🌘 Istanbul Isyanları Kimler Tarafından Çıkarılmıştır
Medreselerdeeğitim gören talebeler isyana katılan diğer kişiler (başıbozuk leventler ve çiftbozanlar) tarafından kışkırtılıp tahrik edilmiştir. 1550’li yıllarda başlayan Suhte İsyanları 1559’da daha da artmıştır. Osmanlı Devleti bu isyanları bastırmak için halk arasından muhafaza birlikleri oluşturmuştur.
1- İstanbul İsyanları: İstanbul isyanları kapıkulu askerlerinin özellikle yeniçerilerin tarafından çıkarılmıştır. Askeri isyanlarda denilen bu isyanlara bazen ulema, halk ve medrese öğrencilerinin de katıldığı görülmüştür.
Fatihİstanbul - (212) 384 34 00; https://istanbulakademi.meb.gov.tr Sayısal Bilimler Akademisi tarafından Temel Eğitimde 10 Bin Okul Projes kapsamında
Islahat Fermanı Hangi Osmanlı Padişahı tarafından çıkarılmıştır? eroldogan1994 24 Nisan 2012 sordu. 3 Cevap 0 0 Payla ş CEVAPLA
İstanbul İsyanları. İstanbul’daki isyanlar çoğu defa yeniçeriler ve sipahiler tarafından çıkarılmıştır. Bunlar,genellikle maaşların yetersizliği ve zamanında ödenmemesi bahane ediyorlardı. Ayrıca,yeniçeriler bazı devlet adamlarının kendi çıkarları için kışkırtılıyordu. Bu durum,devlet içerisinde huzursuzluk
CEVAP İstanbul isyanları içerisinde en tehlikelileri III. Murad, II. Osman, IV. Murad ve IV. Mehmed dönemlerinde meydana gelenlerdir. Devlet yönetimindeki zaaflar, ordunun ve maliyenin bozulması ve devlet otoritesinin zayıflaması neticesinde bu durumdan istifade etmek isteyenlerin teşvikiyle bazı isyanlar çıkmıştır.
İstanbuldaki isyanların tamamı kapıkulu ordusu tarafından çıkarılmıştır. Bu isyanların sebebi devlet adamları arasındaki iktidar mücadeleleri ile ekonomik ve mali sebeplerden kaynaklanıyordu. Yeniçerilerin ilk isyanları Fatih zamanına kadar uzanır. Bu isyanın sebebi padişah ile veziriazam arasındaki mücadelesiydi.
6-7 Eylül Olayları, 6 Eylül 1955 akşamı İstanbul ve İzmir’de DP Hükümeti ile çeşitli devlet kurumları tarafından organize edildiği sanılan halk kitlelerinin Atatürk’ün Selanik’te doğduğu eve bomba atıldığına dair düzmece haberi bahane göstererek Rum ve diğer azınlıklara ait ev, işyeri ve dini yapıları iki gün boyunca talan etmesi suretiyle gelişen
1-MERKEZ (İSTANBUL) İSYANLARI: Kapıkulu Askerleri (özellikle yeniçeriler) tarafından çıkarılmıştır. Asıl nedeni EKONOMİK’TİR. Maaş ve menfaat isyanlarıdır. NEDENLERİ: Ulufe (Maaş) ve Cülus Bahşişlerinin zamanında ödenmemesi Kapıkulu Askerlerine düşük ayarlı para verilmesi
Sarınay, alıntı yaptığı farklı kaynakların, İstanbul’da tutuklanmış olan Ermenilerin sıradan kişiler olmadığını, isyancı komitacılar olduğu konusunda hemfikir olduğunu eklemiştir. 1915-1916 tarihleri arasında 1673 kişinin Ermenileri suiistimal etmesi sebebiyle askeri mahkemeler tarafından yargılanmış olduğunu da
Dergiilk olarak Yusuf Ziya ve Orhan Seyfi tarafından çıkarılmıştır. Fakat daha sonra Orhan Seyfi derginin yönetiminden ayrılmıştır. 1967’de vefat eden Yusuf Ziya Ortaç, dergiyi yaşamının sonuna kadar çıkarmayı başarmıştır. Ortaç’ın vefatının ardından dergi on yıl oğlu Ergin Ortaç tarafından çıkarılmıştır.
Ayasofya Fatih Sultan Mehmed’in (1451-1481) 1453’te İstanbul’u fethetmesiyle camiye çevrilmiştir. Fetihten hemen sonra yapı güçlendirilerek en iyi şekilde korunmuş ve Osmanlı Dönemi ilaveleri ile birlikte cami olarak varlığını sürdürmüştür. Yapıldığı tarihten itibaren çeşitli depremlerden zarar gören yapıya
A2Nwiy. Merkezi Yönetimin Bozulması Ekonominin Bozulması Askeri Sistemin Bozulması Sosyal Alandaki Bozulmalar Eğitim Sisteminin Bozulması Dış Etkenler Başarısız savaşlar İç İsyanlar Özel olarak Osmanlı Devleti’nin önce duraklama ve sonra gerilemesinin açıklanmasında, Kanuni sultan Süleyman’dan sonra gelen padişahların büyük bir çoğunluğunun yeteneksizliği, zevk ve sefa düşkünlüğü ve kimin de psikolojik bakımdan dengesizliği, önemli bir neden olarak gösterir. Bu tümüyle doğru bir açıklama olmaz. Osmanlı devletinin zayıflamasının asıl açıklayıcı nedenleri, bir yanda genel olarak İslam dünyasının yukarıda anlatılan zayıflıklarında, öte yanda Osmanlı Devleti’ne özgü yapısal bozukluklarda aranmalıdır. Batı Avrupa’nın güçlü devletlerinde, belki de Osmanlı tahtındakilerden daha yeteneksiz ve daha dengesiz monarkların sayısı az değildir. Ama bu durum, o devletlerin güçlenmelerini ya hiç etkilememiş ya da çok kısa süreli olarak durdurmuştur. Bu bakımdan şimdi yapılması gereken, İslam dünyasının gerileme nedenlerine ek olarak, Osmanlı Devleti’ne özgü yapısal bozukluklar üzerinde durmaktır. Böyle bir yaklaşım, büyük bir devletin zayıflamasının nedenlerini daha açıklayıcı, öğretici, kısaca daha bilimsel bir temel üzerine oturtabilir. Çünkü büyük devletler bu iki yöneticinin kişiliği ya da davranışıyla değil, çok temel tarihi, ekonomik, toplumsal ve siyasal güçler tarafından yıkılırlar, “ölümleri” de hasta yatağında değil, büyük bir savaşın sonunda olur. Osmanlı Devlet’i bir istisna değildir. Karşı konulamaz güçler zayıflatmışlar, I. Dünya Savaşı da yıkmıştır. Osmanlı Devleti’nde başlayan uzun duraklama, gerileme ve yıkılma dönemlerinin en belirgin göstergesi, Avrupa’da Fetihlerin durmuş olmasıdır. Bu aynı zamanda zayıflama sürecine girilmesinin en önemli nedenleri arasındadır. Osmanlılarda Avrupa içindeki fetihler üç açıdan devletin güçlenmesini sağlamıştı. Her şeyden önce Müslüman güç olarak Hıristiyan Avrupa’ya karşı savaş, Osmanlılara bir amaç duygusu, birlik ve beraberlik sağlamaktaydı. Devletin enerjisinin tümü bu yönde kullanılmakta ve gelecek savaşlarda başarı kazanmak için devletin yönetimi sıkı tutularak, hazinenin dolu olmasına dikkat edilmekteydi. İkinci olarak fetihlerin durmasıyla Osmanlı hazinesi yoksullaşmaya, ganimet gelirleri ve yıllık vergiler de azalmaya başladı. Pek önem verilmeyen, ama en az ilk ikisi kadar önemli olan bir başka unsur, yeni fethedilecek topraklar olmayınca, Osmanlı Devleti’nin o zamana kadar başarı ile sürdürdüğü nüfus yerleştirme politikasının da durmasıdır. Bunun sonucu olarak Anadolu’da nüfus gereğinden çok artınca, kişiler birbirini soymaya, gidecek yer olayınca kentleri doldurmaya ve kırsal bölgelerde karışıklıklar çıkarmaya başladılar. Kanuni Sultan Süleyman’ın iyi niyetli toprak reformunun monarkın isteklerinin aksine sonuçlar doğurması, zayıflamanın ikinci nedeni sayılabilir. Osmanlı toprak sisteminin temel kurumları olan has, zeamet ve tımar dağıtımını yerel düzeyde görülen aksaklıkların giderilmesi amacıyla yerel otoritelerden alınıp merkezin tasarrufuna bırakıldı. Bu davranış, o dönemde Batı Avrupa’da merkezi otoritenin güçlenmesi yolunda ve özellikle Fransa’da ortaya