa'nın durumu adem'in durumu gibidir. allah onu topraktan yarattı." secde suresi, ayet 7 "o ki, yarattığı her şeyi güzel yapmış ve ilk başta insanı çamurdan yaratmıştır." en'âm suresi, ayet 2 "çünkü bizi çamurdan yaratan, ölüm zamanını takdir eden ancak odur." hâcc suresi, ayet 5 "ey insanlar! şunu bilin ki, biz sizi topraktan, nutfeden, sonra pıhtılaşmış kandan, sonra hilkati belirsiz bir lokma et parçasından yarattık. hicr suresi, ayet 26 "ant olsun ki, biz insanı pişmiş kuru bir çamurdan, şekillenmiş cıvık bir balçıktan yarattık." bu ayetin diğer bir çevirisi de; "ant olsun ki, insanı balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattık." ayet 27-28 "rabbin meleklere, 'ben, balçıktan, işlenebilen kara topraktan bir insan yaratacağım, onu yapıp ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın' demişti." ayet 30-31 "bunun üzerine, iblis'in dışında bütün melekler hemen secde ettiler. allah, 'ey iblis! seni secde edenlerle beraber olmakta alıkoyan nedir?' dedi." ayet 33 "'balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattığın insana secde edemem' dedi." ayet 34 "'öyle ise defol oradan sen artık kovulmuş birisin, doğrusu hesap gününe kadar lanet sanadır dedi." bu ayetlerde de görüldüğü gibi, şeytan aslında bir melek, ama 'itaatsiz' bir melek. görüldüğü gibi her üç dinde de insan çamurdan yaratılmış. fakat sumer'de insanın yaratılma nedeni ve nasıl yaratıldığı aynntılı olarak anlatılmış. r. cooper kitabının 209. sayfasında150 yıl önce şunlan yazmış "bir insanın çamurdan meydana geldiğine ve hayat nefesi verilerek canlandığını düşünmek, kadının erkeğin kaburgasından yaratılmış olduğıınu kabul etmek, ancak barbarların yaşadığı çağa ait olmalı. bunlara inananlar, ayın küflü peynirden yapıldığı din kitaplarında yazılsa ona da inanırlar. insanlar adem ile havva'dan üremiş olsalar bu kadar farklı ırklar nasıl meydana gelir?" tevrat'a göre yaratılış 6 bin yıl önce olmuş. hıristiyanlık da bu tarihi kabul etmiş. kur'an'da bu yok. fakat islam inanışına göre 5 bin yıl önceymiş. buna karşılık sumer kral listesine göre, 241200 yıl öncesine gidiyor. çinliler 49 bin yıl önce diyorlarınış. mısırlılara göre 13 bin yıl önce, heredot ise 17 bin yıl önce diyor. bunlara göre tek tanrılı dinlerin yaratılış başlangıcı olarak verdikleri tarihler, ne tarihsel kaynaklara, ne de biliınsel kanıtlara uyuyor. bugün 4 milyon yıl önceye ait insan fosilleri bulundu. allah-varsa eğer- neden doğrusunu yazdırtmadı acaba? kaynakça ve dipnotlar 27. tarih sumer'de başlar, 28. kur'an'da yaratılış ile ilgili diğer ayetler tevbe suresi, ayet 3 "şüphesiz ki, sizin rabbiniz gökleri ve yeri 6 günde yaratan, sonra da işleri idare ederek arşa yerleştirendir." hûd suresi, ayet 7 "o, arşı su üzerinde iken gökleri ve yeri 6 günde yaratandır." furkan suresi, ayet 59; secde suresi, ayet 4 iki ayet de aym "gökleri ve yeri ve ikisinin arasındakileri 6 günde yaratan, sonra arşa yerleşen rahmandır." sâffât suresi, ayet 11 "ey muhammed! allaha eşkoşanlara sor! kendilerini yaratmak mı daha zordur, yoksa bizim yarattığımız gökleri yaratmak mı? aslında biz kendilerini özlü çamurdan yaratmışızdır." fussilet suresi, ayet 9, 11-12 "ey muhammed! size yeri iki günde yaratanı mı inkâr ediyorsunuz ve ona eşkoşuyorsunuz?" "sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi ve ona ve yeryüzüne 'isteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin' dedi . ikisi de 'isteyerek geldik' dediler. allah bunun üzerine 2 gün içinde 7 gök yarattı ve her göğün işini kendisine bildirdi. yakın göğü ışıklarla donattık ve bozulmaktan koruduk." burada hem allah, hem üçüncü şahıs konuşuyor! 