🔮 Beyaz Zambaklar Ülkesinde Kitap Analizi
GrigoryPetrov - Beyaz Zambaklar Ülkesinde e-kitabını ücretsiz indirebilirsiniz. 3000’den fazla ücretsiz e-kitap Hattusa’da
BeyazZambaklar Ülkesi kitabıηıη yazarı Grigory Petrov kitabı baş karakter Sηelmaη’ıη ağzıηdaη aηlatmış ve kitap bölümlerdeη olцşarak aηlatılıyor. Fiηlaηdiyalılar 1811 yılıηa kadar İsveç hakimiyeti altıηdaydılar. Bütüη iktidar, ticaret ve saηat, okцllar ve hatta kilise bile İsveçlileriη eliηdeydi.
BeyazZambaklar Ülkesinde Rus yazar Grigory Petrov tarafından kaleme alınmış 1923 tarihli kitaptır.. Yazar Grigory Petrov'un çeşitli aralıklarla çıktığı Finlandiya seyahatlerindeki notlardan oluşan eser 1800'lerin son döneminde Finlandiya halkının içinde bulunduğu durumu, cehaletten kurtulmak için başta Johan Vilhelm Snellman olmak üzere ülkedeki bir avuç Fin aydının
BeyazZambaklar Ülkesi kitabının yazarı Grigory Petrov kitabı baş karakter Snelman’ın ağzından anlatmış ve kitap bölümlerden oluşarak anlatılıyor. Finlandiyalılar 1811 yılına kadar İsveç hakimiyeti altındaydılar. Bütün iktidar, ticaret ve sanat, okullar ve hatta kilise bile İsveçlilerin elindeydi. Yönetici ve
RakutenKobo'dan Grigoriy Petrov tarafından "BEYAZ ZAMBAKLAR ÜLKESİNDE Rusçadan Eksiksiz Çevrilen Özgün Metin" kitabını okuyun. 20. yüzyılın başlarında Finlandiya!
Bu kitabı 3–4 sene önce okumuştum ama bu aralar tekrar okuma merakı uyandı içimde. İlk okuduğumda da oldukça beğenmiştim ancak bu kez daha bir dikkatli okudum ve çeşitli notlar aldım.
WaiTFoRMe. Beyaz Zambaklar Ülkesinde [Kitap Özeti] Beyaz Zambaklar Ülkesinde. Finlandiya'nın tarihinin son aşaması Fin Kültürü'nün hayranlık uyandıran gelişimini ve düşünce gelişimini yakından incelemiş bir yazarın izlenimleridir. Bu izlenimlerin ağırlık merkezi, bir zamanlar bataklıklar diyarı olan Finlandiya'yı
1960 Darbesi ile Beyaz Zambaklar Ülkesinde Kitaptan bir alıntı ” 1960 yılında General Cemal Gürsel önderliğinde gerçekleşen askeri darbeden bir kaç ay sonra, darbe sürecinde yer alan subayların dünya görüşü ve eğitim seviyelerini değerlendirmek üzere bir anket yapıldı.
Bu kitapta; harap olmuş bir ülkeyi imar eden, yurdun gelişmesi ve yükselmesi için hiçbir sınıf farkı gözetmeden hep birlikte ve aynı amaçla çalışan; bataklıkları kurutan, sarı tenli, uçuk dudaklı, zayıf bilekli insanlarla çalışarak, bataklıklarını gül bahçelerine ve zümrüt ovalar haline; sarı tenli insanlarını tunç rengine, uçuk dudaklı çocuklarını yakut
Beyaz Zambaklar Ülkesinde. YAZAN (LAR): Grigoriy Petrov SESLENDİREN (LER): İsmet Numanoğlu SESLİ KİTAP ve E-KİTAP. Beyaz Zambaklar Ülkesinde, bataklıklardan, göllerden, granit taşlarından oluşan Finlandiya ülkesinin nasıl kalkındığının, “zambaklar ülkesi”ne nasıl dönüştüğünün hikâyesidir. Finlandiya'nın, bir
2oBeyaz Zambaklar Vtkesinde l.t/.la re tm e n katlrd. lk zam anlar, sem in e rlere istekli olarak l<.(ilanlarn says a zd . lkenin cra yerlerin d e, btn k yorgu n den re tm en ler, aslnda m e slek lerin d en d e m em n u n d e il lerdi. S em in erlere zo rla katlrlard.
Atatürkün tavsiyesi bir kitap. Almanya’da 4 Temmuz 2021 tarihinde değerlendirildi. Doğrulanmış Alışveriş. Rus edebiyatının büyük yazarlarından Grigory Petrov tarafından kaleme alınan Beyaz Zambaklar Ülkesinde, her sayfasında altı çizilecek önemli dersler veriyor. Dünya klasikleri arasında yer alan roman, uzun yıllar
FoufEnJ. Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabının kısa özetini, düşüncesini konusunu, karakterlerini, ana fikrini ve ayrıntılı kısa özetini sizin için derledik. Ayrıca Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabının basım yılı ve yerini yazarı hakkında kısa bilgileri de sizin için bir araya getirdik... Beyaz Zambaklar Ülkesinde ana karakterleri , Beyaz Zambaklar Ülkesinde adlı kitabın kısa özeti, Beyaz Zambaklar Ülkesinde bilinmeyen kelimeler Beyaz Zambaklar Ülkesinde özeti ,Beyaz Zambaklar Ülkesinde özet kısa ,Beyaz Zambaklar Ülkesinde özeti kısaca ,Beyaz Zambaklar Ülkesinde özeti uzun, Beyaz Zambaklar Ülkesinde özeti Kitap Hakkında Bilgiler Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabının Yazarı Grigory Petrov Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabının Yazıldığı tarih 1923 Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabının Türü Roman Beyaz Zambaklar Ülkesinde Sayfa sayısı 240 Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabının ANAFİKRİ Bir toplum içinde varolan ve kahraman olarak belirip sivrilen kişilerin hangi koşullar altında bir ulusun ilerlemesine, gelişmesine ve bir kahraman ulus olmasına nasıl yardım ettikleri ve neler Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabının konusu Eser Finlandiya'nın tarihini ve Fin Kültürü'nün gelişimini irdeleyen bir kitaptır. Eserde Bir zamanlar bataklıklar diyarı olan Finlandiya'nın bataklıktan "Beyaz Zambaklar Ülkesi"ne dönüştüren kültürel ve sosyal aşamaların öyküsü irdelenmiştir. “Finler uzun yıllar milli kültürlerinin gelişmesi ve ilerlemesi için çalışmışlar ve bugün birçok Avrupa ülkesinden daha yüksek bir uygarlık derecesine ulaşmışlardır.” Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabının Özeti Beyaz Zambaklar Ülkesinde, kurgusal bir romandan daha çok ders verir nitelikte bir kitap. Okuduğunuzda insanı sorgulatan ve okudukça ülkemizi, kendimizi, yaşayışımızı sorgulatan bir eser. Ayrıca ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün okulların müfredatında okutulmasını istediği bir kitap olması bakımından da önemlidir. Çok etkilenerek, ders alarak okudum. Beyaz Zambaklar Ülkesi bataklıklar ve kayalıklar ülkesi olarak adlandırılan 2 milyon nüfuslu Finlandiya’nın tüm halkın aydınından, köylüsüne, subayından, memuruna, din adamlarından, öğretmenlerine kadar herkesin birleşerek ülkeyi kalkındırmalarını anlatıyor. Beyaz Zambaklar Ülkesi kitabının yazarı Grigory Petrov kitabı baş karakter Snelman’ın ağzından anlatmış ve kitap bölümlerden oluşarak anlatılıyor. Finlandiyalılar 1811 yılına kadar İsveç hakimiyeti altındaydılar. Bütün iktidar, ticaret ve sanat, okullar ve hatta kilise bile İsveçlilerin elindeydi. Yönetici ve aydın kesimi oluşturanlar, öğretmenler, doktorlar, memurlar ve subayların tamamı İsveçliydi. Bu insanlar Finlandiyalılara üstten bakıyorlardı. Bu durum Finlandiya halkının kültürel gelişimini de yüzyılın sonlarına kadar kültürel gelişimleri sadece temel okuma yazma becerileriyle sınırlıydı. Fakat Rusya 1808 yılında Finlandiya’nın yarısını ele geçirdi ve Rus Çarı eskiden sahip olunan tüm hakların aynı kalacağı sözünü verdi. Bu olay ile beraber kendi kültürlerini özgürce geliştirme olanağı elde ettiler. Fin kültürünü geliştirmek için önderlik etme görevini Johan Wilhelm Snelman üstlendi. Snelman yeni nesil Fin aydınlarının en parlak temsilcilerinden biriydi. Finlandiya’nın gelişmesi için adeta seferberlik ilan etmişti. Bu göreve öncelikle aydınlarla konuşarak başladı. Onlara aydın olunmanın halka üstten bakmak olmadığını, kendileri ne kadar bilgiliyse halkında öyle olması gerektiğini, öğrendikleri her şeyi halka da anlatmaları gerektiğini söylüyordu. Toplumun alt kesimlerini daha iyi bir hayat kurmak için ne yapmaları gerektiği konusunda eğitmeliydiler. Aydınlardan sonra ise sırada öğretmenler vardı. Yaz boyunca konferanslar veren Snelman öğretmenleri işlerini iyi yapmaları konusunda nasihatler veriyordu. Din Adamlarını da bu hedef doğrultusunda çok önemli kişiler olarak görüyordu Snelman. Dinsizliği halkın sahip olduğu bütün kutsal değerlerin ölmesi olarak tanımlıyor ve bu maneviyat ruhunun ölmemesi adına ve insanların umutlarını kaybetmemeleri adına din adamlarına çok iş düşüyordu. Din adamları çocukları ve gençleri bir araya getirerek, onları etkilemeye ve inanç aşılamaya çalıştılar. Bunu yaparken de zekayı, bilimi ve hayatın zevklerini aşağılayıp küçümsemediler. Yönetimde ise Finlandiya ve Rusya arasındaki anlaşma çerçevesince yeni hükümlerin yazdığı yeni bir anayasa 1816 yılında kabul edildi. Böylece parlamento yeniden faaliyete başladı. Finlandiya’nın her yerinden devlet memurları Helsinki’ye akın ettiler. Böylece İsveçli devlet adamları yerine Finlandiyalı memurlar geçmiş oldu. Snelman’ın memurlara çağrısı ise şöyleydi Vatandaşlarımızın yasalara saygılı veya daha fazlası olan derin adalet duygusuna sahip bireyler olarak yetiştirilmei iin bize yardımcı olun. En büyük değişimlerden biri ise Ordu’da oldu. İsveçliler döneminde kışladaki askerler içki içer, kumar oynarlardı. Halkla ilgili olan hiç bir konuyla ilgilenmezler ve kaba davranırlardı. Snelman ve arkadaşları bu konuyla ilgili de bir yenilik yaptılar. Subaylara konferanslar vererek askeri eğitimin öneminden bahsettiler. Artık tüm aileler oğullarının askere gidip iyi terbiye almalarını istiyorlardı. Çünkü kışlada bilimden kültüre kadar iyi bir bireyin sahip olması gereken tüm özellikler anlatılıyor, askerler eğitiliyordu. Bu ve bunun gibi birçok özelliğin değişmesi ve gelişmesi bu küçük ülke adına çok büyük adımların atılmasına sebep oldu. En alt kesimden en üst kesime kadar tüm insanlar çok çalıştı. Bataklıklar ve kayalıklar ülkesi olarak adlandırılan Finlandiya’da insanlar kayalıkların üstüne verimli topraklar yerleştirdiler ve buralarda tarım yapmaya başladılar. Üretim yaptılar, okullar açıldı insanlar okumaya başladılar. Bu ve bunun gibi birçok etken sonucu şuan da Finlandiya refah ve eğitim düzeyi çok yüksek bir gelişmiş ülkedir. - Beyaz Zambaklar Ülkesinde ,kitabı, kitap özeti, kitap ,özeti DETAYLI ,Kitabı ,Hakkında, Kısaca Bilgi,kısa, uzun, açıklamalı, özet, özeti, kahramanı, kahramanları, yazarı, hikayesi, anafikri, kanusu, ana konusu, Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özetü,kitabı, önermesi, özelliği, içeriği, türkçe, edebiyat, ödev, ödev,i, nedir, nasıl, niçin, ne, neden, nasıl, hangisi, kim, kimdir, kitabı ne hakkındandır, hakıında, ile, ilgili , bilgi, açıklama, yardım,
