🐳 Helal Kazancın Önemi Ile Ilgili Hadisler
HelalKazancın Önemi. Abdullah b. Mesud r.a.’tan rivayet edildiğine göre; Rasulullah s.a.v. helal kazanç konusunda şöyle buyurmuştur: “İslâm’ın farz olan temel ilimlerini öğrendikten sonra, rızkını helalinden kazanmak da farzdır.” (Taberanî, el-Kebir, No: 9994; Beyhakî, Sünen-i Kübra, VI, 128) İSLAM ve İLİM Haberi.
İslam’da helal kazancın önemi nedir? Yayınlanma Tarihi: 18.03.2019 20:22 Güncelleme Tarihi: 12.03.2019 17:01 İslam ’ın ticarî hayatla ilgili getirdiği ilkeler, esasen hukukî alanda koyduğu kuralların bir parçasını teşkil eder ve hepsi birden fıkhın muamelat ahkâmını oluşturur.
1 Ölçü ve Tartıyı Adaletle Yapmak. Göklerin ve yerin ayakta duruşu bir ölçü ve denge ile olduğu Kur'an-ı Kerim'de bildirilmektedir. Bütün hakların ölçeği de terazidir. Onun için bir yerde hak ve adaletin yerleşmesi için ilk gerekli olan şey ölçünün herkes için eşit bir şekilde doğru ve dürüst olmasıdır.
KUMARve ŞANS OYUNLARI. Helal Kazancın Önemi. يَا أَيُّهَا النَّاسُ كُلُوا مِمَّا فِي الْأَرْضِ حَلاَلًا طَيِّبًا وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ
Islāmprovides the road maps for the progress and success of the Muslim society in all fields of life with the guidelines it presented. In this regard, the prophetic declarations include many important messages in the social and economic areas in
Nasıl ki mal mülk sahibi olmanın tek yolu çalışmaksa aynı şekilde helal kazancın yegane yolu da yine helal yoldan çalışmaktır. Gerek Kur’an ayetlerinde gerekse Sevgili Peygamberimizin hadislerinde, inanan insanlar, helal yoldan ve alın teri ile kazanmaları teşvik edilmiş, helal ve temiz olan şeylerden yiyip-içmeleri ilgili
Hadisler ışığında İslam'da helal kazancın önemi. Helal kazanç ve helal yaşam İslam'ın şiarlarıdır. Allah'a kul olabilmek, ibadetleri hakkıyla yerine getirmek ve mutlu bir hayat yaşayabilmek için, kazancın mutlaka helal olması gerekir. Bu yüzden şuurlu bir Müslüman helal kazanan, helal yiyen, helal giyinen ve helal
Helal kazanç, helal rızık, helal yaşam İslam'ın şiarlarıdır. Helal kazanç, alın teri ister, beceri ister, ehliyet ister, kanaatkarlık ister. Peki, hadislerde helal kazanç hakkında ne söylenir? Sizler için Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınlarından helal kazancın önemi hakkında 40 hadisini derledik.
Helal kazancın önemi ile ilgili ayet ve hadisler. (Birçok canlı, rızkını kendi elde edemez. Sizin de, onların da rızkını Allah verir.) [Ankebut 60] (Rabbin, rızkı dilediğine bol verir, dilediğine daraltır.) [İsra 30] Allah’ın kimine çok, kimine az rızık verdiğini çok kimse bilmez. ( Sebe’ 36)
QEaRj. Helal kazanç ve helal lokma dinimiz gereğince meşru olan işleri yapmak ve bu işlerden kazanç elde etmek anlamına gelmektedir. Kazancın ve yenilen lokmanın helal olması için, dinen izin verilen bir işte çalışılmalı ve bu işe Allah'ın haram kılmadığı işlerden biri olmalıdır. Bu işlerden kazanılan tüm paralar helal kazanç olarak nitelendirilir. Bunların dışında kalan tüm kazançlar haram olarak kabul edilir. Helal Lokma Nedir? İslam dini ve İslam ahlakının en önemli ilkelerinden biri helal kazançtır. Helal lokma bu kazançtan elde edilen rızkın yenilmesi anlamına gelir. Ana rahmine düşüldüğü andan itibaren helal rızık ve lokma devreye girer. Çocuğun gelişme sürecinde annenin tüm yedikleri ile beslendiği için bu çizgiye dikkat edilmesi tavsiye edilir. Dinimizde yediğimiz her yiyecek ve içecek için dikkat etmemiz buyrulmuştur. Dinimiz gereği helal kazanç elde den kişinin kazancı daha bereketli ve hayatı daha huzurlu olur. Helal Kazanç Nedir? Dinen kazanılan paranın helal olması oldukça önemlidir. Kazanılan paranın helal olması için Allah'ın izin verdiği işlerde çalışmak ve hile yapmamak gereklidir. Dinimizce haram kılınan işlerden kazanılan para haram olarak helal işlerde kazanılan para ise helal olarak nitelendirilir. Dinimiz gereği emek harcamadan, çalışmadan kazanılan tüm kazançlar haram olarak nitelendirilir. Arada çok ince bir çizgi bulunur ve Müslümanların buna dikkat etmesi istenir. Helal ve Haram Çalışarak kazanılan rızık dışında, ikram olan ve olmayan tüm yiyeceklerinde haram olup olmadığına dikkat edilmelidir. Dinimizin yasakladığı pek çok haram olan yiyecek ve içecekler bulunmaktadır. Bunları ikram olarak yemek ve içmekte haram lokma olarak algılanır ve dinimizce sakıncalı olarak görülmektedir. Önerilen İçerik Helal ve Haram Nedir, Ne Anlama Gelmektedir? / DİN
Hadisler ışığında İslam'da el emeği ile kazanılan rızkın ehemmiyeti, bir insan en zor durumda dahi olsa dilenmekten çok rızkını çalışarak temin etmesi gerektiği gibi hususlar... Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu “Sizden herhangi birinizin sırtına bir bağ odun yüklenip satması, herhangi bir kişiden dilenmesinden hayırlıdır. O da ya verir, yahud vermez.” Buhârî, Zekât 50, 53; Müslim, Zekât 106. Ayrıca bk. Tirmizî, Zekât 28 HADİSİN ŞERHİ Bu iki hadîs-i şerîf, birbirine çok yakın ifâdelerle dikkatimizi pek önemli bir noktaya çekmektedir El emeğiyle geçinmeyi tercih etmek. Geçimini temin için herkesin bir sanatı veya işi olmayabilir. Toplumda herkes için bir gelir kapısı aslında vardır. Ancak çalışıp kazanabilecek olan kimseler bile, işsizlik gibi bir sebeple geçimleri için başkalarının yardımına muhtaç duruma düşebilirler. Bir de yapabileceği işi tenbellikten dolayı yapmayıp kolay yoldan yani dilenerek rızkını temin etmeye kalkanlar her devirde olagelmiştir. İşte böylesi kimseleri Sevgili Peygamberimiz uyarmakta ve herkesin kendi rızkını bizzat çalışarak temin etmesi gerektiğini çok açık bir şekilde anlatmaktadır. Gidip ormandan odun toplamanın, onu sırtında getirip satmanın ve böylece günlük rızkını temin etmenin, verip vermeyeceği belli olmayan birtakım kimselere el avuç açmaktan çok daha hayırlı olduğunu bildirmektedir. Sırtında odun getirip satmak belki çoğu müslümanın ağrına gidecek bir olaydır. Ama dilencilik yapmaktan çok daha şereflidir. Hadislerin dikkat çektiği asıl konu budur. Burada, yeşilin ve ormanın korunması ihmal edilmiş olmuyor mu gibi bir sual akla gelebilir. Hz. Peygamber, ormanların kesilip yakılmasını tavsiye etmiyor, dilencilik gibi yüz karası bir yola baş vurmaktansa, elinden hiçbir iş gelmeyenlerin bile yapabilecekleri bir şeyler olduğuna, onurlu yaşamanın yolunu bulabileceklerine dikkat çekiyor ve bir de misal veriyor. Ormandan çalı-çırpı toplayıp satarak rızkını temin etmek bile dilencilikten hayırlıdır buyuruyor. Kendi elinin emeğiyle geçinmenin şerefini duyan bir insanın, daha başka kazanç yolları bulacağı açıktır. Geçimini temindeki izzet ve insanlara minnet etmekteki zillet ancak bu kadar güzel ifade ve tasvir edilebilir. HADİSTEN ÖĞRENDİKLERİMİZ Elinin emeğiyle geçinmek müslümanın izzetine yakışan yegâne yoldur. Dilencilik, yüzkarasıdır. Sırtında odun taşıyarak geçimini temin etmek bile, dilencilikten bin kat iyidir. Müslüman geçimini temin edeceği hiçbir yolu küçük görmemelidir. 