çıkan merkezileşme süreciyle yakın bir benzerlik gösteriyordu. Bu bakımdan yenilikçi bir hareket olarak değerlendirilebilir. Ama Osmanlı Devleti’nde bu toprak dağıtımı, zamanla iddiaların haklılığından çok, merkezde, sarayda çevrilen dolaplara konu oldu ve rüşvet alma gibi amaçlarla yapılmaya başlandı. Böylece, Kanuni Sultan Süleyman’ın amacının aksine, Osmanlı Devleti’nde büyük toprak sahipliğinin ve bunun üzerinde de ırsiyet ve miras hakkının doğduğu görülüyor. Bu da, o tarihe kadar Osmanlı fetihlerini büyük ölçüde kolaylaştırmış bulunan ve toprak sahiplerine büyük yararlar sağlayan Osmanlı toprak sisteminin ortadan kalkmasına ve toprak sahibi köylünün büyük toprak sahipleri tarafından sömürülmesine yol açmıştır. Böylece artık Avrupa köylüsü Osmanlı’yı kurtarıcı gözüyle görmemeye başlamış ve ağır vergi yükünün altında ezilmiştir. Zayıflamanın üçüncü nedeni, merkezdeki yönetici kadrosunun bozulmasıdır. Daha önce padişahın yönetici maiyeti, kökeni genellikle köylü olanlardan oluşmaktaydı ve bunlar kırsal alanların sorunlarını çok iyi biliyorlardı. Ama 16. yüzyılın sonlarına doğru padişahın yönetici çevresi içine tümüyle kentlerde yaşayan kişiler girmeye başladı. İşin daha da kötüsü, bunlar aile nüfuzu ya da parayla bu yüksek yerlere geliyorlardı ve yerlerini ölmelerinden sonra oğulları alıyordu. Bunun kaçınılmaz sonucu olarak, Osmanlı Devleti’nde “nepotizm” yüksek devlet mevkilerinin akraba ya da çok yakın arkadaşlara bırakılmasını sağlayan kayırma sistemi uygulaması başladı. Bu koşullar altında, padişahların devlet yönetimine sahip olamamaları, boş vermişlik, sorumlulukların dağıtılması ve yönetim ilkelerine bağlılığın ortadan kalkması sonucunda, merkezi otorite bozulmuş ve zayıflamıştır. Daha önce hükümdarın mutlak kişisel otoritesine bağlı ve onun maiyeti tarafından etkili bir biçimde yönetilen devlet, padişahların otoritelerinin sarsılmasıyla parçalanmaya, karışıklıklara ve düzensizliğe uğramıştır. Zayıflamanın salt ekonomik nedenlerinin incelenmesinde şu noktalar ağır basmaktadır. Birincisi, ekilen toprağın büyüklüğünde herhangi bir değişiklik olmaksızın, nüfusun hızla artmış olmasıdır. İkincisi, Yeni Dünya’dan İspanyol Amerikan altına Avrupa’ya sokulunca fiyatlarda artış olmasıdır. Bu da Osmanlı parasının değerinin düşmesine ve yüksek enflasyona yol açtı. Avrupa’nın öteki devletlerinde de aynı enflasyonun varlığına daha önce değinilmişti. Ama bu devletler, şimdi gelişmiş olan ticaretleri ve Osmanlı Devletinkinden daha sağlam olan ekonomik yapılarıyla, enflasyonun etkilerini kısa sürede geçiştirdiler ve belki de bu enflasyonist gidişten uzun vadede yararlandılar. Osmanlı Devleti bu ekonomik sıkıntıyı bir türlü atlatamadı. 1584 yılındaki devalüasyonla altın para %50 oranında değer kaybetti ve askerlerin maaşlarının verildiği gümüş sikkeler eritilerek daha ince kalıpla basıldı, içindeki bakır oranı artırıldı. 16. yüzyıl boyunca Osmanlı nüfusu iki kat arttı ve Avrupa’da genişleme olanağı kalmayınca bu nüfusu yerleştirecek toprak kıtlığı çekilmeye başlandı. Toprak kıtlığı köylüleri ve özellikle gençleri başka yerlerde yaşamlarını kazanmaya itti. Osmanlıların “lonca” sistemine dayanan ekonomisi, toprak ürünlerinin dışında herhangi bir ekonomik kaynağın gelişmesine de izin vermiyordu. Kıbrıs’ın alınması, sorunu biraz ertelemişti ama özellikle Anadolu, işsiz, topraksız ve köksüz kişilerle doluydu ve bunlar yerel haydutların paralı askerliği gibi buldukları her türlü işe girmeye başladılar. Hazine, büyüyen açığı kapatmak için vergileri artırarak yeni kaynaklar arama yoluna gitti. Bunun yüküyse gerek merkezi, gerek yerel yönetimler kanalıyla köylünün sırtına bindi. Enflasyonun yükü daha çok sabit gelirlilerin yani asker, sivil ya da adli olsun, memurların üzerindeydi. Bu ise, onları rüşvete, kötü yola ve köylülerden hukuk dışı vergi istemeye itti. Zayıflamanın askeri nedenleri arasında, “yeniçeri ocağı’nın bozulması büyük önem taşıyor. Topraksal genişlemenin durmasının bir başka sonucu da Hıristiyan kökenli asker bulmanın artık olanaksızlaşmasıdır. Bu, silahlı kuvvetlere çok sayıda Müslüman nüfusun alınması sonucunu doğurmuştur. Böylece, devlet içindeki çeşitli askeri ocakların bileşimi, dayanışma duygusu ve askeri disiplinleri bozulmuş oldu. 16. yüzyılın ortalarında yeterli sayıda seferin yapılmamasından aylak kalan ve ekonomik durumunun kötülüğünden dolayı maaşlarını düzenli alamayan yeniçerilere zanaatkârlık yapma izin verilmiş ve böylece ticaret hayatına atılan ve İstanbul tüccarlarıyla kaynaşan ocağın savaşma hevesi ve disiplini kaybolmuştur. Ayrıca Kanuni Sultan Süleyman döneminde evlenmelerine izin verildiğinden, yeniçeri ocağı bir de babadan oğla geçen bir niteliğe kavuşmuştur. Dolaysıyla, 16. yüzyılın sonlarına doğru yeniçeriler karışıklık çıkaran ve yıkıcı isteklerde bulunana bir ocak biçimine dönüştü. Örneğin, 1589′da değeri düşürülen parayla maaşları verilince ayaklanarak Topkapı Sarayı’na kadar girdiler ve Divan toplantıdayken padişahtan sorumlu yetkililerin kafalarını istediler. Bu isteğin yerine getirildiğini söylemek, devletin içine düştüğü durumu anlamaya yeter. Üstelik, 1593′te sipahiler ayaklandığı zaman bu isyan yeniçeriler tarafından bastırılmış ve böylece iki ocak arasındaki rekabetten yararlanmak gelenek halini almıştır. Bunun yıkıcı sonuçlarını söylemeye bile gerek yok. Osmanlı devletinin zayıflama nedenleri arasına konan ve ne anlama geldiği de pek belli olmayan bir “devletin doğal yayılma sınırlarına kavuşması” olgusu vardır. 18. yüzyıldan bakıldığında Rusya’nın “doğal sınırları”nın neresi olduğu iki aşağı üç yukarı belliydi. Bu devlet daha sonraki yüzyıllarda Moğolistan, Afganistan’ın kuzeyi, Kafkasya’nın güneyi, Polonya’nın doğu bölgesi ve Doğu Avrupa’nın geri kalan yerlerinde genişleyip güçlenirken, herhalde doğal sınırların ötesindeydi. Hele, 17. yüzyıla gelinip, ilk denizaşırı sömürge imparatorlukları kurulduğunda, “doğal sınırlar” kavramı, anlamını tamamen yitirdi. Örneğin, merkezi İstanbul olan bir “kara devleti” için Viyana kenti, belki karadan ele geçirilmesi olanaksız olmasa bile son derece zor bir işti. Ama, İtalyan yarımadasına denizden egemen olan bir devlet için, bu denli zor olmasa gerek. Fatih Sultan Mehmet gibi ufku çok geniş bir hükümdarın yapmak istediği de belki buydu. İstanbul’dan sonra Roma’yı ele geçirmek ve İtalyan yarımadasına egemen olduktan sonra, güneyden Avrupa’nın “emperyal kalbi” Viyana’yı çevirmek istemesi, mantığa uygun düşüyor. Aksi halde, 1479′da İtalyan yarımadasının güney ucundaki Otranto’yu eline geçirmesi ve gelecek saldırılar için burada