Güniz Sokak No22/3 06700 Kavaklıdere, Ankara, TÜRKİYE
Mayıs ayında okuduğum kitaplar arasında Beyaz Zambaklar Ülkesinde ve Eğitimde Finlandiya Modeli vardı. Kitapların ikisi de genel anlamda Finlandiya'nın gelişimi ile ilgili. Beyaz Zambaklar Ülkesinde Finlandiya'nın genel anlamda gelişmesine odaklanan içinde kurmacanın da bulunduğu roman-deneme arası bir kitap. Eğitimde Finlandiya Modeli ise adından da anlaşılabileceği üzere Finlandiya eğitim sistemine odaklanan ve daha akademik bir kitap. Beyaz Zambaklar Ülkesinde Rus yazar Grigory Petrov tarafından 1923 yılında yazılmış bir eser. Kitap Türkiye, Bulgaristan, Yugoslavya gibi ülkelerde büyük üne kavuşmuşmuş durumda. Kitabın Türkçe çevirisi Atatürk zamanında yapılıyor ve Atatürk kitabı okuyup beğenenince kitabın okulların müfredatında dahil edilmesini istiyor. Böylece kitap Türkiye'de o zamandan günümüze çok satanlar/okunanlar listelerinde yer alıyor. Kitap farklı başlıklar altında toplanmış 13 bölümden oluşmakta. Kitabın ana kahramanı ise Snelman. Snelman gerçekte de yaşamış bir şahıs olsa da kitapta anlatılanla birebir uymadığını, karakterin Snelman'dan çok yazarı yaansıttığını söylemek mümkün. Buna rağmen Snelman Finlandiya gelişimde öncü isimlerden biri. Petrov kitabın bölümlerinde ülkede verilen mücadeleden, Finlandiya'nın verimsiz bataklıklarla çevrili bir ülkeden nasıl gelişmiş bir ülke konumuna yükselebildiğinden, dinden ve din adamlarından, yönetimden, kışlaya, askerliğe, futbola, çocuklar ve ebeveynlere, eğitime, köylülere ve son olarak da bir doktorun ve bir papazın hikayelerine değin uzun bir konu yelpazesinden bahsetmekte. Finlilerin ülkelerini bu kadar kısa sürede nasıl bu kadar geliştirebildiklerine dönecek olursak altını çizeceğimiz ilk kavramlar birlik, beraberlik, dayanışma, bencil olmama, emek, eğitim, vatanseverlik olacak. Fin halkı İsveç eğemenliğinden kurtulup Rusya altında özerk olarak yaşamaya başlayınca ülkeyi geliştirme adına alınan kararlar hemen uygulanmaya başlanıyor. Bunun için de yöneticisinden askerine; doktorundan öğretmenine; din adamlarından köylülere kadar herkese bir iş düşüyor ve herkes de seve seve bu işin ucundan tutuyor. Bir birim daha iyi hale gelince diğerlerine destek olmaya başlıyor, kışla korkutucu bir yer olmaktan çıkıp bir eğitim mekanı haline geliyor aynı zamanda, eğitim destekleniyor, halk bilinçleniyor, köylüler tarımdan barınmaya kadar her şeyiyle hayatı yeniden öğreniyor. Böyle mümkün oluyor Finlandiya'nın gelişimi. Kitap hakkında benim düşüncelerime geçersek bence kitap genel anlamda güzel ve okunması gerekiyor. Muhakkak ki kitaptan çıkarılacak dersler var. Bir sistemi alıp birebir uygulamaya çalışmak daha büyük sıkıntılara sebep olabilir tabi ama bir sistemi örnek almak, ondan dersler çıkarmak ve iyi yönlerini alıp kendi kültürünle, dininle, kurumlarınla vs. birleştirerek yeni bir sistem kurmak geliştirici olacaktır. Bunun dışında kitabın bazı yerlerinin gereksiz uzun olduğunu ve beni biraz sıktığını da söylemeden geçemeyeceğim ama kitap hakkında genel izlenimim olumlu yönde. Okumanızı tavsiye ederim. İkinci kitap ise Eğitimde Finlandiya Modeli. Kitabın yazarı Pasi Sahlberg. Kitap küçük bir kuzey ülkesini eğitimde zirveye taşıyan temel ilke ve uygulamalar üzerine yazılmış. Sahlberg kitapta 4 temel kuraldan bahsetmiş. Bunlar ise sırasıyla I- Teneffüs hakkını ihlal etmeyin II- İstatistikleri değil, küçük veriyi kılavuz edinin III- Eşitlik yetmez, hakkaniyeti hedefleyin IV- Şehir efsanelerine aldırmayın. Bu başlıklarda anlatılanlar ise kısaca şu şekilde Fin Eğitim Sistemi'nde her 45 dakikalık dersten sonra en az 15 dakika teneffüs olması gerekiyor, ders saati artırılmak istenirse teneffüs de aynı oranda artıyor. Finliler teneffüsün de öğrenmenin bir parçası olduğunu düşünüyor ve yapılan araştırmalar da bunu doğruluyor. İkinci olarak her yıl dünya çapında eğitimle ilgili bir sürü istatistik, araştırma yapılmakta ve büyük veriler elde edilmektedir. Bilgisayar sistemleri bu verileri hızlıca analiz edebilme yeteneğine sahip. Buradan elde edilen bilgiler eğitimi geliştirmek için kullanılabilir ancak tek başına yeterli değil. Öğrencileri en iyi tanıyanlar öğretmenleri ve öğretmenlerin yaptıkları çıkarımlar da küçük veriyi oluşturmakta. Bu da en az büyük veri işlemek kadar etkili bir yöntem. Biraz daha yavaş ve kişisel olmasına karşın Finliler büyük sayısal verilere, PISA gibi test sonuçlarından ziyade öğretmenlere güvenmeyi tercih ediyor. Üçüncü başlık eşitlik yetmez, önemli olan hakkaniyet. Bu başlık altında işlenen temel konular da eşitlik ve hakkaniyetin farklı şeyler olduğu, özel öğrencilerle daha fazla ilgilenmek gerektiği; herkese eşit bilgiyi değil, herkesin ihtiyacı olan bilgiyi sağlamayı; herkes için maddi, ailevi koşulların etkisini kırarak eğitim eşitliği fırsatı sağlamayı teşvik ediyor. Yazar son kısımda ise Finlandiya Eğitimi hakkında yanlış bilinenleri