29. kramer, the sumerians, 151. giovanni pettinato, das altorientalische menschenbild und die sumerischen und akkadischen schöpfungsmythen, heidelberg, 1971. 30. buradan anlaşılacağı üzere, sumer'de, tanrılar insanı kendi görünüşleriyle yaratmışlardı. bu da onların tanrıları insan gibi düşündüklerine bir kanıt oluyor. aynı deyimi tevrat'ta bap 127 "ve allah insanı kendi suretinde yarattı, onlan erkek ve dişi olarak yarattı." tekvin bap 96 "çünkü allah kendi suretinde adam'ı yaptı." kur'an mâide suresi, ayet 64 "yahudiler 'allah'ın eli sıkıdır' dediler. dediklerinden ötürü elleri bağlansın. lanet olsun! hayır! onun iki eli de açıktır, nasıl dilerse sarf eder." âli imrân suresi, ayet 115 "doğu da batı da allah'ındır. nereye dönerseniz allah'ın yüzü oradadır." sâd suresi, ayet 71 "rabbin meleklere demişti ki, 'ben muhakkak çamurdan bir insan yaratacağım. onu tamamlayıp içine ruhumdan üfürdüğüm zaman derhal ona secdeye kapanın!' melekler toptan secde ettiler. yalnız iblis secde etmedi, zira o büyüklük tasladı, kâfirlerden oldu. allah, 'ey iblis! iki elimle yarattığıma secde etmekten seni men eden nedir? böbürlendin mi , yoksa yücelerden mi oldun?' dedi. lblis, 'ben ondan hayırlıyım, beni ateşten, onu ise çamurdan yarattın' dedi." görülüyor ki, tüm dinlerde tanrı, "insan"a benzer şekilde tarif edilmiş. ilkinin değil ama ırkın yaradılışı semavi dinlere göre akrabalar arası ilişki * ile oluşmuştur. modern tıbbın ensest sonucu doğan çocuklara ilişkin tespitlerinden hareketle, belki o yüzdendir insan ırkının defolu / hatalı olması*; savaşla / açgözlülükle kendimizi yok etmemiz. şöyle olmuştur beyle çok gelişmiş bir canlı türü var uzayda. işte her şeyi aşmış, yarmış abiler. laboratuvarda falan yeni yaşam formları üstüne çalışıyorlar sıkıntıdan. ses seda yok tabii, millet telepatiye vermiş kendini. sonra bi kaza oluyor, tüpler karışıyor, yeşil dumanlı ufak bir yangın falan... aaa bi bakıyorlar, ortaya yeni bir canlı türü çıkmış. çıkmış çıkmasına da, eleman defolu. kıllar var bedeninde, kötülüğe eğilimli, bağıra çağıra konuşuyor, yiyor içiyor sıçıyor... ee adamlar ne de olsa uzaylı, gelişmiş. hadi kaldırın çöpe atın olayı olmuyor. "lan ne yapalım bunu" falan derken, biri duvardaki dev ekranda mavi bir gezegen gösteriyor. işte okşizen var, su var falan. tamam diye düşünüyorlar kendi aralarında. bir de dişisinden yapıyorlar dedemizin*, birkaç hayvan salıyorlar ortama, "burada yaşasınlar, bizden uzak olsunlar" diye getirip bırakıyorlar. işte sonra uzay gemilerine atlayıp üç yüz yılda bir bakıyorlar, ne yapmışız, ne hale gelmişiz diye. arada bir içimizden birini seçip ayar veriyor ve bir kitap bırakıyorlar. kimseyi öldürmeyin, yalan söylemeyin, komşunun karısına sarkmayın, etek traşı olun, falan... sonra memleketleri olan gezegene dönüp, "lan