Gedik Ahmet Paşa gibi en iyi komutanının yönetiminde asker bırakması nasıl açıklanabilir’ İtalya’nın dağınıklığını koruduğu, birçok kent-devletin birbirine düştüğü bir dönemde, iyi planlanmış ve hevesle yürütülen bir hareketle bu iş gerçekleşebilir, Roma ile Bizans’ın yıkılmasının doğurduğu büyük boşluk, dirlik ve güçlü bir devlet tarafından doldurulabilirdi. Ama büyük Fatih’in 1481′de genç yaşta ölmesi, bu ihtiraslı ama gerçeklikten pek uzak olmayan planın uygulanmasını engelledi. Üstelik ölümü üzerine Osmanlı Devleti’nde ilk kez başlayan taht kavgası sırasında II. Beyazıt’ın, kardeşi Cem Sultan’a karşı kullanmak üzere Gedik Ahmet Paşa’yı ve Otranto’daki kuvvetlerden büyük bir bölümünü geri çekmesi, Otranto’nun hemen düşmesine yol açarak planı tam anlamıyla tarihin derinliklerine gömdü. İngiltere, Hollanda, Portekiz gibi devletlerin deniz egemenliğinin büyük önem kazandığı dönemde doğal genişleme alanının sınırları hangi ölçütle, nasıl çizilebilir’ Bir Hindistan, bir Avustralya ve bir Amerika, çizilecek sınırların temel mantığını soramamaktadır. Tüm bu düşüncelerin ışığı altında, söylenebilecek olan, Osmanlı Devleti’nin zayıflamasının temel nedenleri arasına, devletin doğal yayılma alanlarının sınırlarına dayandığı varsayımından çok, açık denizlere tam anlamıyla egemen olmamasını koymak gerektiğidir. Osmanlı Devletinin Zayıflama Nedenleleri 1. Osmanlı merkezi yönetiminin bozulmasında; Şehzadelerin sancaklara gönderilmemesinden dolayı, devlet işlerinde yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olmadan devletin başına geçmeleri. Padişahların tecrübesizliğinden yararlanan saray kadınlarının ve ağalarının devlet yönetiminde etkili olmaları. Küçük yaşta tahta çıkmaları 4. Mehmed 6 yaşında tahta çıkmıştır. Önemli makamların liyakata bakılmadan rüşvet ve iltimas yoluyla dağıtılması gibi nedenler etkili olmuştur. Devlet yönetiminde otoritenin sarsılması, halkın devlete olan güveninin azalmasına ve iç isyanların çıkmasına neden olmuştur. Deneyimsiz kişiler tahta geçmiş, bu nedenle merkezi yönetim bozulmuştur. 2. Ekonominin Bozulması 16. yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı ekonomisinin bozulmasında; Coğrafi Keşiflerin etkisiyle ticaret yollarının yön değiştirmesi ve gümrük gelirlerinin büyük ölçüde azalması 17. yüzyılda Avusturya ve İran ile yapılan savaşların yüklü harcamalara yol açması İhracatın azalması, ithalatın artması ve kapitülasyonların giderek Avrupalı devletlerin sömürü aracı haline gelmesi Sömürgelerden Avrupa’ya yüklü miktarda altın ve gümüşün gelmesi, bu madenlerin bir miktarının Osmanlı ülkesine girmesi ve paranın değerini düşürerek enflasyonu artırması Vergilerin yükseltilmesi üzerine köylerde yaşayan insanların vergilerini ödeyemeyerek tarımsal üretimi bırakmaları Saray masraflarının artması gibi nedenler etkili olmuştur. Köyden şehre göçler sonucu üretim azalmıştır fazladan asker alımı ile askeri masrafların artması gibi nedenlerde etkili olmuştur. 3. Askeri Sistemin Bozulması III. Murat döneminden itibaren kapıkulu ocaklarına kanunlara aykırı asker alınarak sayılarının artırılması Yeniçerilerin geçim sıkıntısını ileri sürerek askerlik dışında işlerle uğraşmaları İltizam sisteminin yaygınlaşması üzerine tımar sisteminin önemini kaybetmesi ve eyaletlerde asker yetiştirilmemesi Askeri bilgisi olmayan insanların komutanlık rütbelerine getirilmesi Avrupa’da meydana gelen harp teknolojisindeki gelişmelerin takip edilmemesi Yeniçerilerin sayılarının artmasıyla kendilerini büyük bir güç olarak görmesi. gibi etkenler Osmanlı askeri sisteminin bozulmasına neden olmuştur. 4. Sosyal Alandaki Bozulmalar Tımar sisteminin bozulması, nüfusun artması ve Anadolu’da çıkan Celali isyanları halkın devlete olan güvenini sarsmıştır. 17. yüzyılda başta İstanbul olmak üzere büyük şehirlerin nüfusları hızla artmış, bu durum şehirlerde işsizliğe ve güvenliğin bozulmasına neden olmuştur. Sonuç olarak, devlet bu isyanları güçlükle bastırdı ve halkın devlete güveni azaldı. 5. Eğitim Sisteminin Bozulması Eğitim sisteminin temelini oluşturan medreselerin çağın gerisinde kalması ve Avrupa’da eğitim alanında meydana gelen yeniliklerin takip edilmemesi Pozitif bilimlerin medreselerin müfredatından çıkarılması Medrese öğrenimi görmemiş pek çok kişiye ilmi rütbeler verilmesi Yeni doğmuş çocuklara müderrislik unvanının verilmesi ve beşik uleması diye adlandırılan bir sınıfın ortaya çıkması 6. Dış Etkenler Coğrafi Keşiflerle zenginleşen ve ekonomilerini güçlendiren Avrupa devletleri, Rönesans ve Reform hareketleriyle düşünce ve bilim hayatında önemli atılımlar yapmıştır. Osmanlı İmparatorluğu Avrupa’daki teknolojik ve bilimsel gelişmelere ayak uyduramamış, Avrupa’nın gerisinde kalmıştır. İmparatorluğun batıda iyana,doğuda İran’a kadar ulaşmasıyla imparatorluğun doğal sınırlara ulaşması. Avrupalıların Haçlı anlayışıyla Osmanlı İmparatorluğu’na hep birlikte saldırmaları duraklamaya neden olmuştur. 17. yüzyılda Osmanlı-Avusturya İlişkileri şu şekilde gelişmiştir 1593-1606 Devlet-i AliyeOsmanlı-Avusturya Savaşları silleci mehmet paşa döneminde imzalanan antlaşma tarafların karşılıklı saldırılarıyla bozulmuş ve iki devlet arasında savaşlar başlamıştır. İki devlet arasındaki savaş Avusturya’nın isteğiyle Zitvatorok Antlaşması imzalanarak sona erdirilmiştir 1606. Zitvatorok Antlaşması ile Osmanlı Devleti; keje, Eğri ve Estergon kaleleri Osmanlıya bırakılacak. Avusturya vergi ödemeyecek ama sembolik bir savaş tazminatı ödeyecek. Savaşın yıllarca sürmesinden dolayı iki devletin de hazinesi boşalmıştı Avrupa’daki 1533 İstanbul Barış Antlaşması ile kesin olan büyük siyasi üstünlüğünü askeri ve stratejik üstünlüğü 1683 İkinci Viyana Kuşatması ve 1699 Karlofça Barış Antlaşması’na kadar devam etmiştir. Avusturya arşidüküKral demektir.Osmanlı padişahına denk hale gelmiştir. Böylece, Osmanlı Devleti’nin Avrupa devletleriyle hukuki eşitlik dönemi başlamıştır. İstanbul Antlaşması ile başlayan siyasi üstünlük resmiyette bu antlaşma ile son buluyor gibi gözükse de daha uzun yıllar 2 devlet arasındaki haberleşmelerde Osmanlı Devleti’nin üstünlüğü devem edecekti. 7. Viyana Kuşatması ve Osmanlı Almanya-Avusturya Savaşı Avusturya, Orta Avrupa’da gücünü artırmak için Macaristan’a egemen olma politikası izlemiştir. Macarlara yardım etmeyi kabul eden Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa sefere çıkarak Viyana’yı ikinci defa kuşatmıştır 1683. Osmanlı orduları Viyana önlerinde bozguna uğrayarak geri çekilmiştir. Osmanlıların Viyana önlerinde bozguna uğraması, Avrupa’da büyük bir sevinç meydana getirmiş ve Papa’nın gayretleriyle Türkleri Avrupa’dan atmak amacıyla Kutsal İttifak kurulmuştur 1684. Bu ittifaka; Avusturya, Lehistan, Venedik, Malta şövalyeleri ve sonradan Rusya katılmıştır. 