çürütüyor. Bunun dışında kitabın genelinde üzerinde durulan diğer konular ise Öğrenciye ve öğretmene güvenmek ve onların kendilerini geliştirmelerine fırsat vermek, öğretmenlerin kendi müfredatlarını oluşturmasına imkan sağlamak, standart eğitim ve sınav sistemleri yerine; bölge, okul, öğretmen özelinde değişen bir sistem tercihi ve yeniliğie, değişime, gelişime açılık. Son olarak da şunu ekleyeyim Dr. Özgür Bolat kitabın önsözünde bu uygulamaların çoğunu bizim de bildiğimizi bazılarını uygulamadığımızı, bazılarına ise inanmadığımızı vurguluyor. Belki de günün birinde bu bildiklerimizi layıkıyla uyguladığımız, öğrenciye ve öğretmene güvendiğimiz ve oyunun ve teneffüsün de eğitimin parçası olduğuna daha çok inandığımız bir sistem kurabilliriz. Genel anlamda kitabı çok beğendiğimi söyleyebilirim. Özellikle eğitim fakültelerindeki arkadaşlara, geleceğin öğretmenlerine, eğitimcilerine tavsiyemdir. Eğitime ilgi duymayan biri kitabı sıkıcı bulabilir ancak ben eğitime ilgi duyan ve eğitimi güzelleştirebilmek adına küçük de olsa bir adım atmak isteyen biri olarak kitabın benim için akıcı olduğunu ve bende yeni fikirlere ilham olduğunu, önceki fikirlerimin eksiklerini görerek eğitim ütopyamı geliştirmeme vesile olduğunu söyleyebilirim. İnşallah Türkiye'de de çok daha iyi, iktidara ve piyasaya göre hızla değişmeyen, öğrencilerin ve öğretmenlerin daha mutlu daha az stresli olacağı, kendilerini daha çok geliştirebilecekleri bir sistem görebiliriz. ✨ Böğürtlen Lekeli Güvercin
…sen Tanrı olmadığın gibi Tanrı’da sen değildir. Tanrı’nın ve senin savaşma tarzı, hedefleri,duyguları aynı değildir.. Mene Tekel Peres’ diyerek karşılıyor beni Petrov. Özellikle vurguluyor Düşüncesiz Olmayın!’ diyerek, kitap bir solukta bitecek ama sen sürekli düşüneceksin diye ikaz ediyor beni. Öylesine bir anlatıma sahip ki o kadar çok bilgiyi nasıl bir anda yükleyebildim zihnime bende anlamış değilim. Kah üzüldüm, kah umutlandım, kah lanet ettim ama bir kez daha öğrendim her satırda durup bir kez daha düşündüm. Haklıydı Petrov düşüncesiz olamazdım. Ben insanım yaratılmış her canlıdan daha üstünüm düşünmek benim işim, bana özgü bunu değerlendirmeliyim. Ve bir kez daha teşekkürler Petrov unuttuğumuz değerleri bizlere hatırlattığın için. İncelediğimiz kitap Beyaz Zambaklar Ülkesinde’. Sizlere analiz ettiğim birkaç notu aktarmak istiyorum. Kitabı bitirdiğimde ki düşüncelerimi, okurken ki hislerimi ve altını çizdiğim notlarımı.. Mene Tekel Peres.. Öylesine bir hisle başlattı ki bu söz beni kitaba merakla çevirdim her sayfasını çevirdikçe bir şeyler takıldı aklıma mesela, Snelman’ın bir sözü ki 1800lü yıllarda söylemiş olmasına rağmen hala doğruluğunu kanıtlayabiliyoruz ; Aydın olmak modaya uygun elbiseler giymek yada kolalı ve modern şapka takmak değildir. Ne kadar da haklı, 19ncu yüzyılda söylenmiş bir sözü 21yüzyılda da sizlere sunabilirim. Hani derler ya sonradan görme diye bizde birazda onları anımsattı bana, toplumumuzda kendine alakasız bir kartvizit oluşturmuş , bilgisi sadece kendine yetecek insanlar fazlasıyla mevcut ama çevrelerinden birazcık uzaklaşsak belki de bir apartman ötelerine yada bir mahalle gerisine gitsek seviye fazlasıyla değişiktir. Peki mum dediğin çevresine ışık saçmaz mı? Eğer ortada bir yanlış varsa kökene inmemiz gerekir. Hele ki bu kitabı inceliyorsak çok kapsamlı bakmamız her ayrıntıyı incelemeliyiz. Çünkü burada toplumu ele alıyoruz, o halde toplumu bir çiçek gibi incelemeliyiz, önce tohuma sonra fidana sonra yapraklara sonra dikenine en nihayetinde çiçeğine bakmalıyız.. Aile diyor Snelman, Aile en büyük problem Finlandiya’da. Aslında sadece orada değil her toplumda aile en büyük problem çünkü toplumumuz çiçekse, ailemizde tohum bu durumda.. Hemen hemen her toplumda büyük kitleyi çocuklar-gençler oluşturuyor ve toplumda şikayetlerini onların üzerinden sürdürüyor. Hapislerde ki çocuklardan, hırsızlık yaptı, onu öldürdü, eroin kullandı diye gidiyor hayıflanmalar.. Peki nasıl açıklamalı bu durumu? Snelman’ın açıklamasını direk aktarmak istiyorum;Anne-babalar çocuklariyla hiç ilgilenmezler. Ara sira onlara sekerleme ve oyuncak almaktan öteye bir is yapmazlar. Bu durum karsisinda çocugun akli, fikri, ruhu islenmemis bir tarla gibi kalir. Buraya yararli hiçbir sey ekilmis olmaz. Anne-babalar çocuklara “yalan söyleme,yaramazlik yapma,bu hareket kötüdür, nefret uyandirir, günahtir,” gibi nasihatlerde bulunurlar, ama nasihatleri veren kisiler birbirlerini aldatirlar. Onlarin yaninda öyle davraniniz ki sizin meziyetlerinizi bizzat görerek sizi sevmeye baslasinlar’ Gençleri suçlarlar her zaman, dikkat edin anne babalara yada topluma hep bir şikayet söz konusu, peki düşünülüyor mu gençleri böyle yapan nedir, onları yanlışa iten nedir? Sanırım Snelman yukardaki alıntıda buna en güzel cevabı vermiştir. Gerçektende kitabı okudukça her defasında ne kadar doğru diye tekrarladığımı fark ettim her bölümde