iyi ki yollamışız lavukları, burada kalsalardı, bizim gezegenin de içine ederlerdi" diye sessiz kahkahalar atıyorlar telepati yoluyla. kesin böyle olmuştur. bir insan şekli yapmış tanrı bir gün çamurdan,demiş ki 'insanoğlu, türesin bu hamurdan!'düşünmüş ki ne duyar, ne hisseder bu çamur,insanoğluna çok var, yetişmez yalnız 'uçup çıkayım göklere bir ruh bulayım,çamura ruh katayım, tam bir tanrı olayım'tanrı ne yaratsaymış, şeytan da kıskanırmış,hele fırsat bulsaymış, ne korkar, çıplak tuysuz bir de köpeği varmışyabancıya vermez yüz, tepinerek demiş köpeğe 'eğer şeytan gelirse,sakın aldanmayasın,sana bir şey verirse'bir ruh bulayım diye tanrı uzaya çıkmış;tanrı ne yapmış diye, şeytan ortaya çıkmışköpek şeytanı görmüş, korkutarak köpeği süzmüş, güzel sözle 'ey köpek niçin tüysüzsün sen doğuştan?titriyor bak hep için,rahatın yok soğuktan;tanrı'nın insan'ına gel yol ver bir bakayım;senin tüysüz sırtına, altın tüyler takayım.'köpek bu söze kanmış, havlamamış şeytan'a,şeytan çamuru almış tükürmüş ilk tükrüğüyle köpekte hep boyanmış,altın tüy buldum sanmış, pis tüylere dönünce bakmış, insanı tükürüklerle,köpek de dolaşıyor, gururla pis demiş 'doyma insandan rahat bulma,nefret etsinler senden, dayaktan eksik olma!'tanrıdan kıllı imiş, atası ilk insanın,vücudu da kıllıyı, aslında oğuz-han'ın.şeytanın tükrüğünü, çevirmiş tanrı içe,insanın iç yüzünü, getirmiş tanrı ölümlü olmuş,içi hastalık dolmuş,fesat kalbini yolmuş,insan gökten dıştan insan, sakın bakıp aldanma!güdermiş içten şeytan, sakın aldanıp kanma!'' şeytanın tükrükleri içinde kalan insanoğlu,hilekar, yalancı ve kötü bu yuzden , insanın dışı temiz görünürmüş ama; şeytanın tükürükleri ile dolu olan içi, fesatla sıvanmış imiş. tanrı göklerde yaşasın diye yarattığı insanoğlunu, şeytanın bu hareketi yüzünden beğenmemiş ve yeryüzüne indirmiş. demiş ki ' git seni gözüm görmesin, git de yeryuzunde yaşa, gerektiği zaman öl ve gerektiği zaman da doğ! sen gökyuzunde olumsuz olarak yaşamaya layık bir varlık değilsin!' insanın içinde kalan şeytanın tükrükleri yüzünden hastalıklar doğmuş. bunun için de insanoğlu hastalanır iyileşir ve ölür olmuş.''bahaddin ögel - türk mitolojisi 1 - vı. türklere göre 'insan' - altay destanlarında 'insan'insanın yaratılışı paste değil alın teri de niye yazmadan bakmadıysam amk, hazır yazılmışları varmış intirnitte, çakar/yapıştırır geçerdim. bir de kabak yine insanın götünde patlamış. ne bahtsızmış la şu insanoğlu. şeytan tükürdü diye dehilenmiş bu sefer yanı, cennet, gökler derken bakalım dünyadan ne zaman yiyecek siktiri ? ekşi sözlük kullanıcılarıyla mesajlaşmak ve yazdıkları entry'leri takip etmek için giriş yapmalısın. Tanrı’nın işlerinin tümü içersinde, O’nun adaletinin, bilgeliğinin ve iyiliğinin en iyi örneği insandır. Daha önce de dediğimiz gibi kendimizi uygun şekilde tanımadan Tanrı’ya ilişkin açık ve belirgin bir şekilde bilgi sahibi olamayız. İnsan hakkındaki gerçekler bilgi iki şey içerir ilk olarak nasıl yaratıldığını bilmek ve günahın gelişinden beri içinde bulunduğu konumu bilmek Yaratılış 3. Bu bölümde bizleri ilgilendiren kısım, insanın ilk konumudur. Günaha düşmeden önce insanın nasıl olduğunu öğrenmeliyiz. Böylece daha sonra insanın