542- وعنه عنِ النَّبِيِّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قال كان دَاوُدُ عليهِ السَّلامُ لا يَأْكُل إِلاَّ مِن عَملِ يَدِهِ » رواه البخاري . Yine Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur “Davud aleyhisselâm ancak elinin emeğiyle kazandığını yerdi.” Buhârî, Büyû’ 15 HADİSİN ŞERHİ Dâvûd aleyhisselâm, mülkü çok , siyasi otoritesi yüksek, malî ve iktisâdî imkânları bol bir peygamberdi. Fakat o, bu imkânlara rağmen kendi el emeğiyle geçinmeyi tercih etmişti. Yüce kitabımızda bildirildiğine göre, kendisine demir madeninden yararlanma yolları öğretilmişti. O da zırh yaparak geçimini temin etme yolunu seçmişti. İşte Peygamber Efendimiz, kendisi gibi bir peygamber olan Dâvûd aleyhisselâm’ın bu meziyyetini, ümmetine örnek göstermek suretiyle, onları Dâvûd Peygamber gibi elinin emeğiyle geçinmeye özendirmek istemiş, son derece müsâit imkânlara sahip olan yetkililerin bile mümkün olduğunca kendi kazançlarıyla geçinmelerinin güzelliğine dikkat çekmiştir. Dâvûd aleyhisselâm’ın bu üstün meziyyetine bir sonraki hadiste tekrar işaret edilmiş bulunmaktadır. Ancak söz Dâvûd aleyhisselâm’dan açılmışken, bir başka hadislerinde de Peygamber Efendimiz’in, Dâvûd aleyhisselâm’ın gün aşırı tuttuğu orucu ümmetine örnek göstermiş olduğunu hatırlatmak istiyoruz bk. 152. hadis. HADİSTEN ÖĞRENDİKLERİMİZ Bir peygamber olarak Dâvûd aleyhisselam kendi el emeğiyle geçinmeyi yeğlemiştir. Durumu, görevi, ünvanı ne olursa olsun, müslümana kendi kazancıyla geçinmek yakışır. ZEKERİYYÂ ALEYHİSSELÂM BİR MARANGOZDU 543- وعنه أَن رسول اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قال كَانَ زَكَرِيَّا عليه السَّلامُ نجَّاراً » رواه مسلم . Yine Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu “ Zekeriyyâ aleyhisselâm marangozdu.” Müslim, Fezâil 169. Ayrıca bk. İbni Mâce, Ticârât 5 HADİSİN ŞERHİ Konuların açıklanmasında herkesin dikkatini çekecek misaller vermek eğitim ve öğretimde etkili bir yoldur. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz de, ümmetini dilencilikten sakındırıp elinin emeğiyle geçinmeye alıştırmak için böylesine etkili örnekler vermiştir. Bu da bir sünnettir. Önceki ve sonraki hadislerde Dâvûd aleyhisselâm, bu hadiste de Zekeriyyâ aleyhisselâm bu misalleri teşkil etmektedir. Zekeriyyâ aleyhisselâm marangoz, doğramacı veya dülger diyebileceğimiz bir zenaat sahibi idi. Onun bu durumu peygamberliğine, peygamberliği de marangozluğuna aslâ mâni değildi. Bir zenaatle geçimini temin etmek şerefli bir yoldur. Nitekim İslâm âlimlerinin birçoğu, kendi el emekleriyle geçimlerini temin yolunu seçmiştir. Ancak bütün zamanını öğrenci yetiştirmeye hasrettiği için çalışmaya fırsat bulamayanlar, yaptıkları eğitim-öğretim hizmeti karşılığında geçinecek kadar ücret alma yoluna gitmişlerdir. Çoğu zaman da toplum onların verdikleri bu kesintisiz hizmeti, ihtiyaçlarını karşılamak suretiyle desteklemiştir. HADİSTEN ÖĞRENDİKLERİMİZ Zekeriyyâ aleyhisselâm marangozlukla geçimini temin etmiştir. Sanat veya zenaat sahibi olmak ve o yolla geçimini temin etmek övgüye değer bir davranıştır. Elinin emeğiyle geçinmek peygamberler sünnetidir. 544- وعن المِقدَامِ بن مَعْدِ يكَربَ رضي اللَّه عنه ، عن النبي صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قال مَا أَكَلَ أَحَدٌ طَعَاماً خَيْراً مِن أَنَ يَأْكُلَ مِن عمَلِ يَدِهِ ، وَإِنَّ نَبيَّ اللَّه دَاوُدَ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم كان يَأْكلُ مِن عَمَلِ يَدِهِ » رواه البخاري . HZ. DÂVÛD PEYGAMBER ELİNİN EMEĞİNİ YERDİ Mikdâm İbni Ma’dîkerib radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu “Hiçbir kimse, asla kendi kazancından daha hayırlı bir rızık yememiştir. Allah’ın Peygamberi Dâvûd aleyhisselâm da kendi elinin emeğini yerdi.” Buhârî, Büyû’ 15, Enbiyâ 37 HADİSİN ŞERHİ Elinin emeğiyle geçinip kimseden bir şey istemeden iffetli yaşama konusunda söylenecek en güzel ve son söz, hiç şüphesiz bu hadîs-i şerîfte ifâdesini bulmaktadır. “Kimse, kendi kazancından daha hayırlı bir rızık asla yememiştir.” Yukarıdan beri nakledilen hadislerden anlaşıldığına göre, dilencilik asla emek mahsülü bir geçim yolu sayılmamaktadır. Bu sebeple de müslümanın izzet ve şerefine, insanlık haysiyetine uygun düşmemektedir. O meşrû bir kazanç yolu olarak düşünülmemektedir. Üç ana kazanç yolu bulunmaktadır Zirâat, ticâret, sanat. Bunlardan hangisinin en temiz kazanç yolu olduğu konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. İmâm Şâfiî, ticâreti tercih ederken, Mâverdî, tevekküle daha yakın olduğu gerekçesiyle ziraatı öne geçirmiştir. Müellif Nevevî ise, “zirâat ile sanat, ticâretten önde gelir. Çünkü ziraat ve sanat, kişinin el emeği, göz nuru ve alın teridir. Bu ikisinden de ziraat daha tercihe şâyândır. Zira faydası daha geneldir, insanlara, hayvanlara yöneliktir” demektedir. Hz. Âişe vâlidemiz sahâbe-i kirâm’ın, kendi işlerinin işçileri olduklarını dile getirmektedir. Hatta çalışıp terledikleri için Hz. Peygamber’in, “Keşke mescide yıkanıp gelseler” diye temenni ve tavsiyede bulunduğunu bildirmektedir bk. Buhârî, Büyû’ 15. Bu ve yukarıda zikredilen hadislerden açıkça anlaşıldığına göre, insanın görevi ve sosyal mevkii ne olursa olsun, kendi işini kendisinin görmesi, geçimini el emeği ve alın teriyle temin etmesi övgüye lâyık bir davranıştır. Özellikle büyük şehirlerin sıkıntılı hayatında, hele hele ekonomik şartların ağırlaştığı günümüz ortamında, el becerisi gelişmiş, ev, bağ-bahçe işlerini bizzat yapabilir, ufak-tefek tamirleri gerçekleştirebilir olmak, insanlar için her yönüyle önemli, faydalı ve kârlıdır. Tüketime değil, üretime yönelik büyük-küçük her çaba övgüye lâyıktır. Her işini kendisi yapan kimselere, “Kimseye beş kuruş vermez, her şeyi kendisi yapar, pinti, cimri..” gibi bir takım ithamlar yöneltmek asla doğru değildir. Herkes yapabildiği işi bizzat yapmalıdır. Tamir ücretlerinin nerede ise yeni eşyâ fiyatları düzeyine çıktığı günümüzde, evde ocakta onarılması gerekli işleri bizzat yapabilmek hem ekonomik hem de faydalı bir meşguliyettir. Unutmamak gerekir ki, Hz. Peygamber de elbisesini diker, ayakkabısını tamir eder ve hayvanını bizzat sağar, ev halkına ev işlerinde yardımcı olurdu. Sanayi, ticâret ve hatta zirâatın, kısaca, ekonomik hayatın ve işletmeciliğin uluslararası boyut kazandığı, kazanç yollarının hem mâhiyet hem de çeşit olarak arttığı bir ortamda elinin emeğiyle geçimini temin etme tavsiyesi yeterli midir diye akla bir soru takılabilir. Dinimiz, başkalarının imkânlarına göz dikerek onlardan isteyerek yaşamayı, 537. hadiste geçen çok zorunlu üç hal dışında, prensip olarak yasaklamıştır. Gerek bu suretle gerekse herkesin bizzat çalışıp rızkını temin etmesini teşvik etmek suretiyle sadece kişilerin insanlık onurunu korumayı amaçlamış değildir. Milletlerin, başka millet ve devletlere muhtaç olmadan, el-avuç açmadan kendi ihtiyaçlarını karşılayacak, ekonomik ve sosyal gelişmelerini sürdürecek, şevket ve devletini koruyacak yerli sanayilerini gerçekleştirmelerini de öğütlemiş olmaktadır. Yani dinimiz, dilenciliği fert çapında yasaklayıp da millet ya da ümmet bazında hoş görmüş değildir. Müslüman fertler için getirilen yasaklar, ümmet için öncelikle ve daha büyük boyutlarda getirilmiş demektir. Günümüzde İslâm ülkelerinin, sahip olduğu ekonomik imkânları malesef kendi irâdeleri ve gayretleriyle değerlendirememekte olmaları, gelişmiş ülkelerin sömürgesi konumunda bulunmaları yürekler acısı bir durumdur. Tabiî bu durum, yukarıdan beri açıklamaya çalıştığımız hadislerin ne kadar önemli, isâbetli ve kapsamlı tavsiyeler içerdiğinin de göstergesidir. HADİSTEN ÖĞRENDİKLERİMİZ 1- En temiz ve helâl rızık, kişinin bizzat çalışarak yani el emeğiyle kazandığıdır. 2- Geçim temini için bizzat çalışmak övgüye lâyıktır. 3- Millet ve ümmetlerin kendi ihtiyaçlarını kendi gayretleriyle temin etmeleri, hem varlıkları hem de bağımsızlıkları açısından son derece önemlidir. 4- Fertler için kötü olan dilencilik, milletler için öncelikle kötü ve yüz karasıdır. 5- El emeği, göz nuru, alın teri tavsiyesi, yerli sanayiin gerçekleştirilmesi tavsiyesidir. 6- Peygamber Efendimiz, ümmetine daima şerefli bir fert ve ümmet hayatı için gerekli olan ikaz ve önerilerde bulunmuş, yol göstermiştir. Kaynak Riyazüs Salihin - Hadis-i Şerif Tercümesi, Erkam Yayınları İslam ve İhsan