bir pay çıkarttım günümüzden, ilgisiz anne-baba örneği o kadar çok ki çevremde. Hatta sizde hak vereceksiniz bana; Annelerin çoğu ev hanımı çocuk henüz bebekken bile 1-2 yaş çocuğuyla ilgilenmek yerine ona bir şeyler öğretmek yerine önüne oyuncakları döküp hemen boş kutuya televizyona yöneliyor. Aslında şu sıralar gelişen teknolojimizle daha çok bilgisayarlara yöneliyorlar. Snelman’da buna benzer açıklamalar yapmıştı ama ben kitaptan alıntıya değil kendi gözlemlerime yer vermek istiyorum. Bilinçsizce yapılan evlilikler henüz kendisi yetkinliğe erişememiş insanların evliliğinden doğan bebekler de bilinçsizce yetiştiriliyor. Bu tür ailelerin olduğu toplumda bozukluklar olması şaşırtıcı olmasa gerek.. Kitapta özellikle bir nokta var ki şikayet eden ailelere verilecek en güzel cevap Ya sizler en başında onların çocukların kanatlarını kırdıysanız?’ Kitap genel olarak bu şekilde açıklayarak gayet iyi bir şekilde aksayan yönleri nasıl çözümleyebiliriz’e cevap veriyor. Geçim sıkıntısı çekilen, eğitim seviyesi düşük, yaşam kalitesi kötü olan toplumlar nasıl kalkındırılmalı, yada dediğim gibi aksak yönler nasıl giderilmeli tüm detaylarıyla anlatılmış. Benim ilgimi çeken bir önemli kısımda Karokep’le tanıştığım bölüm oldu. Dışarıdan baktığımızda insanları yargılamak ne kadar kolay değil mi? Bir hırsız görsek ona öfkemizi kusarız, yada bir katile lanetler yağdırırız. Tabi ki hiçbir gerekçe onların kötü olmasını gerektirmez ama belki bazı gerekçeler bizim onları anlayabilmemize yardımcı olabilir. Bunu bir kez daha gördüm Johan Karokep’in hikayesini okuduğumda. Detaylara girmeden bir kısmı aktaracağım etkilendiğim; Sizi öldürmek istiyordum şimdi söyleyin bana Hıristiyan papaz kendi katiline ne yapar? Öylesine anlamlar var ki aslında bu bölümde keşke hepsini aktarabilsem ama kısaca değinirsem toplumca katil, hırsız,kötü olarak bilinen Johan’ın yüreğini görebiliyoruz bu bölümde. Yoksa hangi kötü insan öldürmek istediği insana bu soruyu sorabilir? Söyler misiniz kim isteyerek kötü olmayı seçer? Kim kötü olmak ister? Hepimiz bir’iz oysa ki siz ister misiniz? Ben neden isteyeyim ki, o neden istesin ki? İşte tüm bunları düşünüyoruz ve bir kez daha iyi olmanın sonuçlarını tartıyoruz ister istemez. Bir an kitabın içine girip o papazın boynuna sarılmak isterken buldum kendimi ne yalan söyleyeyim, böylesine merhamet dolu olsa herkes bir toplulukta nasıl kötü olabilir ki? Bu güzel yürek olsa her yerde kötüden nasıl söz edilebilir ki.. Johan’ın olduğu bölümde bir şeye daha değinmek isterim, gezici kütüphanelerden bahsediyor Petrov burada hemen aklıma Eşekli Kütüphaneci Mustafa Dede’ bilir misiniz kendisini.. 1943 yılında kütüphane de memur olarak çalışan ve Eşeğiyle köy köy gezerek insanları okumaya teşvik etmiş güzel insanlarımızdan birisidir. Burada her iki örneğe de baktığımda hatta kitabı tamamen bitirdiğimde de tek bir ortak nokta çıkartıyorum çözüm olarak; Merak.. İnsanlarımız merak etmiyor, içlerinde bir öğrenme sevgisi yok. Gerek Finlandiya da olsun gerekse bizim ülkemizde. Bir toplumun kültür seviyesini yada yaşam standardını belirleyen şey eğitim durumu yani aldığı diplomalar değildir bana göre, merakı öğrenme isteğidir. Bir toplumda ne kadar çok insan merak ederse ne kadar çok insan öğrenme isteğiyle doluysa o kadar ilerler o kadar seviyesini yükseltebilir. İlk verdiğim örneği düşünürsek ben dünyanın en iyi sosyoloğu da olsam içimde bir merak yoksa, çevreme bilgi veremiyorsam aktaramıyorsam çevremde beni bilgi almak için alıkoyan insanlar yoksa ne faydası olur ki en iyi olmamın. İşte tüm bunları o kadar güzel anlatmış ki Petrov, her sayfasında düşünüyor insan acaba ben ne yapabilirim diye, ben küçücük bir cevap buldum bile kendime. Yetinmemeliyim, insan bilgi okyanusunda bir damla su buldum diye nasıl yetinebilir, akıl almaz bir şey bu. Evren keşfedilmek için duruyor işte, ve önümüzde bir hayat var nasıl bundan habersiz kalıp sadece ihtiyaçlarımızı karşılayarak devam edebiliriz ki hayata çok garip. Bunu anlatmalıyız bizde çevremize, en profesyonellere bile ben en iyi sosyolog olsam ve hala toplumumda aksaklıklar söz konusuyla bununla övünemem bile, koca bir safsatadan başka bir şey olmaz yaptığım. En iyiyim ama toplumun aksak yanlarından bana ne? Ben kendi işime bakarım? Bu mu yani? Böyle mi devam etmeliyiz? Eğer böyle devam edersek sonumuz ne yazık ki pek parlak olamaz. Daima en ileriye gitmeli ve yanımızda da başka beyinleri götürmeliyiz, aynı şekilde başka yerleri de merak edip başka beyinlerin bizi götürmesini istemeliyiz bunun için çabalamalıyız. Milyonlarca halk hayvan gibi yaşıyor.. Kirli ve pasaklılar, aptallar. Tek düşünceleri var ; o da midelerini doldurmak…’ Bir bakın ülkemize tanıdık yüzler görmüyor musunuz zihninizde? Çok uzaklara gitmemize gerek bile yok Ankara da hemen ilerimizde Ankara kalesinin etrafına bir göz atın, üstü başı kir pas içinde çocuklar, yırtık kazaklarla gezen ayağında terlikle kadınlar göbeği dışına sarkmış atletli kirli yüzlü adamlar göremez misiniz? Bu kadın ve adam aptal olabilir mi? Hani belki doğuştan bir zihin hastalığı vardır? Elbette bu da olabilir, ama hepimiz biliyoruz ki çok sağlıklıları da var içlerinde peki ya durumları neden öyle? Neden kendilerine çeki düzen vermiyorlar? Yanlarında yetişen çocuklar birkaç yıl sonra bu toplumun parçası olmayacaklar mı? Şuan sadece kadın ve adam bile toplumun bir parçasıyken toplumu dibe doğru çekerken birde çocukları eklenecek peki buna nasıl izin verebiliyoruz? Sadece bahsettiğim yerde değil ne yazık ki ülkemizin hemen hemen her köşesinde bu ve daha kötü durumda aileler görebiliriz. Peki söyler misiniz nasıl içimiz rahat uyuduk bunca zaman, bundan sonrada uyuyacağız en fazla 1 hafta daha aklımızda olacak bu tür insanlar sonra geri eski yaşamımıza döneceğiz. İşte bu yüzden kızıyor Snelman hem kendi halkına hemde okuyan tüm insanlara Ülkede ne kadar cahil, tembel, katil, hırsız var bir sayın. Çocukluk ve gençlik yıllarında doğru eğitilselerdi çoğu vatanına faydalı insanlar olurdu’ diyor. Siz alınmıyor musunuz üzerinize ben okudukça her satırı daha çok kızarıyorum suçluluk duygusuyla, sadece bu kitabı okuduğum andan itibaren olan bir şey değil bu. 2010 yılından bu yana yaşadığım bir şey aslında. Tanıdığım o kadar çok insan var ki kötü olmak istemeyen ve bataklıktan çıkmak için çırpınan ama ellerinden tutan kimse yok. Tam tersine onları yargılayan damgalayan insanlar çok daha fazla. Böyle bir toplumda kötünün yok olmasını nasıl bekleyebilirsiniz? Evet eğitim alıyoruz ve bizler toplumun aksayan yönlerini bulup onarmalıyız, peki bu sadece bizimle olabilir bir şey mi? Eğer sadece bizimle olsaydı bizden öncekiler çoktan halledemez miydi? Tabi ki halledebilirlerdi kitapta her bölümde parça parça sorunları görüyoruz ve hepsinin altında öznellik yatıyor, yani herkes aslında tek başına hareket etmeli yani demek istediğim herkes bu senin görevin diyerek başkasına yüklememeli çözümü, herkes tekil olarak ister boyacı olsun ister aşçı ister doktor herkes ama herkes bu benim sorunum’ diyebilmeli. Herkes birden bahçıvan olmalı ki her yerdeki güller kokusuyla görüntüsüyle muhteşem olarak yetişebilsin. Kitaptan bir alıntı daha vermek istiyorum; Köye gitmek insanı korkutuyor. Vaziyet tüm insanlık, toplum ve sözde kültür adına utanç verici. Düşünüyorum da uzaklarda ve yükseklerde tiyatrolar konserler ressamlar ve yazarlar, parlementolar ve akademiler var, burada ise milyonlarca insan için cehennemden başka bir şey yok’ Benciliz değil mi? Ne zaman oturup cahil dediğimiz eğitimsiz insanlara bir şeyler öğretmeye çalıştık? Ne zaman insanları önemsedik toplum olarak çözüm ürettik? Ne zaman kendi vaktimizden kendi menfatimizden feragat ettik? Bir doktorun notuna yer verilmişti kitapta Devlet büyük bir ailedir Halk kitleleri ise sizin küçük kardeşlerinizdir. Onların kötü yaşam biçimleri toplumun üst sınıflarının utancı ve cinayetidir’ Daha nasıl anlatılabilir ki? Ben kitaba çok kötü durumda olan Finlandiya’nın yükselişi olarak bakmıyorum, aksine yıllarca gelişmekte olan Türkiye’nin ayıbı olarak bakıyorum. Bunlar aslında hepimizin bildiği şeylerken üstelik 1928 de Türkçeye çevrilmesine 1930dan beri ulaşılabilen bir kaynak da varken önümüzde hala toplumumuz da geri kalmışlıklar söz konusu. Ülkenin bir bölümü 21yy’ı yaşarken bir diğer kısım hala insan olmanın ayrıcalığından yoksun. Bir çok sebebi olabilir bunların bir çok sıkıntımız olabilir maddi manevi ama Türkiye’nin başkentinde Ankara’da aralarında çok değil belki de 20 km olan 2 semt arasında yaşayan insanlar arasında büyük bir fark varsa buna hiçbir gerekçe gösterilemez bu ayıptır, ve en acısı bu hepimizin ayıbıdır.. Bir köşede insanlar kokteyller için servet harcarken, hastanede ameliyat parası olmadığı için çocuklar ölüyor mesela, bir tarafta dünden kalma olduğu için koca bir tencere yemek çöpe dökülürken diğer tarafta illa ülkemizde değil mesela Afrika’da bir damla su bulamadığı için, yiyecek kuru bir ekmek parçası dahi olmadığı için çocuklar ölüyor. Kişiselleştirmeye gerek yok hangi dili konuşursak konuşalım hangi ırktan olursak olalım hangi dine inanıyorsak inanalım bu dünya hepimizin. Evren hepimizin evi ve biz ne kadar bencil olursak o kadar çok kaybedeceğiz. Görünürde kazanıyor olsak da farkında olmadan insanlığımızı kaybediyoruz. Kendi çıkarlarımıza yöneldikçe çevremizi göz ardı ettikçe değil toplumu kurtarmak ne yazık ki insanlığımızı dahi kurtaramaz hale geleceğiz. Tüm ülkeleri, tüm insanlığı kapsayacak bir alıntıyla analizime son vermek istiyorum 1800lü yıllardan beri gene haklılığını koruyan ve bundan sonra buna ihtiyaç duymamayı dilediğim bir söz; Artık parti kavgalarıyla kişisel sorunlarla ilgilenmek yerine halkın sağlığının korunmasıyla ilgilenmek gerekiyordu’