16 yıl devam eden savaşlarda Osmanlı Ordusu yenilmiş, kutsal İttifak devletleriyle Osmanlı Devleti arasında Karlofça Antlaşması imzalanmıştır 1699. Karlofça Antlaşması’yla; – Osmanlı Devleti batıda ilk kez toprak kaybetmiştir. – Osmanlı Devleti Orta Avrupa’daki egemenliğini kaybetmiştir – Avrupa devletleri savunmadan saldırıya geçmiş ve askeri bakımdan üstünlükleri ortaya çıkmıştır. – Osmanlı Devleti Sakarya Meydan Muharebesi’ne kadar savunma durumuna geçmiş, kaybettiği toprakları geri alma ve yeni toprak kaybetmeme siyaseti izlemeye başlamıştır İstanbul Antlaşması Karlofça Antlaşması’ndan sonra Rusya ile Osmanlı Devleti arasında İstanbul Antlaşması imzalanmıştır 1700. Osmanlı Devleti, Karlofça ve İstanbul Antlaşmaları’yla kaybettiği toprakları geri alabilmek amacıyla 18. yüzyılda Avusturya, Venedik ve Rusya ile savaşlar yapmıştır. İç İsyanlar ve Sonuçları İstanbul Ayaklanmaları İstanbul isyanları kapıkulu askerlerinden yeniçeriler ve sipahiler tarafından çıkarılmıştır. İstanbul isyanlarının çıkmasında; Devlet yönetimindeki otorite boşluğundan yararlanan yeniçeri ağaları ve saray kadınlarının yönetimi olumsuz yönde etkilemeleri Kapıkulu sisteminin değişmesi ve ocağa askerlikle ilgisi olmayan kişilerin alınması Kapıkulu askerlerinin maaşlarının zamanında ödenmemesi veya ayarı düşük paralarla ödenmesi Yeniçerilerin cülus bahşişi almak için sık sık padişah değiştirmek istemeleri Devlet yönetiminde etkin olmak isteyen devlet adamlarının yeniçerileri kışkırtması Yeniçeri ve sipahilerin çıkarları doğrultusunda hareket etmeyen padişah ve devlet adamlarını görevden uzaklaştırmak istemeleri Kapıkulu askerlerinin disiplin altında tutulamaması gibi nedenler etkili olmuştur. İstanbul isyanları devlet düzeni değiştirmeye yönelik olmayıp, yönetimi şahıslara karşı isyanları sonucunda; İsyanların zayıflaması Kadı ve sancak beylerinin kanunlara aykırı davranarak halkı zor duruma düşürmeleri Osmanlı-İran ve Osmanlı-Avusturya savaşları gibi nedenler etkiancılar, daima isteklerini yaptırmayı başarmışlar ve Osmanlı merkezi idaresi üzerinde kapıkulu özellikle yeniçeriler askerlerinin etkisi artmıştır. İsyancılar, padişah ve devlet adamlarını görevden almışlar, hatta öldürmüşlerdir. İsyanlar İstanbul’da asayişin bozulmasına, halkın zor durumda kalmasına, şehirde yangınların çıkmasına ve yağmalamaların yapılmasına neden olmuştur. Celali İsyanları Yavuz Sultan Selim zamanına kadar uzanır. 17. yüzyılda Anadolu’da çıkan isyanlara “Celali İsyanları” denilmiştir. Celali isyanlarının sebepleri; Eyaletlerde devlet yönetiminin bozulması ve vergi toplamada adaletsiz davranılması Dirlik sisteminin bozulması ve dirliklerin dağıtımında haksızlıkların yapılması 17. yüzyılda savaşların uzun sürmesi ve yenilgiyle sonuçlanmasından dolayı askerden kaçanların Anadolu’da eşkiyalığa başlaması Devşirme asıllı devlet adamlarının Anadolu halkıyla kaynaşamamaları Merkezi otoriteli olmuştur. Celali isyanlarının sonucunda; Anadolu’da devlet otoritesi sarsılmıştır. Anadolu’da huzur ve güvenlik bozulmuş, birçok şehir ve kasaba harap olmuştur. Üretim faaliyetleri azalmış, ekonomi bozulmuştur. Vergiler toplanamamış ve devletin gelirleri azalmıştır. Psikolojik değerlerin bozulması
Merkezi Yönetimin Bozulması Osmanlı merkezi yönetiminin bozulmasında;17. yüzyıldan itibaren tahta çıkan padişahların devlet işlerine ilgisiz kalmaları ve genellikle ordunun başında sefere çıkmamaları. Şehzadelerin sancaklara gönderilmemesinden dolayı, devlet işlerinde yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olmadan devletin başına geçmeleri. Padişahların tecrübesizliğinden yararlanan saray kadınlarının ve ağalarının devlet yönetiminde etkili olmaları. Küçük yaşta tahta çıkmaları 4. Mehmed 6 yaşında tahta çıkmıştır. Önemli makamların liyakata bakılmadan rüşvet ve iltimas yoluyla dağıtılması gibi nedenler etkili olmuştur. Devlet yönetiminde otoritenin sarsılması, halkın devlete olan güveninin azalmasına ve iç isyanların çıkmasına neden olmuştur. Deneyimsiz kişiler tahta geçmiş, bu nedenle merkezi yönetim bozulmuştur. Ekonominin Bozulması 16. yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı ekonomisinin bozulmasında;Coğrafi Keşiflerin etkisiyle ticaret yollarının yön değiştirmesi ve gümrük gelirlerinin büyük ölçüde azalması 17. yüzyılda Avusturya ve İran ile yapılan savaşların yüklü harcamalara yol açması İhracatın azalması, ithalatın artması ve kapitülasyonların giderek Avrupalı devletlerin sömürü aracı haline gelmesi Sömürgelerden Avrupa’ya yüklü miktarda altın ve gümüşün gelmesi, bu madenlerin bir miktarının Osmanlı ülkesine girmesi ve paranın değerini düşürerek enflasyonu artırması Vergilerin yükseltilmesi üzerine köylerde yaşayan insanların vergilerini ödeyemeyerek tarımsal üretimi bırakmaları Saray masraflarının artması gibi nedenler etkili olmuştur. Köyden şehre göçler sonucu üretim azalmıştır fazladan asker alımı ile askeri masrafların artması gibi nedenlerde etkili olmuştur Askeri Sistemin Bozulması III. Murat döneminden itibaren kapıkulu ocaklarına kanunlara aykırı asker alınarak sayılarının artırılması Yeniçerilerin geçim sıkıntısını ileri sürerek askerlik dışında işlerle uğraşmaları İltizam sisteminin yaygınlaşması üzerine tımar sisteminin önemini kaybetmesi ve eyaletlerde asker yetiştirilmemesi Denizcilikle ilgisi olmayan kişilerin donanmanın başına getirilmesi Avrupa’da meydana gelen harp teknolojisindeki gelişmelerin takip edilmemesi Yeniçerilerin sayılarının artmasıyla kendilerini büyük bir güç olarak görmesi. gibi etkenler Osmanlı askeri sisteminin bozulmasına neden olmuştur. Sosyal Alandaki Bozulmalar Tımar sisteminin bozulması, nüfusun artması ve Anadolu’da çıkan Celali isyanları halkın devlete olan güvenini sarsmıştır. 17. yüzyılda başta İstanbul olmak üzere büyük şehirlerin nüfusları hızla artmış, bu durum şehirlerde işsizliğe ve güvenliğin bozulmasına neden olmuştur. Sonuç olarak, devlet bu isyanları güçlükle bastırdı ve halkın devlete güveni azaldı. Eğitim Sisteminin Bozulması Ahmetli eğitim sisteminin temelini oluşturan medreselerin çağın gerisinde kalması ve Avrupa’da eğitim alanında meydana gelen yeniliklerin takip edilmemesi Pozitif bilimlerin medreselerin müfredatından çıkarılması Medrese öğrenimi görmemiş pek çok kişiye ilmi rütbeler verilmesi Yeni doğmuş çocuklara müderrislik unvanının verilmesi ve beşik uleması diye adlandırılan bir sınıfın ortaya çıkması Dış EtkenlerCoğrafi Keşiflerle zenginleşen ve ekonomilerini güçlendiren Avrupa devletleri, RönesansOsmanlı İmparatorluğu Avrupa’daki teknolojik ve bilimsel gelişmelere ayak uyduramamış, Avrupa’nın gerisinde kalmıştır. ve Reform hareketleriyle düşünce ve bilim hayatında önemli atılımlar yapmıştır. İmparatorluğun batıda iyana,doğuda İran'a kadar ulaşmasıyla imparatorluğun doğal sınırlara ulaşması. Avrupalıların Haçlı anlayışıyla Osmanlı İmparatorluğu’na hep birlikte saldırmaları duraklamaya neden olmuştur. 