Yıl 2015 Ay Şubat Sayı 120 Rivayet edildiğine göre, yaşadığı devirde oldukça iyi bir gelire sahip olmasına rağmen, yine de geçim sıkıntısı çekmekte olan bir kimse varmış. Her zaman yedi altın kazanan bu adamcağız, ne yapıp edip bir yolunu bularak gelirini önce sekiz, sonra dokuz, derken on altına çıkarmış. Ama nâfile… Almış olduğu altınlar arttığı hâlde geçim sıkıntısı hiç de azalmamış. Gönlü bu durumdan çok muzdarip olmuş. Zavallı adam, derin bir ümitsizlik içinde perişan bir hâlde kıvranırken aklına, içinden çıkamadığı bu hâdiseyi, o beldede oturan yaşlı bir Allah dostuna danışmak gelmiş. Büyük bir mahcûbiyet içerisinde huzura çıkıp, derdini bir bir anlatmış. Efendi Hazretleri onu dinledikten sonra “–Evlâdım, mademki şimdi on altın alıyorsun, bir dahaki ay dokuza in! Yine de olmuyorsa, her ay daha da azalt gelirini.” diyerek nasihat etmiş ve kendisini hayır duâlarla uğurlamış. Efendi Hazretleri’nin bu kısa ziyaret sırasında söylemiş olduğu bu sözler adamın aklına hiç mi hiç yatmamış. Hattâ kendi kendine “Bu iş nasıl olacak ki, aklım hiç almıyor. Zira ben kazancımı yedi altından on altına çıkardığım hâlde geçim sıkıntısı çekmeye devam ediyorken, daha az kazanarak nasıl bu sıkıntıdan kurtulacağım?!” diyormuş. Bir müddet düşündükten sonra “–Bugüne kadar gelirimi çoğaltmak için birçok zahmete katlandım. Lâkin yine de sıkıntıdan bir türlü kurtulamadım. Bir de o Allah dostunun sözlerini dinleyeyim. Hem ne kaybederim ki? Belli olmaz, belki onun sözlerinde benim anlayamadığım bir hikmet yatmaktadır!” deyip önce dokuz, sonra sekiz, derken istemeye istemeye altı altına kadar gelirini azaltmış. Fakat ne hikmetse, o paranın ihtiyacını fazlasıyla karşıladığını görmüş. O ay hiç sıkıntı çekmemiş. Bunun üzerine adamcağız hayretler içinde tekrar o Allah dostunun huzuruna varıp “–Efendi Hazretleri! Emrinizi harfiyyen uygulayarak gelirimi kademe kademe azalttım. Fakat bu işteki sırrı idrâk edemedim. Zira ben daha evvel on altınla geçinemezken, şimdi altı altınla çok huzurlu ve bereketli bir hayat yaşıyorum? Bu nasıl oluyor?” diye şaşkınlıkla sormuş. O yaşlı Hak dostu ise işin hakikatini şöyle açıklamış “–Evlâdım, yaptığın işin karşılığı altı altınlıktı. Sen ise yedi altın almak sûretiyle kazancına haram karıştırıyordun. Bu sebeple de malının bereketi kayboluyordu. Şimdi ise helal kazandığın için helal kazancın bereketini görüyorsun.” *** Âlemler Sultanı -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir hadîs-i şerîflerinde mü’mini şöyle tarif etmektedir “Mü’min bal arısına benzer. Temiz olanı yer, temiz olan şeyler ortaya koyar, temiz yerlere konar ve konduğu yeri ne kırar ne de bozar.” Ahmed, II, 199; Hâkim, I, 147; Suyûtî, el-Câmi, 8147 Bir müslümanı diğer insanlar arasında en üstün ve en temiz yapan husus, onun İslâm’ın emirlerine uygun olarak yaşaması, temiz ve helâl gıda ile beslenmesi ve böylece hem maddesinin hem de mânâsının temiz olmasıdır. Haram ise, mü’minin bu nezâhetini, temizliğini bozan âdeta bir zehir mesâbesindedir. Bulaştığı her şeye zarar verir. Mesela kazanca bulaşınca, bereketini yok eder; bedene bulaşınca, kişiyi harama meylettirir; gönle bulaşınca, onu hantallaştırır. Nitekim Mevlânâ Hazretleri bu hakikati şöyle ifâde eder “Bu seher benden ilham kesildi. Anladım ki vücuduma şüpheli birkaç lokma girdi. Bilgi de hikmet de helal lokmadan doğar. Aşk da merhamet de helal lokmadan doğar. Eğer bir lokmadan gaflet meydana gelirse bil ki o lokma şüpheli veya haramdır.” Hadîs-i şerîfte bildirildiği üzere “Allah Teâlâ temizdir; sadece temiz olanları kabul eder. Allah Teâlâ peygamberlerine neyi emrettiyse mü’minlere de onu emretmiştir. Cenâb-ı Hak Peygamberlere Ey peygamberler! Temiz ve helâl olan şeylerden yiyin, iyi ve faydalı işler yapın!» el-Mü’minûn, 51 buyurmuştur. Mü’minlere de Ey îmân edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin!» el-Bakara, 172 buyurmuştur.” Müslim, Zekât, 65 Zira helâl, kişiyi helâle sevk eder. Ali Râmîtenî Hazretleri’nin buyurduğu gibi “Helâl yemeyen kişi, kendinde Allâh’a itaat etme gücü bulamaz, hep isyâna meyleder. Helâl yiyen kişi de Allâh’a isyankâr olamaz.” Bu sebeple bir kimsenin, şu iki hususa çok ehemmiyet vermesi elzemdir Muhabbet beslenen kimsenin veya kimselerin mânevî durumu. Alınan gıdânın helâllik derecesi. Nitekim bu iki husus, insanın şahsiyet ve karakterinde pek müessir bir rol oynamaktadır. Zira kişi, muhabbet duyduğu kimsenin yolundan gider. Bu sebeple muhabbet duyulan kimsenin istikâmet üzere olması, onu seven kimseyi de doğruya meylettirir. Bunun aksine yanlış yolda ise, seven kimseyi de yanlışa sürükler. Aynen bunun gibi helal lokma da, insanı istikâmet üzere yönlendirirken haram lokma insanı Hak’tan uzaklaştırır. Bir de şu husûsu ifâde etmek gerekir ki, kazanılan mal helâlliği ölçüsünde, isrâfa gitmez. Zira para yılan gibidir. Mutlaka girdiği delikten çıkar. Bu sebeple helal olmayan kazanç, insan için iki türlü âhiret azabı olacaktır. Biri kazancın haram olması sebebiyle, diğeri de paranın isrâfa gitmesi dolayısıyladır. Günümüzde mal-mülk ve servet husûsunda dikkat edilmesi gereken bir diğer mühim nokta da, bunların insanın kıymetini belirleyen bir ölçü hâline getirilmemesi gerektiğidir. Fakat üzülerek müşâhede etmekteyiz ki, kimi insan kıyafetiyle, kimi arabasıyla, kimi eviyle hattâ koluna taktığı bir saatle bile üstünlük vehmine kapılabilmektedir. Hâlbuki kulların Hak katındaki kıymeti, ne zenginlikle ne de soylulukladır; ancak takvâ iledir. Bir kimsenin, âdeta malının putperesti hâline gelerek onunla îtibar bulacağını zannetmesi, terbiye olmamış ham nefsin bir zaafıdır. Nitekim Câhiliye devrinde Velîd bin Muğîre’nin zenginliği dolayısıyla sarf ettiği şu câhilâne sözler, bu hâlin müşahhas bir misâlidir “−Kureyş’in büyüğü ve efendisi olan ben, yahut Sakîf’in ulusu Amr bin Umeyr dururken, Kur’ân Muhammed’e mi inecek?!..” İbn-i Hişâm, I, 385. Krş. ez-Zuhruf, 31 Kaldı ki, Hazret-i Muhammed Mustafâ -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, her cihetle bütün insanların en şereflisi idi. İnsan, nefsini terbiye ettiği zaman, bütün ameller onu Cenâb-ı Hakk’a yaklaştırır. Şâyet nefsini terbiye edememişse günahlara dûçâr olur. Rabbini unutur. Cenâb-ı Hak da âyet-i kerîmede şöyle buyurmaktadır “Allâh’ı unutan ve bu yüzden Allâh’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın…” el-Haşr, 19 Gazâlî Hazretleri, terbiyeden mahrum nefsi azgın bir ata, rûhu da süvârîye teşbih ederek şöyle buyurur “Süvârî, eğer atını terbiye ederse yani insan gönlünde meknuz olan kötü hasletleri bertaraf edebilirse, atı onu istediği menzile götürür. Sahibini Cennet’e vâsıl eder. Lâkin terbiyesi ihmal edilen bir atın, süvârîsini uçurumdan aşağıya atması kaçınılmaz olduğu gibi, marazlarla dolu bir kalp ile de Hakk’a yaklaşılamaz. O kimse, ancak Cehennem yolcusudur.” Velhâsıl mal, az veya çok olmasıyla değil, helâl olmasından dolayı huzur ve bereket getirir. Bizler de Cenâb-ı Hakk’a, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in Hazret-i Ali -radıyallâhu anh-’a öğretmiş olduğu şu duâ ile ilticâ ediyoruz “Allâh’ım! Bana helâl rızık nasîb ederek haramlardan koru! Lûtfunla beni Sen’den başkasına muhtaç etme!” Tirmizî, Daavât 111 Âmîn!..