kötülüğünden Yaratıcısını sorumlu tutmamış olacağız. Hatalarımız Tanrı’dan değildir. Ne de günahlarımızdan “doğayı” sorumlu tutabiliriz. Bu Tanrı’ya hakaret olurdu. Çünkü Tanrı onu yaratırken içinde bir nevi kötülük olduğu anlamına gelirdi. Bu konuda değişmeyen iki gerçek vardır ve hiçbirini reddedemeyiz günahkarın hiçbir özrü yoktur ve Tanrı’nın adaleti her zaman saf ve doğrudur. İnsan, beden ve candan oluşur. Candan kastım, onun daha asil olan, bedenin içinde bulunan ancak ölümsüz olan ve beden öldükten sonra da yaşamaya devam eden kısmıdır. “Can” ve “ruh” birlikte kullanıldıklarında kendilerine has anlamları olmasına karşın çoğu zaman birbirleri yerine kullanılan kelimelerdir. İnsanoğlu maddesel şeylerle o kadar meşgul olmaya başlamıştır ki, çoğu insan bir canı olduğunu unutmuştur. Ölümden sonra yaşamaya devam edeceklerini unutmuş ya da göz ardı etmişlerdir. Ancak en azından bir çeşit ölümsüzlük anlayışı olmadan yaşayamazlar. Her insanın, Tanrı’nın ahlaki yasasına cevap veren, iyiyi ve kötüyü ayırt edebilen bir vicdanı vardır. Vicdan sadece iyinin ve kötünün zihinsel olarak algılanması değildir. Ne de yalnızca iradedir. Hem fiziksel beyinlerimiz hem de irademiz bizlerle ölecektir. Bu sebeple Tanrı’nın yargısından korkmasına gerek yoktur. Ancak yanlış bir şey yaptığımızda yargıdan ve cezalandırılmaktan gerçekten de korkarız. Vicdan, ölümsüz olan canın bir parçasıdır. Bundan sonraki yaşamda gelecek olan yargı ve cezalandırılmadan ötürü bu hayatta yanlış yapmaktan korkan bizim canımızdır. Canımız olduğuna ilişkin daha fazla kanıtlar, insan zihninin mükemmelliğinde görülebilir. Anlayış yeteneğimiz hayvanlarınkinin çok üstündedir. Göğü ve yeri düşünebiliriz. Geçmişe bakabilir, geleceği bekleyebilir ve görünmez bir Tanrı’yı düşünebiliriz. İnsan yapısında sadece fiziksel bir bedenden çok daha fazlası bulunmaktadır. Kutsal yazılar, canın bedenden bağımsız bir varoluşunun oluğunu açıkça belirtir. Bizlerin “çömlekten evlerde” oturduğumuzu ve “yozlaşan yaradılışı” üzerimizden atmamızı “bedendeyken yaptıklarımızın karşılığını” son günde alacağımızı söyler. Buradan ve diğer birçok bölümden canın bedenden ayrı olduğunu ve hatta insanın ana kısmı olduğunu öğreniriz. Bu konuya ilişkin belirtilebilecek daha birkaç farklı ayet bu öğretiyi sağlamlaştıracaktır. Pavlus, okuyucuların kendilerini benliğin ve ruhun tüm pisliğinden temizlemelerini 1. Korintliler 71 söyleyerek kötülüğün insanın iki farklı kısmını kirlettiğini ortaya koyuyor. Petrus, Mesih’i canlarımızın çobanı ve gözetmeni olarak çağırıyor. Eğer Mesih’in bakması gereken hiçbir can olmasaydı bu saçma bir ifade olurdu. Aynı şekilde eğer insanların canları olmasaydı, insanların canlarının sonsuz kurtuluşundan bahsetmesi de mantıksız olurdu. Mesih, ölümden sonra kişiyi cehenneme atma yetkisi olan Tanrı’dan korkmamız gerektiğini söylediğinde bizlerin canları olduğunu çok açık şekilde ortaya koymaktadır. Mesih, zengin adamın canı eziyet çekerken İbrahim’in bağrında bulunan Lazar’ın hikayesini anlattığında bedenden ayrı bulunan bir candan bahseder. Bu gerçek Pavlus tarafından da vurgulanmıştır. Bedende yaşadıkça Rab’den uzak olduğumuzu ancak bedenden ayrıldığımızda O’nun varlığında bulunmaktan zevk