17. yüzyılda Osmanlı–Avusturya İlişkileri şu şekilde gelişmiştir 1593–1606 Devlet-i Aliyeosmanlı–Avusturya Savaşları Sokullu Mehmet Paşa döneminde imzalanan antlaşma tarafların karşılıklı saldırılarıyla bozulmuş ve iki devlet arasında savaşlar başlamıştır. İki devlet arasındaki savaş Avusturya’nın isteğiyle Zitvatorok Antlaşması imzalanarak sona erdirilmiştir 1606. Zitvatorok Antlaşması ile Osmanlı Devleti;Kanije, Eğri ve Estergon kaleleri Osmanlıya bırakılacak. Avusturya vergi ödemeyecek ama savaş tazminatı ödeyecek. Avrupa’daki üstünlüğünü kaybetmiştir. Avusturya kralı Osmanlı padişahına denk hale gelmiştir. Böylece, Osmanlı Devleti’nin Avrupa devletleriyle hukuki eşitlik dönemi başlamıştır.[İstanbul Antlaşması ile başlayan siyasi üstünlük bu antlaşma ile son bulmuştur] II. Viyana Kuşatması ve Osmanlı-Avusturya Savaşı Ana madde II. Viyana Kuşatması Avusturya, Orta Avrupa’da gücünü artırmak için Macaristan’a egemen olma politikası izlemiştir. Macarlara yardım etmeyi kabul eden Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa sefere çıkarak Viyana’yı ikinci defa kuşatmıştır 1683. Osmanlı orduları Viyana önlerinde bozguna uğrayarak geri çekilmiştir. Osmanlıların Viyana önlerinde bozguna uğraması, Avrupa’da büyük bir sevinç meydana getirmiş ve Papa’nın gayretleriyle Türkleri Avrupa’dan atmak amacıyla Kutsal İttifak kurulmuştur 1684. Bu ittifaka; Avusturya, Lehistan, Venedik, Malta şövalyeleri ve sonradan Rusya katılmıştır. 16 yıl devam eden savaşlarda Osmanlı Ordusu yenilmiş, kutsal İttifak devletleriyle Osmanlı Devleti arasında Karlofça Antlaşması imzalanmıştır 1699. Karlofça Antlaşması'yla;Osmanlı Devleti batıda ilk kez toprak kaybetmiştir. Osmanlı Devleti Orta Avrupa'daki egemenliğini kaybetmiştir Avrupa devletleri savunmadan saldırıya geçmiş ve askeri bakımdan üstünlükleri ortaya çıkmıştır. Daha çok bilgi için Osmanlı-Kutsal İttifak Savaşları İstanbul Antlaşması Karlofça Antlaşması’ndan sonra Rusya ile Osmanlı Devleti arasında İstanbul Antlaşması imzalanmıştır 1700. Osmanlı Devleti, Karlofça ve İstanbul Antlaşmaları’yla kaybettiği toprakları geri alabilmek amacıyla 18. yüzyılda Avusturya, Venedik ve Rusya ile savaşlar yapmıştır. İç İsyanlar ve Sonuçları İstanbul İsyanları İstanbul isyanları kapıkulu askerlerinden yeniçeriler ve sipahiler tarafından çıkarılmıştır. İstanbul isyanlarının çıkmasında;Devlet yönetimindeki otorite boşluğundan yararlanan yeniçeri ağaları ve saray kadınlarının yönetimi olumsuz yönde etkilemeleri Kapıkulu sisteminin değişmesi ve ocağa askerlikle ilgisi olmayan kişilerin alınması Kapıkulu askerlerinin maaşlarının zamanında ödenmemesi veya ayarı düşük paralarla ödenmesi Yeniçerilerin cülus bahşişi almak için sık sık padişah değiştirmek istemeleri Devlet yönetiminde etkin olmak isteyen devlet adamlarının yeniçerileri kışkırtması Yeniçeri ve sipahilerin çıkarları doğrultusunda hareket etmeyen padişah ve devlet adamlarını görevden uzaklaştırmak istemeleri Kapıkulu askerlerinin disiplin altında tutulamaması gibi nedenler etkili olmuştur. İstanbul isyanları devlet düzeni değiştirmeye olmayıp, yönetimi şahıslara karşı isyanları sonucunda;İsyanların zayıflaması Kadı ve sancak beylerinin kanunlara aykırı davranarak halkı zor duruma düşürmeleri Osmanlı–İran ve Osmanlı–Avusturya savaşları gibi nedenler etkiancılar, daima isteklerini yaptırmayı başarmışlar ve Osmanlı merkezi idaresi üzerinde kapıkulu özellikle yeniçeriler askerlerinin etkisi padişah ve devlet adamlarını görevden almışlar, hatta öldürmüşlerdir. İsyanlar İstanbul’da asayişin bozulmasına, halkın zor durumda kalmasına, şehirde yangınların çıkmasına ve yağmalamaların yapılmasına neden olmuştur. Celali İsyanları Ana madde Celali isyanları 17. yüzyılda Anadolu’da çıkan isyanlara “Celali İsyanları” denilmiştir. Celali isyanlarının sebepleri;Eyaletlerde devlet yönetiminin bozulması ve vergi toplamada adaletsiz davranılması Dirlik sisteminin bozulması ve dirliklerin dağıtımında haksızlıkların yapılması 17. yüzyılda savaşların uzun sürmesi ve yenilgiyle sonuçlanmasından dolayı askerden kaçanların Anadolu’da eşkiyalığa başlaması Devşirme asıllı devlet adamlarının Anadolu halkıyla kaynaşamamaları Merkezi otoriteli olmuştur. Celali isyanlarının sonucunda; Anadolu’da devlet otoritesi sarsılmıştır. Anadolu’da huzur ve güvenlik bozulmuş, birçok şehir ve kasaba harap olmuştur. Üretim faaliyetleri azalmış, ekonomi bozulmuştur. Vergiler toplanamamış ve devletin gelirleri azalmıştır. Psikolojik değerlerin bozulması Vikipedi, özgür ansiklopedi
23 Nisan 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. Bunun amacı ülkemizde bir araya toplamak ve ülkemizi kurtarmak için mücadele etmektir. Ancak tabii hiç kolay olmamıştır ve TBMM’ye karşı bazı isyanlar yaşanmıştır. Şimdi bu isyanları inceleyelim ve neler olduğunu öğrenelim. İşte 8. sınıf sosyal bilgiler Büyük Millet Meclisine karşı ayaklanmalar konu Büyük Millet Meclisi Ankara'da açılmıştır. Çünkü o dönem itilaf devletlerinin ulaşamadığı en önemli şehirlerden biri Ankara idi. O yüzden ülkenin birçok farklı şehrinden milletvekilleri Ankara'ya geldi ve TBMM çatısı altında birleşti. Böylece farklı şehirlerden temsil eden Milletvekilleri ülkenin kurtuluşu için meclis bünyesinde ortak karar vermeye başladı. Büyük Millet Meclisine Karşı Ayaklanmalar Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldığı günden itibaren pek çok farklı İsyan ortaya çıktı. Bu isyanların bazıları olumlu bazıları ise olumsuz durumlar ortaya çıkardı. Olumsuz açıdan yaşanan İsyan sebebiyle Kurtuluş Savaşı daha geç başladı. Ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin otoritesi arttı ve daha güçlü hale geldi. TBMM'nin Aldığı Önlemler Nelerdir? Türkiye Büyük Millet Meclisi yaşanacak bazı isyanlara karşı o dönem önlemler aldı. Çünkü zaten bazı isyanların çıkacağı biliniyordu ve bu yüzden bir takım önlemler öne çıkarıldı. - Hıyanet-i Vataniye kanunu - İstiklal Mahkemeleri - Vatan hainleri için fetva - İstanbul hükümeti ile irtibatların kesilmesi TBMM'ye Karşı Ayaklanmalar Nelerdir? Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı farklı ayaklanmalar yaşanmıştır. Bu ayaklanmaların başında ise farklı insanlar bulunur. Özellikle bazı ayaklanmalar TBMM'nin oldukça zorlanmasına sebep olmuştur. Şimdi bu ayaklanmaların neler olduğuna bakalım. - İstanbul Hükümeti'nin gerçekleştirdiği ayaklanmalar - Azınlıkların ayaklanmaları - İstanbul ve İtilaf devletleri ile yapılan ayaklanmalar Şimdi bu ayaklanmaları sırasıyla bakalım ve neler olduğunu öğrenmeye çalışalım. İstanbul Hükümeti'nin gerçekleştirdiği ayaklanmalar İstanbul Hükümeti'nin gerçekleştirdiği 2 ayaklanma bulunmaktadır. Bunlar Anzavur Ayaklanması ve Kuvayi inzibatiye Ayaklanması olarak bilinmektedir. Bu ayaklanmalar İstanbul Hükümeti'nin TBMM’nin görevini yerine getirmemesi için ortaya çıkarılan ayaklanmalardır. Özellikle Batı Cephesi'nde Kuvayi Milliye ile ordularımızın mücadelesini bozmak amaçlı çıkan ayaklanmalardır. Azınlık ayaklanmaları Osmanlı Devleti'nde yaşayan ve azınlık olarak bilinen yani yabancı vatandaşların çıkardığı ayaklanmalardır. Bu ayaklanmalar ülkenin İtilaf Devletlerinin eline geçmesi için gerçekleştiren ayaklanmalardır. Bunlar ermeni ayaklanmaları ve pontus rum ayaklanmaları olarak bilinir. Ermeni ayaklanmaları genelde Doğu şehirlerimizde gerçekleşirken, Pontus ayaklanması ise Karadeniz bölgesinde yaşamıştır. İstanbul ve İtilaf devletleri ile birlikte yapılan ayaklanmalar Bu ayaklanmalar Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni en çok zorlayan ayaklanmalardır. Özellikle İtilaf Devletleri bu ayaklanmaları destek verdiği için çok daha güçlüydüler. O yüzden bu ayaklanmalar oldukça fazladır. - Yozgat şehrinde ayaklanma - Afyon şehrinde ayaklanma - Konya şehrinde ayaklanma - Bolu-Hendek ayaklanması - Düzce-Sakarya bölgesinde ayaklanma - Bayburt bölgesinde ayaklanma - Milli aşireti Ayaklanması Bütün bu ayaklanmalar Türkiye Büyük Meclisini dağıtmak ve ülkenin Kurtuluş Savaşı'na girmesi için, itilaf devletlerinin desteklediği İstanbul hükümeti tarafından yapılmıştır. Ancak TBMM büyük bir başarı ve cesaret örneği göstermiş, bütün bu ayaklanmaları kısa süre içerisinde ortadan kaldırmıştır. Not Daha önceden Kuvayi milliyeci olup sonradan İsyan ederek İtilaf Devletlerine katılan kişiler de bulunmaktadır. O yüzden bunların çıkardığı bazı ayaklanmalar bulunur. Bu ayaklanmalar Çerkez Ethem ayaklanması ve Demirci Mehmet Efe ayaklanması olarak bilinir. Her ne kadar bütün bu ayaklanmalar TBMM için zorlu bir dönem yaşatsa dahi, her biri büyük bir başarıyla ortadan kaldırıldı. Daha sonra ülkenin farklı bölgelerinde açılan cepheler ile beraber, ülkemizi itilaf Devletlerinden tamamen kurtardık.
TBMM’ye Karşı Çıkan Ayaklanmalarİstanbul Hükumeti Tarafından Çıkarılan İsyanlarAnzavur AyaklanmasıKuva-yı İnzibatiye Olayıİstanbul Hukümeti ve İtilaf Devletlerince Desteklenen İsyanlarAdapazarı, Hendek, Düzce, Bolu İsyanlarıÇapanoğlu İsyanı YozgatZeynel Abidin Bozkır İsyanıDelibaş Mehmet İsyanı KonyaÇopur Musa İsyanı AfyonŞeyh Eşref İsyanıKoçgiri İsyanıMilli Aşireti İsyanı UrfaAli Batı İsyanıCemil Çeto İsyanıKuva-yı Milliyecilerin Çıkardığı İsyanlarÇerkez Ethem İsyanıDemirci Mehmet Efe İsyanıAzınlık İsyanlarıTBMM’ye Karşı Çıkan İsyanlara Alınan TedbirlerTBMM’ye Karşı Çıkan AyaklanmalarBüyük Millet Meclisi’ni, kuruluşundan sonra en çok uğraştıran sorun, Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde çıkan ayaklanmalar olmuştur. 1919 yılında başlayan ayaklanmalar, 1921 yılı sonlarında tamamen bastırılabildi. Ayaklanmalarda, İstanbul Hükümeti’nin ve İtilaf Devletleri’nin kışkırtma çabaları etkili olmuştur. Bu ayaklanmaları şu şekilde kategorize etmek gelişmeler sonucunda Anadolu’daki kontrolün tamamen elinden gittiğini gören İstanbul Hükümeti’nin beyan ve teşvikleri sonucu çıkan milli hareketin başarılı olması halinde, Türkiye ve Türk Milleti üzerine hazırladıkları projelerinin bir işe yaramayacağını anlayan İngilizlerin ve diğer İtilaf Devletleri’nin kışkırtmaları sonunda çıkan otoritesinin boşluğundan yararlanarak etrafına topladığı adamlarla eşkıyalık yapanların çıkardıkları bütünlüğünü parçalayarak yeni siyasi teşekküller kurmak amacıyla çıkan Kuvayı Milliyeci iken şahsi hesaplar yüzünden TBMM’ye karşı olan kişilerin çıkardıkları TBMM Binasıİstanbul Hükumeti Tarafından Çıkarılan İsyanlarAnzavur AyaklanmasıJandarma binbaşılığından emekli, halife ve padişaha bağlı olan Ahmet Anzavur önce Biga, Manyas ve Gönen taraflarında gelerek burada bulunan Çerkezleri kışkırtarak isyan çıkarttı. 1 Ekim-25 Kasım 1919. Bu isyan Yarbay Rahmi Bey ve Çerkez Ethem tarafından bastırıldı. Ahmet Anzavur, çevresine topladıklarına “Kuva-yı Muhammediye” adını takmıştı. Anzavur’un aynı bölgede ikinci kez başlattığı isyan hareketi yine Çerkez Ethem tarafından bastırıldı. Yenilgiye uğrayan Ahmet Anzavur önce İngilizlere sığındı ardından İstanbul’a İnzibatiye OlayıDamat Ferit Paşa İngilizlerden aldığı destekle 18 Nisan 1920’de düzenli bir askeri birlik kurmuştur ki bu kuvvet “Kuva-yı İnzibatiye” adıyla tarihe geçmiştir. Bu birliğin kuruluş gayesi ise devlet yasalarını uygulayan hükumet memurlarını zor kullanarak görevini yapmaya engel olan Kuva-yı Milliye adını taşıyan eşkıyaları tepelemek şeklinde Ordusu diye de bilinen, bu ordunun komutanlığına Süleyman Şefik Paşa atanmıştır. Ancak bir süre sonra Süleyman Şefik paşa daha sonra kendisine katılan Ahmet Anzavur ile anlaşmazlığa düşmüş ve bunun üzerine Kuva-yı İnzibatiye’nin başına Yarbay Senai İnzibatiye’nin amacı Geyve Boğazı’nı ele geçirerek Eskişehir yolunu açmaktır. Anzavur Ahmet’in emri altında 15 Mayıs’tan itibaren üç gün boyunca saldırılar gerçekleştirilmiştir. Ancak her defasında Ali Fuat Paşa komutasındaki Milli kuvvetlerden darbe yiyen Anzavur güçleri sonuçta başarıya ulaşamamış ve Harbiye Nezareti 25 Haziran 1920’de Kuva-yı İnzibatiye birliklerini dağıtmak zorunda İsyan, Nerede Çıkmıştır?İstanbul Hukümeti ve İtilaf Devletlerince Desteklenen İsyanlarAdapazarı, Hendek, Düzce, Bolu İsyanlarıKurtuluş Savaşı zamanında İstanbul Hükümeti’nin ve İngilizlerin kışkırtmaları ile Milli kuvvetlere karşı ayaklanmadır 13 Nisan – 31 Mayıs 1920. Asilerin “Ahali ve Padişah nerede ise biz de oradayız, İstanbul’un ve padişahın emirlerini dinlemeyen Ankara’yı dinlemeyiz” şeklinde attıkları sloganlar isyanın amacını ortaya koymaktadır. İsyancılar Düzce’deki güvenlik müfrezesini basmışlar, Komutanı Mahmut Nedim’i esir ederek Düzce’ye hâkim olmuşlardır. Bolu, Hendek, Adapazarı ve Safranbolu halkı da dini duygularla veya saltanata bağlılıklarından dolayı isyancılara katılmışlardır. Bunun üzerine önce Çerkez Ethem ve daha sonra da Ali Fuat Paşa ile Refet Bey komutasındaki birlikler bölgeye sevk edilmiştir. 