16 Ekim 2020 Cuma Vaazı Yayınlandı mı? "Helal Kazancın Önemi; Karnı Ateşle Doldurmamak!" konulu Cuma vaazı sitemize eklenmiştir. Helal Kazancın Önemi; Karnı Ateşle Doldurmamak! Haram kazançtan Sakınmakيَٓا اَيُّهَا النَّاسُ كُلُوا مِمَّا فِي الْاَرْضِ حَـلَالاً طَـيِّباًۘ وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِۜ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُب۪ينٌ ﴿١٦٨﴾ اِنَّمَا يَأْمُرُكُمْ بِالسُّٓوءِ وَالْفَحْشَٓاءِ وَاَنْ تَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ Ey insanlar! Yeryüzünde bulunan maddelerin helâl ve temiz olanlarından yiyin; şeytanın peşinden gitmeyin, çünkü o apaçık düşmanınızdır. O size ancak kötülüğü, çirkinliği, Allah hakkında bilmediğiniz şeyler söylemenizi Müslümanlar!İnsanoğlu yeryüzündeki hayat serüvenine Peygamberlerin rehberliğinde başlamıştır. İlk İnsan aynı zamanda ilk Yüce Rabbimiz insanı yaratınca onu başıboş bırakmamış3, ona nasıl yaşaması gerektiğini bizzat yaşantısıyla gösterecek peygamberler Ne var ki insanoğlu daha ilk devrelerden itibaren ilahi talimata aykırı hareketler ederek5 dinlerini ve yaşantılarını bozmuşlardır. Rabbimiz de, insanlar ilahi vahiyden uzaklaştıkça onlara yeni peygamberler göndermiştir. Yine Rabbimiz, peygamberlerine inkarla karşılık veren, âdetleri ve gelenekleri selim insan fıtratına ters olan bazı kavimleri de yeryüzündeki bozgunculukları sebebiyle de helak Kerim bize helak edilen kavimleri ve onların helak edilme sebeplerini anlatır. Mesela Şuayb kavmi olan Medyen halkını bize haber verir. Onlar peygamberlerini inkar etmişler aynı zamanda ticaretlerini de hile ve aldatma üzerine kurmuşlardı. Dolayısıyla onların helak olma sebepleri; Peygamberi inkar etmek ve haram kazanç sağlamak. Medyen halkı ile Şuayb aralarında geçen hadiseyi Rabbimiz şöyle haber veriyorوَاِلٰى مَدْيَنَ اَخَاهُمْ شُعَيْباًۜ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ وَلَا تَنْقُصُوا الْمِكْيَالَ وَالْم۪يزَانَ اِنّ۪ٓي اَرٰيكُمْ بِخَيْرٍ وَاِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ مُح۪يطٍMedyen’e de kardeşleri Şuayb’ı gönderdik. Onlara şöyle dedi "Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, O’ndan başka tanrınız yoktur. Ölçüyü, tartıyı eksik tutmayın. Ben sizi maddî bakımdan iyi bir durumda görüyorum; ama doğrusu hakkınızda kuşatıcı bir azap gününden de قَوْمِ اَوْفُوا الْمِكْيَالَ وَالْم۪يزَانَ بِالْقِسْطِ وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْيَٓاءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِد۪ينَEy kavmim! Ölçüyü, tartıyı adaletle tam yapın; insanların mallarının değerini düşürmeyin, yeryüzünde bozgunculuk yaparak başkalarına zarar اللّٰهِ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَۚ وَمَٓا اَنَا۬ عَلَيْكُمْ بِحَف۪يظٍEğer müminseniz Allah’ın bıraktığı meşrû kazanç sizin için daha hayırlıdır. Ben üzerinize bir bekçi değilim."قَالُوا يَا شُعَيْبُ اَصَلٰوتُكَ تَأْمُرُكَ اَنْ نَتْرُكَ مَا يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَٓا اَوْ اَنْ نَفْعَلَ ف۪ٓي اَمْوَالِنَا مَا نَشٰٓؤُ۬اۜ اِنَّكَ لَاَنْتَ الْحَل۪يمُ الرَّش۪يدُKavmi ise, "Ey Şuayb! Atalarımızın taptığı şeylerden yahut mallarımız hususunda dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi sana ibadetin dinin mi emrediyor? Oysa sen uyumlu ve akıllı birisin!" dediler. 6Onların akledemedikleri, bilemedikleri/bilmek istemedikleri şey; dinin, insanların alıp sattıklarına karışması, bu alanda da hükümler koymasıydı. İslam’ın hükümlerine genel anlamda baktığımızda İslam, inanç, ibadet, ahlak ve muamelat alanında hükümler getirmiştir. Daha öz olarak söylersek; İslam kişinin ve toplumun hayatının her alanını kuşatan hükümler Medine’ye hicret eden Sevgili Peygamberimiz orada pazarı dolaşmış pazarın Yahudilerin elinde olduğunu görünce Müslümanların da müslümanca alış veriş yapacakları bir Pazar alanı tesis etmişti. Sadece bu alanı tesis etmekle kalmamış, aynı zamanda onun denetimin de Resûlü sav bazı ihtiyaçlarını temin etmek için zaman zaman Medine pazarına gider, bu vesileyle gelip gidenlerden ve alınıp satılanlardan da haberdar أَبِى هُرَيْرَةَ . أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَرَّ عَلَى صُبْرَةِ طَعَامٍ فَأَدْخَلَ يَدَهُ فِيهَا فَنَالَتْ أَصَابِعُهُ بَلَلاً فَقَالَ مَا هَذَا يَا صَاحِبَ الطَّعَامِ » . قَالَ أَصَابَتْهُ السَّمَاءُ يَا رَسُولَ اللَّهِ . قَالَ أَفَلاَ جَعَلْتَهُ فَوْقَ الطَّعَامِ كَىْ يَرَاهُ النَّاسُ مَنْ غَشَّ فَلَيْسَ مِنِّى » .Yine bir gün pazarda dolaşırken bir buğday yığını dikkatini çekti. Hububatı satan adamın yanına gelerek buğday yığınına elini daldırdı. Ancak buğdayın altı göründüğü gibi çıkmamış, Efendimizin parmakları ıslanmıştı. Satıcıya“Ey satıcı bu nedir?” Diye sorduğunda, satıcı“Ey Allahın elçisi mahsul yağmurdan ıslandı” dedi. Bunun üzerine Allah Resûlü“Öyleyse insanların görmeleri için ıslak olan kısmı üste koyman gerekmez miydi? Bizi aldatan bizden değildir.” buyurdu”7Bu vesile ile peygamberimiz ticaret ahlâkına dikkatleri çekti. Anlaşılan o ki, satıcı kuru ve ıslak olan buğdayı ayırmadan satışa sunmak suretiyle insanları aldatmaktaydı. İnsanları aldatmak ise, Peygamberimizin sünnetinden ve yolundan uzaklaşmak demekti. Çünkü efendimiz Müslümanların birbirini aldatmayacağını söylemiştiلاَ غِشَّ بَيْنَ الْمُسْلِمِينَ ، مَنْ غَشَّنَا فَلَيْسَ مِنَّا“Müslümanlar arasında aldatma olamaz! Bizi aldatan, bizden değildir!”8Peygamberimizi nübüvvet öncesinde ticaretle uğraştığından alım satımın bütün inceliklerini biliyordu. Bu vesileyle toplumda kardeşlik bağlarını zayıflatan ve güven duygusunu sarsan aldatma ihtimalini ortadan kaldıracak önlemler almıştı. Bu yüzden alışveriş sırasında satıcı ve alıcının, satılan mal ve ona verilecek bedelle ilgili tüm detayları açıklamalarını şart koşmuş, hatta bunu alışverişin bereketi olarak رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ الْبَيِّعَانِ بِالْخِيَارِ مَا لَمْ يَفْتَرِقَا فَإِنْ صَدَقَا وَبَيَّنَا بُورِكَ لَهُمَا فِى بَيْعِهِمَا وَإِنْ كَتَمَا وَكَذَبَا مُحِقَتِ الْبَرَكَةُ مِنْ بَيْعِهِمَا »Peygamberimiz şöyle buyurmuştur “Alış veriş yapan iki kişi birbirlerinden ayrılmadıkça almakta veya caymakta muhayyerdirler. Şayet doğru sözlü olurlar ve malın kusuru varsa açıklarlarsa, alış verişlerinde bereket hasıl olur. Fakat malın kusurunu gizlerler ve birbirlerine yalan söylerlerse alışverişlerinde bereket kalmaz.” 9Efendimiz sadece bununla kalmamış malın kusurunu söylemeden satmanın helal olmadığını söylemişعَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ وَلاَ يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ بَاعَ مِنْ أَخِيهِ بَيْعًا فِيهِ عَيْبٌ إِلاَّ بَيَّنَهُ لَهُ »“Müslüman müslümanın kardeşidir. Bir müslümanın kardeşine sattığı malın ayıbını söylemeden satması helal olmaz.”10 zaman anladık ki Müslüman ticaretinde, işinde, çalışmasında, kazancında dürüst ve samimi olacak, rızkına haram karıştırmayacak. Kendisini ve ailesini haram yollarla beslemeyecek. Kişi Neden Haram Yollardan Kazanç Sağlar?