alacağımızı söyler. İnsanın Tanrı benzeyişinde yaratıldığını düşündüğümüzde, onun bir canı olduğuna daha sağlam olarak inanacağız. Tanrı’nın görkemi bir dereceye kadar insanın fiziksel bedeni aracılığıyla parlamaktadır. Çoğu zaman karşı çıkılamayacak bir biçim lütfu ve hayvanlarınkinden daha üstün olan bir güzellik vardır. Ancak tanrısal benzeyiş bizim canlarımızdadır. Ademe, yetkin ve düzenli bir kontrol altında bulunan, uygun bir mantık ve algılar tarafından yönetilen doğru bir anlayış ve duygular verilmişti. Adem’in günah işleyişinden bu yana insanoğlu canındaki Tanrı benzeyişini büyük çoğunlukla kaybetmiştir. İkinci Adem olan Mesih, bizleri kendisinin benzeyişinde yenileyebilmektedir. Pavlus Kolose’deki Hıristiyanlara şöyle yazar, “Çünkü eski yaradılışı kötü alışkanlıklarıyla birlikte üzerinizden çıkarıp attınız, eksiksiz bilgiye erişmek üzere Yaratıcısının benzeyişinde tazelenen yeni yaradılışı giyindiniz” Koloseliler 3910. Şimdi bu yenilenmenin özelliklerini inceleyebiliriz. Birincisi bilgidir. İkincisi doğruluk ya da gerçek kutsallıktır. Ademin düşüşüyle insan, zihnini dolduracak bilgi ışığını, kalbinin doğruluğunu ve kendisini oluşturan tüm öğelerin uyumunu yitirmiştir. II. Korintliler 318’den, Tanrı benzeyişinde değiştirilmemiz gerektiğini öğreniyoruz “Ve hepimiz peçesiz yüzle Rab’bin yüceliğini görerek yücelik üstüne yücelikle O’na benzer olmak üzere değiştiriliyoruz”. Tanrı’nın mükemmel görüntüsü olan Mesih’in benzerliğinde değiştiriliyoruz. O’nun benzeyişi gerçek kutsallık, saflık ve anlayıştır. O’nun bizlerdeki benzeyişi, cennete alındığımız gün gerçek görkemine erişecektir. İnsanın canı, bedenin diğer tüm üyelerine hayat verir ve insanın hayatını kontrol etmekte başı çeker. Çoğu filozof, insanın mantıkla yönetildiğini ve yalnızca mantığın onu bozulduğunu göz önüne almamışlardı. İnsanın birbirlerinden tümüyle farklı olan iki konumunu birbirine karıştırmışlardır Tanrı’nın onu yarattığı konumdakı insan, ve düşüşünden beri içinde bulunduğu konum. Can hakkında daha fazla bilgi edinmek için ilk önce şunu kabul edelim. İnsanın canı iki kısımdan oluşur Anlayış ve irade. Anlayış, iyi ile kötüyü ayırt edebilmektir. İrade ise, bu ikisi arasında bir seçim yapar. Tanrı, insanı özgür bir iradeyle yarattı. Eğer isteseydi, Adem’in içine düştüğü ayartılmayı reddedebilecek gücü vardı. Ve Adem, kendi seçimiyle düştü. Yaratıldığı konumda aklı ve iradesi mükemmeldi ve bedeninin tüm üyeleri iradesine itaat ediyordu. İyiyi ya da kötüyü seçmekte özgürdü. Ancak kötüyü seçtiğinde kendini mahvetti ve tüm kısımlarının bozulmasına yol açtı. O andan beri insan, tümüyle mantık ile kontrol edilmekten çıkmıştır. Eğer iyiyi ve kötüyü seçme özgürlüğüne sahip değilse insanın mantıklı ve düşünen bir yaratık olmayacağını söylemekte filozoflar haklıdırlar. İnsanın kendi iradesini kullanarak hayatını yönlendiremediği taktirde, iyiyi ya da kötüyü seçmenin hiçbir anlamı kalmayacağını anladılar. Ancak tümüyle haklı değildirler. İnsan doğasında olan değişikliği göz önüne almalıyız. İnsanın artık özgür bir iradesi yoktur. İradelerimiz günahla zincire vurulmuştur. John Calvin, Kutsal Kitap Hristiyanlığı Madde 15

insanın yaratılışı ile ilgili ayetler ve anlamları