BEYAZ ZAMBAKLAR ÜLKESİNDE GRİGORY PETROV Petrov, hangi mesleği seçerse topluma daha faydalı olabileceğine inanıyordu? Petrov’un sık sık gezdiği ülke hangisidir? asıl başarıya ulaştıran güç nedir? Gazi Mustafa Kemal Atarürk, okuduğunuz kitabın ,özellikle ,hangi okullarda okutulmasını istemiştir? Hangi bina çökme tehlikesiyle karşı karşıyadır? Devlet tiyatrosunun duvarlarında çatlakların meydana geldiği, mühendislerin onarımı sayesinde sağlam temellere yükseltildiği olay hangi şehirde gerçekleşmiştir? göre olaylara yön veren ,renk ve can veren kimlerdir? Başkalarına sevimsiz görünen Fin halkının yazara göre iki önemli özelliği nedir? göre halkı kim aldatıp soyuyor? Snelmana göre halk nasıl yaşıyor? insanları yanına çekmek için uyguladığı yöntem nedir? Yazara göre Finli sanatçılar hangi sanat dallarında başarılıdır? adını verdikleri heykel neyi simgeler? halkını küçük gören kimlerdir? Fin halkı ,tercih sonucu,içte bağımsız olmak şartıyla hangi ülkenin egemenliği altına girdi? Eskiden beri Fin halkı arasında çoğu zaman aşağılama yerine kullanılan kelime hangisidir? Eski Yunan’da hangi filozof şehirleri dolaşarak kent meydanlarında halka ,hayatın güzelliğinden söz ediyordu? “Finlandiya, her zaman Rusya ve İsveç tarafından işgal edilmek tehlikesiyle karşı karşıyadır. Kuvvetli komşularına direnebilmesi için, kültür bakımından onlardan daha yüksek olması gerekir.” Yukarıdaki sözleri kim söylemiştir? Devletlerin tarihi ve milletlerin hayatı neye benzetilmiş? Fin kültürünü yaratan halk öğretmeni olan ve arkadaşlarıyla halk öğretmeni sıfatıyla çalışa çalışa bin bir bataklık memleketini Beyaz Zambaklar Memleketine, yani cennete çeviren kimdir? Kitabın son bölümümde anlatılan “Halk Doktoru”nun en büyük eseri nedir? İsveç Devleti’nin Finlandiya’ya gönderdiği devlet memurlarının genel özelliklerinden üç tanesini yazınız. “Devlet büyük bir ailedir. Onun fertleri sizin küçük kardeşlerinizdir. Aşağı tabakanın kusurları kısmen de yukarı tabakanın ihmalinden ileri gelmektedir.” kimin sözüdür? Acımasız ve zalim bir hükümdarın sarayının duvarlarında ateşle yazılmış “Mane tekel fares” kelimeleri görülmüştür. Kimsenin anlayamadığı bu kelimeleri Bilge Danyal nasıl yorumlamıştır? Finler kendilerine Suom derler ve çok sevdikleri ülkelerine de Suomi adını verirler. Suomi ne anlama gelmektedir? Fin kültürünü ortaya çıkaran halk öğretmeni şöhretini yakalayan, yetişmekte olan Fin aydınlarının en güzel örneği sayılan, ülkeyi Beyaz Zambaklar Ülkesi haline dönüştürmeyi başaran kimdir? Halk okuluna, halk üniversitesine dönüştürülen yer neresidir? “Değerli arkadaşlar! Görevinizin ne kadar ağır olduğunu biliyorum. Ücra köylerde ne denli zorluklarla çalıştığınızı ve gayretlerinizin halk tarafından layıkıyla takdir edilmediğini de biliyorum. Ekonomik şartlarımızın kötü olduğunun farkındayım. Ama ne yapalım? Şunu kesinlikle unutmayalım. Biz milleti uyandırmak için kalkıştığımız bu büyük yolun henüz başındayız. Ben sizleri fedakarlığa davet ediyorum. Her meslekte olduğu gibi sizin mesleğinizde de ilgisiz olanlar var. Mesleklerinin ne olduğunu kavrayamayanlar, mesleği terk edip başka meslek arasınlar.” Fin aydını seminerinde yukarıdaki parçada kimlere hitap etmiş olabilir? “Finlandiya’da “Kuvvetli Bacak” isimli takım komşu ülkeler İsveçliler, Norveçliler, Danimarkalılarla karşılaşmalar yapıyordu.” Bu bilgiden hareketle Finlandiya’da gelişen spor dalı hangisidir? Finlandiya’nın bütün sağlık kuruluşlarında okunan kitabın adı nedir? Düşünün 1800’li yıllarda kültürü dahi olmayan bir ülke eğitimde dünyanın zirvesine yerleşiyor. Dünyanın birçok yerinden araştırmacılar, eğitim sistemlerini yerinde görmek için Finlandiya’yı ziyaret ediyor. İşte başarı yıllarda Finlandiya’da yapılan bu çalışmalar olmasaydı belki de Finlandiya halen bataklıklar ülkesi olarak kalacaktı. İnandılar ve başardılar… Finlandiya’da yapılan bu çalışmalar, ülkemizde Cumhuriyetin ilk yıllarında açılan ………………………………………….. faaliyetlerine ne kadar da çok benziyor. Şayet ………………………………………………… kapanmasa ve çağın gereklerine uygun bir dönüşüm ile çalışmalarına devam edebilseydi, şu an Güzel Anadolu’muz çok daha farklı bir yer olurdu. Yukarıdaki boşluğa gelmesi gereken uygun ifadeyi yazınız. Başarılar Sizi seven öğretmeniniz 🙂 BEYAZ ZAMBAKLAR ÜLKESİNDE CEVAPLAR GRİGORY PETROV Petrov, hangi mesleği seçerse topluma daha faydalı olabileceğine inanıyordu? RAHİP Petrov’un sık sık gezdiği ülke hangisidir? FİNLANDİYA asıl başarıya ulaştıran güç nedir? KURUMLARIN ORTAK ÇABASI,HALKIN EL ELE VERMESİ. Gazi Mustafa Kemal Atarürk, okuduğunuz kitabın ,özellikle ,hangi okullarda okutulmasını istemiştir? ASKERİ OKULLARDA Hangi bina çökme tehlikesiyle karşı karşıyadır? MOSKOVA DEVLET TİYATROSU BİNASI Devlet tiyatrosunun duvarlarında çatlakların meydana geldiği, mühendislerin onarımı sayesinde sağlam temellere yükseltildiği olay hangi şehirde gerçekleşmiştir? Moskova göre olaylara yön veren ,renk ve can veren kimlerdir? TEK TEK KİŞİLER DEĞİL HALK YIĞINLARIDIR Başkalarına