Şöyle bir düşündüğümüzde kişi malına neden haram karıştırır, neden helal yollardan kazanmak varken, sonunda hesabını vereceği, tevbe etmezse kendisini azaba sevk edecek yollardan kazanç elde etmeye çabalar?Bunu belli başlı sebepleri şunlardır- İnanç zayıflığı- Hayâ eksikliği- Kolay yoldan ve hızlıca dünya malına ulaşma arzuHaram Kazançtan Sakınmanın Çaresi Ne?- Ahiretin Varlığına sağlam bir şekilde inanmak,- Haksızlık yapma hususunda Allah'tan ve kullarından utanmak,- Râzık olanın Allah olduğunu bilmek ve herkesin rızkının kendine ulaşacağının bilincinde olmak,- Mülkün asıl sahibinin Allah oluğunu, ne kadar çalışıp biriktirsek te, biriktirdiklerimizin dünyada kalacağının bilincinde olmak,- Biriktirilen malların şükrü eda edilmediğinde ahirette kişiye sorumluluktan başka bir şey olmayacağını bilmek,- Dünaya da haram para biriktirenlerin ahirette onları sahiplerine vermek zorunda olduklarını, Ahirette de altın, gümüş ve paranın geçerli olmadığını, bu sebeple kişi üzerinde alacaklı olanlara yaptığı hayırlı amellerinin sevaplarını vereceğini ve Peygamberimizin ifadesiyle müflis olunacağının bilincinde olmak,- Allah'tan hiç bir şeyin gizli kalmadığını, dünyada yapılanların en ince ayrıntısına kadar Ahirette kişinin önüne serileceğinin farkında Haram yapan şerler nelerdir? Ne yaparsak Kazancımız Haram olur?- Faiz alıp verirsek- Kumar oynarsak- Yetim malı yersek- İşimizi hakkını vererek yapmazsak. Çalıştığımız iş yerinde bize yüklenen sorumluluktan İşçimizin ücretini, hakkını zamanında ve tam olarak ödemezsek. Onun sırtından kazanır, fakat onun hakkını vermemek için akla hayale gelmedik düzenler Dinin yasak kıldığı malzemeleri üretirsek. - Dinin yasak kıldığı malzemelerin ticaretini Dinen yasaklanan şeylerin işçiliğini Olmayacak işleri oldurmak için Rüşvet alıp vermek suretiyle başkalarının hakkı olan şeyleri kendimize mal edersek. - Stokçuluk yaparsak, İnsanların en çok ihtiyaç duydukları malzemeleri saklayarak fiyatları yükseltip kendi cebimizi doldururken başkalarının emeklerini sömürürsek Maalesef bunun örneğini salgın hastalık zamanında yaşadık - İnsanlara hileli satış yaparsak- Sattığımız malın kusurunu saklayıp, ayıplı malı sağlam diye satarsak- Çalarsak, malların gramajlarını olması gerekenden daha az yaparsak. - Malın iyisini ön tarafa koyup/ gösterip arkadan kötüsünü verirsek, Peki Haram Yersek, Haramdan Kazanırsak Ne Olur?1. Kişi Yaptıklarından sorguya çekilecek biz de bunların hesabını vermek zorunda yaratan Rabbimiz, imtihan için yaratmış, kimin iyi kimin kötü ameller işleyeceğini deniyorاَلَّذ۪ي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيٰوةَ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلاًۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْغَفُورُۙ"Hanginizin davranışça daha iyi olduğunu deneyerek göstermek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O, güçlüdür, çok bağışlayıcıdır."11. İnsanoğlu doğum ve ölüm arasında, mükellef olduğu andan itibaren yaptıklarından mesul ve sorguya çekilecek, elimizde olan nimetlerden sorgulanacağız,ثُمَّ لَتُسْـَٔلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّع۪يمِ"Nihayet o gün nimetlerden elbette sorguya çekileceksiniz."12Fütursuzca yaşadığımız, kazandığımızın nereden olduğuna bakmadan sadece benim olsun, bende olsun da; nasıl olursa olsun anlayışıyla hareket etmelerimizden de sorgulanacağızوَقِفُوهُمْ اِنَّهُمْ مَسْؤُ۫لُونَۙ"Ve durdurun onları; çünkü sorguya çekilecekler!"13Kazancımızın nereden olduğundan, nereye harcadığımızdan, bize emanet edilen bu bedenimizi hayırlı kazanç yolunda mı yoksa haramları elde etmek ve tüketmek uğrunda heba ettiğimizden sorulacağız;عَنْ أَبِى بَرْزَةَ الأَسْلَمِيِّ قَالَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ “لاَ تَزُولُ قَدَمَا عَبْدٍ [يَوْمَ الْقِيَامَةِ] حَتَّى يُسْأَلَ عَنْ عُمْرِهِ فِيمَا أَفْنَاهُ وَعَنْ عِلْمِهِ فِيمَا فَعَلَ وَعَنْ مَالِهِ مِنْ أَيْنَ اكْتَسَبَهُ وَفِيمَا أَنْفَقَهُ وَعَنْ جِسْمِهِ فِيمَا أَبْلاَهُ.”Ebû Berze el-Eslemî"nin naklettiğine göre, Resûlullah sav şöyle buyurmuştur “Kıyamet gününde hiçbir kul, ömrünü nasıl ve nerede tükettiği, ilmi ile ne yaptığı, malını nereden kazanıp nerede harcadığı ve bedenini ne uğruna yıprattığı sorulmadıkça bir yere kıpırdayamayacaktır.”14Bize düzen yaşadığımız şu dünyada yapıp ettiklerimizden sorgulanacağımız bilincinde hareket Yaptığımız amellerimiz kabul olmaz, boşuna yorulmuş Rabbimiz helal ve temiz olan şeyleri yememizi emrettiفَكُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُ حَلَالاً طَيِّباًۖ وَاشْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ اِيَّاهُ تَعْبُدُونَ"Allah’ın size verdiği helâl ve güzel rızıktan yiyip için ve eğer yalnız Allah’a kulluk ediyorsanız O’nun nimetine de şükredin."15 Allaha Kulluk temiz ve helal rızık yemekten geçiyor. Kur’an-ı Kerim bize Salih amel yapmanın/ kabul olunacak ameller işlemenin yolunun da helal ve temiz rızıkla beslenmekten geçtiğini bildiriyor;يَٓا اَيُّهَا الرُّسُلُ كُلُوا مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَاعْمَلُوا صَالِحاًۜ اِنّ۪ي بِمَا تَعْمَلُونَ عَل۪يمٌۜ"Ey peygamberler! Tertemiz nimetlerden yiyip için, Salih ameller işleyin güzel işler yapın. Kuşkusuz ben yaptıklarınızı eksiksiz bilmekteyim."16Haram yollardan kazanıp haram besinlerle beslenmenin ibadetlere ne etkisi olabilir diyebilirsiniz. İnsan aklı bazen kazanç ayrı ibadet ayrı hükmüne varabilir. Lakin iş hiçte bizim düşündüğümüz gibi değil, haram parayla aldığımız gıda vücudumuzda kana, ete kemiğe bürünüyor, yani cesedimizi oluşturuyor. Haram yiye yiye haramdan oluşmuş kocaman bir beden sahibi oluyoruz. Sadece bu mu? Hayır!! Giydiklerimiz de onlardan, aynı kazançtansa, yada gasp edilmiş, çalınmış bir malsa! Beden haramdan oluştu, giydiklerimiz haramdan oluştu, Sonrası ne olur dersiniz?