26 Mayıs’ta Çerkez Ethem Düzce’yi, 31 Mayıs’ta Refet Bey Geyve’yi alarak ayaklanmayı bastırmışlardır. Halkı kışkırtan elebaşılar idam vuku bulan birinci isyanın hemen ardından, Milli Kuvvetler, Yozgat isyanını bastırmakla görevlendirildiği için durumdan yararlanmak isteyen Abaza ve Çerkezler, tekrar Düzce ve Hendek bölgesinde ayaklanma çıkarmışlardır 19 Temmuz – 23 Eylül 1920. Ayaklanmayı bastırmak üzere Bolu Dağı bölgesine yönlendirilen birlik, asilerin gece yarısı kurdukları pusuya düşürülmüş ve pusuda Milli kuvvetlere mensup bir çok subay şehit edilmiştir. Bu elim olayın haberi Ankara’da büyük üzüntüye neden olmuştur. Tekrar hareket eden Milli kuvvetler bölgede çıkan ayaklanmayı bastırmayı İsyanı YozgatYozgat ili ve çevresinde vuku bulan bir dizi ayaklanmanın arkasında İstanbul Hükumeti’ni detekleyen Hürriyet ve İtilaf Partisi Yozgat Başkanı Çapanoğlu Edip ve onun kardeşi Celal’in gayeleri yer almaktadır. Çağanoğlu Edip ve kardeşi Celal bölgede propagandalar yaparak halkı Meclis’e kışkırtmayı amaçlamışlardır. Ankara’da meclisin açılmasının padişahın ve kanunların hükmüne aykırı olduğunu etrafa yayarak isyanın çıkmasında etkili olmuşlardır. İsyancıları dağıtmak üzere gönderileri bir tabur kuvvetle yapılan ilk müdahalede etkili sonuç alınamamıştır. Daha sonra Antep dolaylarında bulunan Kılıç Ali Bey, yaklaşık seksen adamıyla bölgeye yönlendirilmiştir. Ancak bu teşebbüse rağmen 14 Haziran’da Yozgat’ın asilerin eline geçmesine engel olunamamıştır. Durumun kontrolden çıkması üzerine Genelkurmay Başkanlığı 19 Haziran 1920 tarihinde Çerkez Ethem’e ayaklanmayı bastırma görevini vermiştir. 23 Haziran’da Yozgat’a gelen Çerkez Ethem komutasındaki askerler kısa sürede Yozgat’ı ele geçirerek durumu kontrol altına almışlardır. İsyanın elebaşlarından birçoğunu idam ederek ayaklanmaya son Abidin Bozkır İsyanıKurtuluş Savaşı sırasında Zeynel Abidin Bozkır tarafından birincisi 27 Eylül-4 Ekim 1919 tarihleri arasında, ikincisi 20 Ekim-4 Kasım 1919 çıkarılan ayaklanmalardır. İsyanı bastırmakla görevlendirilen Yarbay Arif Bey’in maiyetindeki kuvvetlerle başlatılan askeri harekâtın sonucu isyancılar birçok ölü ve yaralı bırakarak kaçmak zorunda kalmışlardır. İsyana neden olanların elebaşları tarafından daha sonra bir çok yerde ayaklanma girişimleri olmuşsa da Milli Kuvvetler tarafından bastırılarak ortadan Mehmet İsyanı KonyaKurtuluş Savaşı yıllarında baş gösteren ve Konya’nın bir süre isyancıların elinde kalmasına neden olan ayaklanmadır. 4 Ekim-22 Kasım 1920 Delibaş Mehmet, Ankara Hükümeti’ni tanımadığını ilan ederek çoğu asker kaçağı 500 kadar silahlı kişiyle Çumra Nahiyesine baskın yaparak buraya egemen olmuştur. İsyancılara Akşehir ve Beyşehir’in de katılması, Konya ve Isparta sancaklarının bir kısmının asilerinin eline geçmesi durumu ciddileştirmiştir. TBMM Hükümeti ayaklanmayı bastırma görevini Albay Refet’e vermişti. Refet Bey komutasındaki birlikler 6 Ekim’de Konya’yı, 16 Ekim’de Bozkır’ı, Seydişehir’i ve Beyşehir’i, 23 Ekim’de Çiğil’i ele geçirmeyi Musa İsyanı AfyonYozgat ayaklanmasının çıktığı sırada Yunanlıların kışkırtmasıyla Afyon Bölgesi’nde başlamıştır. Halkı askere gitmemeye, askeri ordudan kaçmaya teşvik eden ayrıca din elden gidiyor propagandası yapan Çopur Musa topladığı kuvvetlerle 21 Kasım 1920’de Çivril’i basmıştır. Kuva-yı Milliye birliklerinin Çopur Musa’nın üzerine gitmesiyle, Çopur Musa Yunan ordusuna Eşref İsyanıBayburt’un Hart Bucağında oturan Şeyh Eşref mehdilik iddiası ile ayaklanmıştır. Üzerine gönderilen kuvvetleri mağlup edince Bayburt üzerine yürümeye hazırlandı. 24 Aralık 1919 tarihinde Hart çevresini saran kuvvetlerle çatışmaya girdi. Bir top mermisinin isabet etmesi sonucu öldü. Bunun üzerine diğer asiler de teslim İsyanıErzincan – Sivas bölgesinde 1920 yılları sonlarına doğru eşkiyalık eylemleri artış Teali ve Teavün Cemiyeti İmranlı Şubesinin Başkanı Haydar Bey ve bir kısım aşiret reislerinin öncülük ettiği bu ayaklanma bölgede egemen olma ve yönetimi elde tutma isteğinden meydana geliyordu. Ayaklanma harekatı, bölgede bulunan 6. Süvari Alayı’nın asker kaçağı bir grubu yakalama eylemi sırasında baskına maruz kalmasıyla 6 Mart 1921 tarihinde başlamıştır. Ayrıca bu bölgede bir kürt devleti kurulacağına dair propaganda 7 aşiret reisinin, TBMM’ye 8 Nisan 1921 tarihinde gönderdikleri bir mektupla bir Kürt ilinin kurulmasını talep ettiler. Bunun üzerine ayaklanmaları bastırma görevi ile Nurettin Paşa’nın Kangal, Koçhisar, Merkez Ordusu, Muş, Zara, Kemah, Ovacık, Koçgiri Bölgesi’nde geniş bir bölgede arama başlatmış, karşılaştığı isyancılarla çarpışmak zorunda kalmıştır. 11 Nisan ve 22 Nisan askeri harekatları sonucunda isyancıların gücü iyice zayıflamış, 17 Haziran’da Haydar Bey’in kardeşi olan Alişan ve 32 asi başı ve bunlara ek olarak 500’ü aşkın isyancı mensubu teslim olmuş, teslim alınanlar yargılanmak üzere Sivas iline Aşireti İsyanı UrfaKurtuluş Savaşı sırasında İngilizler ve Fransızların kışkırtması üzerine Urfa’da Milli Aşireti tarafından çıkarılan ayaklanmadır 1 Haziran-8 Eylül 1920. Doğu’da bir Kürdistan Devleti kurmak düşüncesi ile ayaklanmışlardır. Büyük bir kuvvetle harekete geçen asiler, Viranşehir’i aldıktan sonra Karakeçi Aşireti’ne mensup olan birçok kişiyi öldürmüşlerdir. 7-8 Eylül’de gerçekleştirdiği taarruz karşısında tutunamayan asiler Suriye tarafına Batı İsyanıAli Batı İsyanı, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş aşamasında verilen Kurtuluş Savaşının başlangıcında karışıklık ve düzensizliklerden yararlanılarak çıkarılan isyandır. 