sevimsiz görünen Fin halkının yazara göre iki önemli özelliği nedir? ÇALIŞKAN VE SAKİN OLMALARI göre halkı kim aldatıp soyuyor? POLİTİKACILAR Snelmana göre halk nasıl yaşıyor? MİLYONLARCA HALK HAYVANLAR GİBİ YAŞIYOR insanları yanına çekmek için uyguladığı yöntem nedir? RÜŞVET Yazara göre Finli sanatçılar hangi sanat dallarında başarılıdır? RESİM ,HEYKEL adını verdikleri heykel neyi simgeler? GENÇ,GÜÇLÜ VE UZUN BOYLU BİR FİN KADININI halkını küçük gören kimlerdir? İSVEÇLİLER Fin halkı ,tercih sonucu,içte bağımsız olmak şartıyla hangi ülkenin egemenliği altına girdi? RUSYA Eskiden beri Fin halkı arasında çoğu zaman aşağılama yerine kullanılan kelime hangisidir? KIŞLA Eski Yunan’da hangi filozof şehirleri dolaşarak kent meydanlarında halka ,hayatın güzelliğinden söz ediyordu? SOKRATES “Finlandiya, her zaman Rusya ve İsveç tarafından işgal edilmek tehlikesiyle karşı karşıyadır. Kuvvetli komşularına direnebilmesi için, kültür bakımından onlardan daha yüksek olması gerekir.” Yukarıdaki sözleri kim söylemiştir? SNELMAN Devletlerin tarihi ve milletlerin hayatı neye benzetilmiş? MOSKOVA’DAKİ DEVLET TİYATROSUNUN BİNASINA BENZER. Fin kültürünü yaratan halk öğretmeni olan ve arkadaşlarıyla halk öğretmeni sıfatıyla çalışa çalışa bin bir bataklık memleketini Beyaz Zambaklar Memleketine, yani cennete çeviren kimdir? SNELMAN Kitabın son bölümde anlatılan “Halk Doktoru”nun en büyük eseri nedir? İsveç Devleti’nin Finlandiya’ya gönderdiği devlet memurlarının genel özelliklerinden üç tanesini yazınız. *Çoğu ortaokulun ikinci veya üçüncü sınıfından çıkmış yalancı, cahil ve ahlâkça düşkün *Ekseri zamanlarını dairelerinde ve kalemlerinde değil, pahalı meyhanelerde ve eğlence yerlerinde geçirirlerdi. * Bu memurlar çalışmak istemezler ve esasen çalışmasını bilmezlerdi. * İşlere akılları ermiyordu. *Görevlerine karşı ne kadar ihmalci iseler, ahaliye karşı da, o kadar cakalı ve çalımlı idiler. *Vazife başına geç gelirler, erken giderlerdi. *Vazife saatlerinde kahve ve sigara içerler, gazete okurlar, veyahut dostlarıyla konuşurlar veya tartışırlardı. *Bir iş için kendilerine baş vuranları saatlerce bekletirler. “Devlet büyük bir ailedir. Onun fertleri sizin küçük kardeşlerinizdir. Aşağı tabakanın kusurları kısmen de yukarı tabakanın ihmalinden ileri gelmektedir.” kimin sözüdür? KÖYLÜLERİN YAŞAMINI İYİLEŞTİREN KIVILCIMI YAKAN DOKTORUN Acımasız ve zalim bir hükümdarın sarayının duvarlarında ateşle yazılmış “Mane tekel fares” kelimeleri görülmüştür. Kimsenin anlayamadığı bu kelimeleri Bilge Danyal nasıl yorumlamıştır? BU ATEŞTEN YAZILAR, KORKUNÇ BİR ŞEYİN VUKUA GELECEĞİNİ HABER VERİYOR. BUNLARIN ANLAMI ŞUDUR Kİ, ESKİ DEVLET ARTIK HAYATÎ KUVVETİNİ KAYBETMİŞTİR. ÖNÜNE GEÇİLEMEYECEK BİR SURETTE YIKILMAK ZORUNDADIR. Finler kendilerine Suom derler ve çok sevdikleri ülkelerine de Suomi adını verirler. Suomi ne anlama gelmektedir? BATAKLIK ARAZİ Fin kültürünü ortaya çıkaran halk öğretmeni şöhretini yakalayan, yetişmekte olan Fin aydınlarının en güzel örneği sayılan, ülkeyi Beyaz Zambaklar Ülkesi haline dönüştürmeyi başaran kimdir? SNELMAN Halk okuluna, halk üniversitesine dönüştürülen yer neresidir? KIŞLA “Değerli arkadaşlar! Görevinizin ne kadar ağır olduğunu biliyorum. Ücra köylerde ne denli zorluklarla çalıştığınızı ve gayretlerinizin halk tarafından layıkıyla takdir edilmediğini de biliyorum. Ekonomik şartlarımızın kötü olduğunun farkındayım. Ama ne yapalım? Şunu kesinlikle unutmayalım. Biz milleti uyandırmak için kalkıştığımız bu büyük yolun henüz başındayız. Ben sizleri fedakarlığa davet ediyorum. Her meslekte olduğu gibi sizin mesleğinizde de ilgisiz olanlar var. Mesleklerinin ne olduğunu kavrayamayanlar, mesleği terk edip başka meslek arasınlar.” Fin aydını seminerinde yukarıdaki parçada kimlere hitap etmiş olabilir? ÖĞRETMENLERE “Finlandiya’da “Kuvvetli Bacak” isimli takım komşu ülkeler İsveçliler, Norveçliler, Danimarkalılarla karşılaşmalar yapıyordu.” Bu bilgiden hareketle Finlandiya’da gelişen spor dalı hangisidir? FUTBOL Finlandiya’nın bütün sağlık kuruluşlarında okunan kitabın adı nedir? BİR KÖY DOKTORUNUN HATIRALARI Düşünün 1800’li yıllarda kültürü dahi olmayan bir ülke eğitimde dünyanın zirvesine yerleşiyor. Dünyanın birçok yerinden araştırmacılar, eğitim sistemlerini yerinde görmek için Finlandiya’yı ziyaret ediyor. İşte başarı yıllarda Finlandiya’da yapılan bu çalışmalar olmasaydı belki de Finlandiya halen bataklıklar ülkesi olarak kalacaktı. İnandılar ve başardılar… Finlandiya’da yapılan bu çalışmalar, ülkemizde Cumhuriyetin ilk yıllarında açılan KÖY ENSTİTÜLERİNİN faaliyetlerine ne kadar da çok benziyor. Şayet KÖY ENSTİTÜLERİ kapanmasa ve çağın gereklerine uygun bir dönüşüm ile çalışmalarına devam edebilseydi, şu an Güzel Anadolu’muz çok daha farklı bir yer olurdu. Yukarıdaki boşluğa gelmesi gereken uygun ifadeyi yazınız. Başarılar Sizi seven öğretmeniniz.
beyaz zambaklar ülkesinde kitap analizi