İşte tamda burada Sevgili Peygamberimizin bir hadisi şerifi devreye giriyorعَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ قَالَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ“أَيُّهَا النَّاسُ! إِنَّ اللَّهَ طَيِّبٌ لاَ يَقْبَلُ إِلاَّ طَيِّبًا، وَإِنَّ اللَّهَ أَمَرَ الْمُؤْمِنِينَ بِمَا أَمَرَ بِهِ الْمُرْسَلِينَ، فَقَالَ ﴿يَا أَيُّهَا الرُّسُلُ كُلُوا مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَاعْمَلُوا صَالِحًا إِنِّى بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ﴾ وَقَالَ ﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ﴾. ثُمَّ ذَكَرَ، الرَّجُلَ يُطِيلُ السَّفَرَ، أَشْعَثَ أَغْبَرَ، يَمُدُّ يَدَيْهِ إِلَى السَّمَاءِ، يَا رَبِّ! يَا رَبِّ! وَمَطْعَمُهُ حَرَامٌ، وَمَشْرَبُهُ حَرَامٌ، وَمَلْبَسُهُ حَرَامٌ، وَغُذِىَ بِالْحَرَامِ، فَأَنَّى يُسْتَجَابُ لِذَلِكَ؟.”Ebû Hüreyre anlatıyor Resûlullah sav, “Ey insanlar! Allah Teâlâ temizdir, ancak temiz olanı kabul eder. Allah, peygamberlerine emrettiği şeyleri müminlere de emretti.” buyurdu ve şu âyetleri okudu “Ey peygamberler! Temiz olan şeylerden yiyin, güzel işler yapın. Ben sizin yaptıklarınızı hakkıyla bilmekteyim.” Mü"minûn, 23/51 “Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin...” Bakara, 2/172 Sonra Resûlullah sav uzun yolculuklar yapmış, üstü başı tozlanmış, saçı başı dağılmış, ellerini göğe uzatarak, “Yâ Rab, yâ Rab!” diye yalvarıp yakaran bir adamdan söz etti ve “Fakat onun yediği haram, içtiği haram, giydiği haramdı. Haram ile beslenirdi. Peki, böyle birisinin duası nasıl kabul edilsin?”17 kazancı haram olanın, yediği içtiği haram olur, yediği içtiği haram olanın ibadetleri zayi bizleri helalinden kazanan, helalinden ve temizinden yiyip Salih amel işleyen kullarından eylesin. Yapmış olduğumuz amelleri dergahında kabul buyursun. Vatanımıza Milletimize birlik beraberlik yuvalarımıza dirlik ve düzen ihsan eylesin. AMİNHazırlayan Lütfi PEKCANLISakarya İl Vaizi1 Bakara Suresi, Ali İmran Suresi Kıyame Suresi, Ahzap Suresi, Maide Suresi, Hud Suresi , Müslim, İman, Dârimi, Buyu’, Ebû Dâvûd, Büyû’ İcâre, 5110 İbn Mâce, Ticâret, Mülk Suresi, Takâsür Suresi, Sâffât; 2414 Tirmizî, Sıfatü"l-kıyâme, Nahl Suresi, Mü’minun Suresi, Müslim, Zekât, 65; Tirmizî, Tefsîru"l-Kur"ân, 2
İnsan yaşamak için ev, ev eşyası, yiyecek ve giyeceğe muhtaçtır. Bu ve benzeri ihtiyaçlarını karşılamak için çalışması ve kazanç sağlaması gerekir. Peygamberimiz مَا اَكَلَ اَحَدٌ طَعَاماً قَطٌّ خَيْراً مِنْ اَنْ يَأكُلَ منْ عَمَلِ يَدِهِ وَإنَّ نَبِىّ اللّهِ دَاودَ عَلَيْهِ السَّلا َمَ كَانَ يَأكلُ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ "Hiçbir kimse kendi elinin emeğinden daha hayırlı bir lokma yememiştir. Allah'ın Peygamberi olan Davut aleyhisselâm da kendi elinin emeğini yerdi" buyurmuştur. Buhâri, Büyu, 15/2109 Ebu Hüreyre anlatıyor Peygamberimiz şöyle buyurmuştur قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صعلم لأَنْ يَحْتَطِبَ أَحَدُكُمْ حُزْمَةً عَلَى ظَهْرِهِ خَيْرٌ مِنْ أَنْ يَسْأَلَ أَحَدًا، فَيُعْطِيَهُ أَوْ يَمْنَعَهُ . "Sizden herhangi birinizin ipini alıp da dağdan arkasına bir bağ odun yüklenerek getirip satması, her hangi bir kişiden istemekten çok daha iyidir. Kim bilir? O da ya verir minnetine girersin, yahut vermez zilletini çekersin". Buhâri, Büyu, 15/2113 Çeşitli meşrû kazanç yolları vardır. Bu kazanç yollarından birisi de ticarettir. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruluyor يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَأْكُلُواْ أَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ إِلاَّ أَن تَكُونَ تِجَارَةً عَن تَرَاضٍ مِّنكُمْ Ey müminler, birbirinizin mallarını gayrı meşru yollar kullanarak değil, karşılıklı anlaşmaya dayalı ticaret yolu ile yiyiniz. Nisa, 4/29; وَأَحَلَّ اللّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا "Allah, alışverişi helal, ribayı haram kıldı." Bakara, 2/275 Bu ayet-i kerimeler ticaretin, alışverişin meşrû bir kazanç yolu olduğunu ifade etmektedir. Peygamberimiz, Peygamber olmadan önce ticaret etmiş, her işte olduğu gibi ticarette de dürüstlüğü ve güvenirliği ile örnek olmuştu. Birinci halife Hz. Ebu Bekir de ticaretle uğraşıyordu. Abdurrahman İbn Avf Mekke'den göç edip Medine'ye geldiğinde Peygamberimiz onunla Sa'd İbn Rebi arasında kardeşlik tesis buyurmuş, yani onu, Sa'd ile kardeş yapmıştı. Sa'd İbn Rebi Medinelilerin en zengini idi. Malının yarısını Abdurrahman İbn Avf'a vermek istemiş, fakat Abdurrahman bunu kabul etmeyerek -İçinde ticaret yapılan bir çarşınız yok mu? Bana o çarşıyı göster, dedi. Kendisine Kaynuka çarşısı gösterildi, orada ticaret yaparak kısa sürede zengin oldu ve kardeşinin minnet yükü altına girmek istemedi. Buhâri, Büyu, 1/2087 Temiz ve helal bir kazanç elde etmek için dikkat edilmesi gereken bir takım hususlar vardır. Bunları özetlemek yararlı olacaktır. 1- Ölçü ve Tartıyı Adaletle Yapmak Göklerin ve yerin ayakta duruşu bir ölçü ve denge ile olduğu Kur'an-ı Kerim'de bildirilmektedir. Bütün hakların ölçeği de terazidir. Onun için bir yerde hak ve adaletin yerleşmesi için ilk gerekli olan şey ölçünün herkes için eşit bir şekilde doğru ve dürüst olmasıdır. Bunun doğru olması için iki şey gereklidir. Birisi ölçünün kendisinin tam olması, yanlış alet kullanılmaması, birisi de ölçmenin doğru olmasıdır. وَالسَّمَاءَ رَفَعَهَا وَوَضَعَ الْمِيزَانَ{7} أَلَّا تَطْغَوْا فِي الْمِيزَانِ {8} وَأَقِيمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلَا تُخْسِرُوا الْمِيزَانَ {9} 7. Göğü yükseltti ve mizanı koydu. 8. Sakın tartıda taşkınlık etmeyin. 9. Tartıyı adaletle yapın, terazide eksiklik yapmayın. Rahman, 55/7-9 Şuayb aleyhisselam Peygamber olarak gönderildiği Medyen halkına şöyle demişti وَإِلَى مَدْيَنَ أَخَاهُمْ شُعَيْباً قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُواْ اللّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَـهٍ غَيْرُهُ وَلاَ تَنقُصُواْ الْمِكْيَالَ وَالْمِيزَانَ إِنِّيَ أَرَاكُم بِخَيْرٍ وَإِنِّيَ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ مُّحِيطٍ {84} وَيَا قَوْمِ أَوْفُواْ الْمِكْيَالَ وَالْمِيزَانَ بِالْقِسْطِ وَلاَ تَبْخَسُواْ النَّاسَ أَشْيَاءهُمْ وَلاَ تَعْثَوْاْ فِي الأَرْضِ مُفْسِدِينَ 84- Medyen'e de kardeşleri Şu'ayb'ı gönderdik. Dedi ki "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka ilâhınız yoktur. Ölçeği de, teraziyi de eksik tutmayın. Ben sizi hayır bolluk içinde görüyorum. Bununla beraber yine de sizi kuşatacak bir günün azabından korkuyorum." 85- "Ey kavmim! Ölçerken ve tartarken adaleti yerine getirin. Halkın malına densizlik etmeyin ve yeryüzünde fesatçılık yaparak fenalık etmeyin." Hud, 11/84, 85 Ölçü ve tartıda hile yapmak, insanları aldatmak, büyük vebal olduğu gibi aynı zamanda ahlâk yönünden de çok çirkin bir davranıştır. Allah Teala Kur'an-ı Kerim'de bunlarla ilgili olarak şöyle buyuruyor وَيْلٌ لِّلْمُطَفِّفِينَ {1} الَّذِينَ إِذَا اكْتَالُواْ عَلَىالنَّاسِ يَسْتَوْفُونَ {2} وَإِذَاكَالُوهُمْ أَووَّزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَ {3} أَلَا يَظُنُّ أُولَئِكَ أَنَّهُم مَّبْعُوثُونَ {4} لِيَوْمٍ عَظِيمٍ {5} يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ {6} 1- Eksik ölçüp tartanların vay haline! 2- Onlar insanlardan kendilerine bir şey aldıkları zaman tam ölçerler. 3- Kendileri başkalarına bir şey ölçtükleri veya tarttıkları zaman eksik ölçer ve tartarlar. 4- Onlar tekrar diriltileceklerini zannetmiyorlar mı? 5- Büyük bir gün için. 6- Öyle bir gün ki, insanlar o gün Rablerinin huzurunda divan duracaklar. Mutaffifin, 83/1-6 M. Hamdi YAZIR, bu ayet-i kerimelerin tefsirinde "Böyle az bir şeyi çalan veyli hak ederse çok çalanların kaç katlı veyli hak edecekleri düşünülmelidir" demiştir. 