11 Mayıs ile 18 Ağustos 1919 tarihleri arasında Ali Batı, Mardin’in Midyat ilçesi güneyinde yaşayan bir aşireti yöntemeye başladıktan sonra isyan etmiştir. Bu isyanda İngilizlerden de destek almıştır. Ali BATI’nın gerçek amacı bölgede bir Kürdistan devleti kurmaktı, bu amaçla eli silahlı adamları ile Nusaybin’e girmiştir. İsyan sonrasında Mardin 5. Tümen Kumandanlığı, 3. Tabur Kumandanı Yüzbaşı Yusuf Ziya’yı isyana müdahale etmesi için Nusaybin’e yönlendirmiştir. Karakurt köyü yakınlarında Ali Batı’nın askerleri ile karşılaşan Yusuf Ziya’nın müfrezesi arasında savaş başlamış, Ali Batı kaçmış ve Medah denilen konumda saklanmıştır. Ali Batı burada kıstırılmış ve iki saat süren çatışma sonucunda ölü ele Çeto İsyanıKurtuluş Savaşı zamanında Bahtiyar Aşireti’nin İngiliz ve Fransızlardan destek alarak çıkarttıkları ayaklanmadır 7 Haziran 1920. Bahtiyar Aşireti başında bulunan Cemil Çeto, Kürt Teali Cemiyeti görüşlerine uygun davranarak İngilizlerden destek almıştır. Cemil Çeto isyan çıkarmış ve kısa bir süreliğine Garzan Yöresi’ne hakim olmuştur ancak 13. Kolordu’nun müdahalesi sonucunda hakimiyetini kaybetmiştir. Cemil Çeto, isyana katılan adamlarının neredeyse tamamını kaybetmiş ve 7 Haziran 1920 tarihinde kendisi ve dört oğlu teslim Milliyecilerin Çıkardığı İsyanlarÇerkez Ethem İsyanıÇerkez Ethem başlangıçta Milli Mücadele’ye önemli katkıları olan biriydi. Yunanlıların İzmir’i işgalinden sonra, topladığı kuvvetlerle Salihli Cephesi’ni kurmuş ve kendini de cephe komutanı ilan etmişti. Kuva-yı Seyyare adıyla anılan süvari birlikleri, yalnız istilacı düşmana karşı değil, Anzavur’un ezilmesinde, Düzce, Adapazan ve Yozgat ayaklanmalarının bastırılmasında yararlılık gösterdi. Buna benzer pek çok yararlılıkları görülmesine karşın, özellikle düzenli ordunun kurulması sonucunda kuvvetlerinin dağılacağını anlayan Çerkez Ethem, bu durumu kabul etmeyerek TBMM’ye karşı çıkmıştır. Çerkez Ethem’in kazanılması konusunda yapılan girişimler de sonuç vermedi. Batı Cephesi Komutanlığı, Ethem ve Tevfik beylerin vatana ihanet suçu işlediklerim söyleyerek teslim olmalarını istedi. Gediz’deki Ethem kuvvetlerinin etkisiz hale getirilmesinin ardından 5 Ocak 1921’de bölge düzenli ordunun hâkimiyetine geçti. Bunun üzerine Türk kuvvetlerine teslim olmayı reddeden Çerkez Ethem ile ağabeyi Tevfik Bey, Yunanlılara sığınmayı tercih ederek onlarla bir teslim antlaşması imzalamıştır 7 Ocak 1921. Çerkez Ethem ve kuvvetlerinin Yunanlılara teslim olmasıyla ayaklanma kendiliğinden sona Ethem TemsiliDemirci Mehmet Efe İsyanıMilli Mücadele’nin başlarında faydalı hizmetlerde bulunan çete reislerinden birisi de Demirci Mehmet Efe idi. Düzenli ordu kurulurken Çerkez Ethem ile birlikte bazı hareketlere girişmek istedi. Isparta, Keçiborlu yörelerinde ayaklanan Demirci’ye karşı Güney Cephesi Komutanı Refet Bey harekete geçti. Demirci Mehmet Efe, Antalya dağlarına kaçtı, yanındaki adamları orduya katıldılar. Demirci Mehmet Efe de 30 Aralık 1920’de teslim olmuştur. Daha önceki hizmetleri karşılığında hayatı bağışlanan Mehmet Efe kendisine gösterilen köyde sakin bir hayat sürdürerek 1959 yılına kadar İsyanlarıKurtuluş Savaşı sırasında Yunanlıların kışkırtması ile Kuzey Anadolu’da Rumlar tarafından çıkarılan ayaklanmadır 1920-1923. Pontus Cemiyeti, Osmanlı Devleti’nin düştüğü kötü durumdan faydalanarak harekete geçmiş, Samsun’dan Trabzon’a kadar uzanan bölgede bir Pontus Rum Devleti kurmak istemişti. İtilaf Devletleri’nin Yunanlıları desteklemesinden cesaret alan Rum çeteleri, çok sayıda Türk’ü yok etmeye başlamışlardı. Bu faaliyetlere karşı ilk ciddi önlem olarak Aralık 1920’de Merkez Ordusu oluşturulmaya başlanmış ve civardaki birlikler bu orduya bağlanmıştır. Merkez Ordusu tarafından başlatılan askeri harekât 6 Şubat 1923’e kadar sürmüş, ayaklanmacıların bütün elebaşları ve yardımcıları yok edilmiştir. Kurtuluş Savaşı kazanıldıktan sonra yapılan ikili antlaşma ile Anadolu’da Rumlar Yunanistan’a gönderilmiş ve böylece Pontus Devleti kurma çabaları da sona de Doğu Anadolu ve Kilikya’daki tarihi emellerini gerçekleştirmek amacıyla boş durmamışlardır. 1920’de Fransızların desteğiyle Adana’ya giren Ermeni İntikam Alayı halkı katle girişmiştir. Ancak Güney Cephesi’nde Kuva-yı Milliye birlikleri başarılı olunca Fransızların desteklediği Ermeniler de etkisiz hale getirilmiş mesele çözülmüştür. Doğu’da da Ermeni isyanlarını XV. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Karşı Çıkan İsyanlara Alınan TedbirlerHıyanet-i Vataniye Kanunu TBMM kurulduktan sonra ülkede otorite kurmakta zorlanmış ve birçok olayla karşılaşmıştır. Çıkarılan kanunla; TBMM’nin meşruiyetine isyan fiiline bulunanlar vatan haini sayılarak idam edilecekti. Asker kaçaklarını önlemek amacıyla da Firariler Kanunu çıkarıldı. Bu kanunları uygulamak için mahkemeler Mahkemeleri Yurdun belli merkezlerinde kurulmuş, suçlu görülenleri anında infaz etmiştir. 1920-1923 ve 1923-1927 olarak iki dönemde görev yapmıştır. Birinci dönemde vatana ihanet ve isyancılarla, ikinci dönemde inkılaplara ve rejime karşı gelenleri Fetva Yayınlanması İstanbul hükümeti tarafından Dürrizade’ye yayınlatılan fetvaya karşılık Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi ve 153 ilim adamının yayınladığı fetvadır. Asıl dinden çıkan ve asilerin milletin bağımsızlığını tehlikeye düşürenler olduğu ilan edilmiştir. Anadolu Ajansının Kurulması Milli mücadeleyi daha geniş alana duyurmak ve daha iyi anlatmak amacıyla Jandarma Birlikleri ve Merkez Ordusu Kurulması İç isyanları bastırmak için kurulmuştur. Çerkez Ethem tarafından komuta edilmiştir. Pontusçu Rumların faaliyetlerini önlemek için Merkez Ordusu kurulmuştur. Koçgiri isyanını Heyetlerinin kurulması Ankara hükümeti isyancılara ilk önce nasihat heyetleri göndermekte dinlemezlerse askeri kuvvet sevk ile ilişkilerin kesilmesi ve Damat Ferit’in vatan haini ilan Atatürk, Mustafa Kemal, Nutuk, Haz Zeynep Korkmaz, Ankara 2004 Aybars, Ergün, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, I, İstanbul 2012 Başlangıcından Günümüze Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Ed Temuçin Faik Ertan, Ankara 2011 Belen, Fahri, Türk Kurtuluş Savaşı, Ankara 1983 Doğan, Orhan, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi, Ankara 2011 Ezherli, İhsan, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1920-1938, Ankara 1988 Goloğlu Mahmut, Milli Mücadele Tarihi, III 1920, Üçüncü Meşrutiyet Birinci Büyük Millet Meclisi, İstanbul 2010 Jaeschke, Gotthard, Türk Kurtuluş Savaşı Kronolojisi 2, Ankara 1989 Kocatürk, U., Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi 1918- 1938, Ankara 1988 Meray Seha-Olcay Osman, Osmanlı İmparatorluğu’nun Çöküş Belgeleri, Ankara 1977. Mumcu, Ahmet, Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi, Ankara 1986 Özkaya, Yücel, Türk İstiklal Savaşı ve Cumhuriyet Tarihi, Ankara 1981 Selek, Sabahattin, Milli Mücadele I-Anadolu İhtilali, İstanbul 1966 Sonyel, Salahi R., Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika II-Büyük Millet Meclisinin Açılışından Lozan Antlaşmasına Kadar, Ankara 1986 Tansel, Selahattin, Mondros’tan Mudanya’ya Kadar, İstanbul 1991 Turan, Safran, M. vd., Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi, Ankara 2011 Türk İstiklal Harbi İstiklal Harbinde Ayaklanmalar 1919-1921, IV, Ankara 1974 Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Durmuş Yalçın vd., Ankara 2012 Yazıcı, Nuri, Milli Mücadele ve Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi, İstanbul 2011
istanbul isyanları kimler tarafından çıkarılmıştır