2- Yalan Konuşmamak ve Alışverişte Yeminden Kaçınmak Yemin, dinimizde bir delildir, hukukî bir değeri vardır. Yemin delilini kullanan kimseye inanmak gerekir. Bu temel hukukî prensibin bir riski var İnsanlar yeminle aldatılabilir. Böyle durumların ortaya çıkmaması için dinimiz, hem Kur’ân–ı Kerîm ve hem de peygamberimizin diliyle yemin meselesine müstesna yer vermiştir. Bu cümleden olarak alışverişte yemine yer vermek hoş karşılanmamıştır. Bir Buhari ve Müslim hadisinde Efendimiz “Alışverişte fazla yeminden kaçının; zira o, mala talebi artırsa da sonra bereketini giderir.” buyurmuştur. Buharî, Büyû, 26 Bu yemin yalan olursa, bu takdirde Rasûlullah’ın üslubu pek şiddetlidir عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صعلم قَالَ مَنْ حَلَفَ عَلَى يَمِينِ صَبْرٍ يَقْتَطِعُ بِهَا مَالَ امْرِئٍ مُسْلِمٍ هُوَ فِيهَا فَاجِرٌ لَقِيَ اللَّهَ وَهُوَ عَلَيْهِ غَضْبَانُ . “Yalan yeminle malını cazip kılan kimse, Müslüman bir kimsenin malını gasbetmiş olduğu için, kendisine gazap edilmiş olarak Allah’a kavuşur Müslim, İman, 63/372 Söz konusu kişi; إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللّهِ وَأَيْمَانِهِمْ ثَمَناً قَلِيلاً أُوْلَـئِكَ لاَ خَلاَقَ لَهُمْ فِي الآخِرَةِ وَلاَ يُكَلِّمُهُمُ اللّهُ وَلاَ يَنظُرُ إِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلاَ يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir paraya satanlar var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur; Allah kıyamet günü onlarla hiç konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için acı bir azab vardır. Al-i İmran, 3/77 ayetine de muhataptır. عَنْ أَبِي ذَرٍّ، عَنِ النَّبِيِّ صعلم قَالَ ثَلاَثَةٌ لاَ يَنْظُرُ اللَّهُ إِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلاَ يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ " . قُلْتُ مَنْ هُمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَقَدْ خَابُوا وَخَسِرُوا فَقَالَ " الْمَنَّانُ وَالْمُسْبِلُ إِزَارَهُ وَالْمُنْفِقُ سِلْعَتَهُ بِالْحَلِفِ الْكَاذِبِ . Ebu Zer den rivayetle Efendimiz şöyle buyurmuştur Üç kişi vardır ki kıyamet gününde Allah yüzlerine bakmayacak ve onları temize çıkarmayacak ve onlar için acıklı bir azap olacaktır. Ey Allah'ın Rasulü, bu kaybedip hüsrana uğrayanlar kimlerdir dedim. Bunun üzerine - "Söz taşıyan, elbisesini kibir maksadıyla sürüyen ve yalan yere ettiği yeminle malını satan kişidir" buyurdu. Tirmizî, Büyû, 5/1255 Sadece ticaret yapanlar değil, inanmış olan insanlar da yalan konuşamazlar, konuşmamalıdırlar. Yalan insanın güvenilirliğini ortadan kaldırır. Halbuki mümin, sözüne, işine ve davranışına güvenilen insandır. Ticaretle uğraşan kimse, insanların kendisine güvenmesine daha çok muhtaç olan kimsedir. Hakim b. Hizam rivayete göre Peygamberimiz şöyle buyurmuştur قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صعلم الْبَيِّعَانِ بِالْخِيَارِ مَا لَمْ يَتَفَرَّقَا ـ أَوْ قَالَ حَتَّى يَتَفَرَّقَا ـ فَإِنْ صَدَقَا وَبَيَّنَا بُورِكَ لَهُمَا فِي بَيْعِهِمَا، وَإِنْ كَتَمَا وَكَذَبَا مُحِقَتْ بَرَكَةُ بَيْعِهِمَا . "Alıcı ile satıcı meclisten ayrılıncaya kadar serbesttirler yani alış verişi bozabilirler. Eğer ikisi de doğru konuştu, mallarının kusurlarını ve değerini olduğu gibi açıkladılarsa alışverişleri kendilerine bereketli olur. Malın ayıbını ve fiyatını gizlediler ve yalan söyledilerse, belki kâr ederler fakat alışverişlerinin bereketini mahvederler." Buhâri, Büyu, 19/2118; Müslim, Büyu, 11; Ebu Davut, Büyu, 53; Tirmizi, Büyu, 26 Alışverişte bile bile yalan söylemek ve yalan yere yemin etmek, şüphesiz büyük günahlardandır. Abdullah b. Ebî Evfa diyor ki Birisi çarşıda malını satışı sırasında "Bu malın bedeline, müşterinin vermediği bir bedel verildiğini Allah'a yemin ederek söylemesi ve bir Müslüman müşteriyi satılan mal hakkında ikna etmeye çalışması üzerine إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللّهِ وَأَيْمَانِهِمْ ثَمَناً قَلِيلاً أُوْلَـئِكَ لاَ خَلاَقَ لَهُمْ فِي الآخِرَةِ وَلاَ يُكَلِّمُهُمُ اللّهُ وَلاَ يَنظُرُ إِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلاَ يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ "Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir paraya satanlar var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur. Allah kıyamet günü onlarla hiç konuşmayacak ve onları tezkiye etmeyecektir. Onlar için acı bir azap vardır." Âl-i İmran, 3/77 ayeti nazil oldu. Ayet-i kerime, satış sırasında mala sürüm sağlamak için yalan yere yemin edenlerin ahiret nimetlerinden yararlanamayacaklarını, Allah'ın rahmetinden mahrum kalacaklarını ve can yakıcı bir azaba uğrayacaklarını bildirmektedir. Değil böyle çarşı pazarda insanları kandırmak için yalan yere yemin etmek, iyilik ve dargınları barıştırmak için de olsa gerekmedikçe yemin etmenin doğru olmayacağı Kur'an-ı Kerim'de bildirilmekte ve şöyle buyurulmaktadır وَلاَ تَجْعَلُواْ اللَّهَ عُرْضَةً لِأَيْمَانِكُمْ أَن تَبَرُّواْ وَتَتَّقُواْ وَتُصْلِحُواْ بَيْنَ النَّاسِ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ "Sözünüzde durmanız, kötülükten sakınmanız ve insanların arasını düzeltmeniz için Allah'ı yeminlerinize hedef ve siper edip durmayın. Allah, her şeyi işitir ve bilir." Bakara, 2/224 Ebu Zer rivayete göre Peygamberimiz şöyle buyurmuştur عَنْ أَبِي ذَرٍّ، عَنِ النَّبِيِّ صعلم قَالَ ثَلاَثَةٌ لاَ يُكَلِّمُهُمُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلاَ يَنْظُرُ إِلَيْهِمْ وَلاَ يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ " قَالَ فَقَرَأَهَا رَسُولُ اللَّهِ صعلم ثَلاَثَ مِرَارٍ . قَالَ أَبُو ذَرٍّ خَابُوا وَخَسِرُوا مَنْ هُمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " الْمُسْبِلُ وَالْمَنَّانُ وَالْمُنَفِّقُ سِلْعَتَهُ بِالْحَلِفِ الْكَاذِبِ . "Üç sınıf insan vardır ki, Allah Teala kıyamet gününde onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları tezkiye etmeyecektir. Hem onlar için acı bir azap vardır." Ravi diyor ki Peygamberimiz bu sözü üç defa tekrarladı. Ebu Zer - Mahrum olan ve zararda kalanlar kimlerdir, ey Allah'ın Rasûlü? diye sordu. Peygamberimiz - Elbisesini kibirlenerek yerlerde sürüyen, yaptığı iyiliği başa kakan ve satılık eşyasına yalan yere yemin ederek sürüm sağlayan kimselerdir, buyurdu. Müslim, İman, 46/306 Evet, yalan ve yalan yemin mala sürüm sağlarsa da kazancın bereketini yok eder. Satıcı bir yönden müşteriyi aldatmayacağı gibi, ona malın kusur ve ayıbını söyleyerek aldanmasına imkan da vermeyecektir. Ebu Hureyre şöyle demiştir عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صعلم مَرَّ عَلَى صُبْرَةِ طَعَامٍ فَأَدْخَلَ يَدَهُ فِيهَا فَنَالَتْ أَصَابِعُهُ بَلَلاً فَقَالَ مَا هَذَا يَا صَاحِبَ الطَّعَامِ " . قَالَ أَصَابَتْهُ السَّمَاءُ يَا رَسُولَ اللَّهِ . قَالَ " أَفَلاَ جَعَلْتَهُ فَوْقَ الطَّعَامِ كَىْ يَرَاهُ النَّاسُ مَنْ غَشَّ فَلَيْسَ مِنِّي . Peygamberimiz bir defa ekin pazarına uğramış, hoşuna giden bir buğdayı eli ile yoklayınca eline ıslaklık isabet etmişti. Buğday sahibine - Ey ekin sahibi, bu ne? diye sordu. Ekin sahibi - Ey Allah'ın Resûlü, yağmur altında kaldı ve ıslandı, deyince Peygamberimiz "O ıslak kısmı insanların görmesi için ekinin üstüne koysaydın ya. Bizi aldatan benden değildir" buyurdu. Müslim, İman, 43/295 İmam Gazali, "İhyau Ulumi’d-Din" adlı meşhur eserinde Yunus b. Ubeyd adındaki bir tüccarın örnek bir hareketinden söz eder. Bu zatın dükkanında 200 dirhemden 400 dirheme kadar muhtelif fiyatlarda kumaşlar varmış. Yunus b. Ubeyd bir defa kardeşinin oğlunu dükkanda bırakıp namaza gitmiş. Dönüşte birisinin elinde kumaş görmüş ve kendi dükkanındaki 200 dirhemlik kumaşlardan olduğunu anlamış. Adama -Kumaşı kaça aldın? diye sormuş. Adam - Dört yüz dirheme aldım, demiş. Yunus - Aldanmışın, kumaşın değeri 200 dirhemdir, geri dön paranın üstünü al, demiş. Adam - Bu kumaş bizim orda 500 dirhem de eder, aldanmış değilim, demiş. Yunus - Hayır, olmaz, götür kumaşı geri ver. Öğüt vermek, dünya kârından hayırlıdır, deyince adam kumaşı dükkana götürmüş ve iki yüz dirhemini geri almış. Yunus yeğenine dönmüş - Allah'tan korkmadın mı, iki yüz dirhemlik kumaşı dört yüz dirheme nasıl verdin? Müslümanlara öğüt vermeyi terkettin. Müşterinin bu konudaki bilgisizliğinden yararlanarak iki yüz dirhemlik kumaşı iki katına dört yüz dirheme sattın, böyle olur mu? diyerek onu azarlamış. Yeğeni - Vallahi o malı kendi rızası ile aldı, deyince, Yunus b. Ubeyd - Peki, o razı oldu, senin vicdanın buna nasıl rıza gösterdi, dedi. İhyau Ulûmi'd-Din, c. 3, Kitap, 3, Bab, 4 İşte örnek bir tüccar, "yokluğunda kendi dükkanından iki kat fiyatına satılan bir malın kârı kendi kasasına girdiği halde bunu kabul etmemiş, müşteriyi zorla dükkana getirerek, fazla olarak alınan parayı kendisine iade etmiştir. Çünkü Peygamberimiz mü'mini tarif ederken kendisi için sevdiğini, yahut kendisine reva gördüğünü din kardeşine de reva gören kimsedir, demiştir. Satıcı, malının müşteri tarafından bilinmeyen kusur ve ayıplarını ve malının gerçek değerini müşteriye söylemekle yükümlüdür. Aksi takdirde müşteriyi aldatmış ve zarara uğratmış olur. Satıcıya teslim olan ve güvenen müşteriyi aldatmanın günah olduğunu bildiren Peygamberimiz şöyle buyurmuştur "Kendisini satıcının vicdanına terkeden müşteriden onu aldatarak fazla para almak haramdır." Mecmau'z-Zevaid ve Menbau'I-Fevaid, IV/76 Hadisi Taberanî "Kebir"inde rivayet etmiştir. 3- Borcu Vaktinde Ödemek Borç Vaktinde Ödenmelidir. Bu, ahde vefanın da gereğidir. Hele parası olduğu halde, borcunu –zamanımızda çok görüldüğü gibi– bir kısım çıkar hesaplarıyla geciktirmek hiç mi hiç caiz değildir. Efendimiz, bunu “zulüm” olarak ifade etmektedir عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رع أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صعلم قَالَ مَطْلُ الْغَنِيِّ ظُلْمٌ، فَإِذَا أُتْبِعَ أَحَدُكُمْ عَلَى مَلِيٍّ فَلْيَتْبَعْ . “Zenginin ödemeyi savsaklaması zulümdür. Sizden biri ileri bir tarihte ödemeyi taahhüt etmişe ona uysun.” Buharî, Havâlât, 1/2331, İstikraz, 12 Yani, bu davranış bir hakka tecavüzdür. Şehidin bile Cennet’e girmesine mani teşkil eden Müslim, İmâret, 120; Nesaî, Büyû, 98 bir “kul hakkı ihlâli” sınıfına girmektedir ve haramdır. Aleyhissalâtü vesselâm, bu hususta şöyle de buyurmuştur عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رع عَنِ النَّبِيِّ صعلم قَالَ مَنْ أَخَذَ أَمْوَالَ النَّاسِ يُرِيدُ أَدَاءَهَا أَدَّى اللَّهُ عَنْهُ، وَمَنْ أَخَذَ يُرِيدُ إِتْلاَفَهَا أَتْلَفَهُ اللَّهُ . “Kim, ödemeyi murat ederek mal alırsa Allah, ona borcunu ödemede yardımcı olur. Kim de halkın malını itlâf etmek düşüncesiyle alırsa, Allah da onu dünya veya ahirette telef eder.” Buharî, İstikraz, 2/2426 4- Borçluya Kolaylık Göstermek وَإِن كَانَ ذُو عُسْرَةٍ فَنَظِرَةٌ إِلَى مَيْسَرَةٍ وَأَن تَصَدَّقُواْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ Eğer borçlu darlık içindeyse, ona ödeme kolaylığına kadar bir süre tanıyın. Ve bu gibi borçlulara alacağınızı bağışlayıp sadaka etmeniz eğer bilirseniz sizin için, daha hayırlıdır. Bakara, 2/280 Borçlu borcunu zamanında ödeyerek alacaklıyı üzmemesi yanında alacaklı da borçluya borcunu ödemede kolaylık göstermesi Peygamberimiz tarafından tavsiye edilmiştir. Peygamberimiz şöyle buyuruyor عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ر عنهما أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صعلم قَالَ رَحِمَ اللَّهُ رَجُلاً سَمْحًا إِذَا بَاعَ، وَإِذَا اشْتَرَى، وَإِذَا اقْتَضَى . "Satarken, alırken, alacağını isterken, borcunu öderken kolaylık gösteren kimseye Allah rahmet etsin." Buhâri, Büyu, 16/2115 Bir başka hadisi şerifte de şöyle buyurulmuştur قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صعلم مَنْ أَحَبَّ أَنْ يُظِلَّهُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ فِي ظِلِّهِ فَلْيُنْظِرْ الْمُعْسِرَ أَوْ لِيَضَعْ عَنْهُ. "Allah'ın gölgeliğinde gölgelenmeyi seven kimse borçlusuna kolaylık sağlasın veya alacağından vazgeçsin." Ahmed, Müsned, 3/14972 عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ر عنهما أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صعلم قَالَ رَحِمَ اللَّهُ رَجُلاً سَمْحًا إِذَا بَاعَ، وَإِذَا اشْتَرَى، وَإِذَا اقْتَضَى . Cabir b. Abdillah'dan; Rasulullah şöyle buyurdu Alışverişte ve hüküm vermede müsamahalı davranana merhamet etsin. Buhari, Büyu', 16/2115 Peygamberimiz buyuruyor قَالَ النَّبِيُّ صعلم " تَلَقَّتِ الْمَلاَئِكَةُ رُوحَ رَجُلٍ مِمَّنْ كَانَ قَبْلَكُمْ قَالُوا أَعَمِلْتَ مِنَ الْخَيْرِ شَيْئًا قَالَ كُنْتُ آمُرُ فِتْيَانِي أَنْ يُنْظِرُوا وَيَتَجَاوَزُوا عَنِ الْمُوسِرِ قَالَ قَالَ فَتَجَاوَزُوا عَنْهُ "Sizden önce geçen milletlerden cömert bir kişi öldüğünde, melekler onun ruhunu karşılayarak - Dünyada bir hayır işledin mi? diye sormuşlar. Hiçbir hayır işlememiş olan bu kişi - Ben alacaklarımı tahsil eden görevlilerime - Yoksula mühlet verin, zengine de kolaylık gösterin, diye emrederdim, cevabını vermişti. Bunun üzerine Allah Teala Vazgeçiniz, onu bağışladım, buyurmuştur. Müslim, Müsakat, 6/4076; Buhâri, Büyu, 17/2116 Allah Teala, yoksulun borcunu bağışlayan alacaklıya kendisinin borçlandığını kabul ediyor ve şöyle buyuruyor مَن ذَا الَّذِي يُقْرِضُ اللَّهَ قَرْضاً حَسَناً فَيُضَاعِفَهُ لَهُ وَلَهُ أَجْرٌ كَرِيمٌ "Kim Allah'a güzel bir ödünç verecek olursa Allah da onun karşılığını kat kat verir ve ayrıca onun çok değerli bir ödülü de vardır." Hadid, 57/11 Süleyman İbn Büreyde diyor ki Bir kere Peygamberimizin "Kim ki yokluk ve darlık içindeki bir borçlunun borcunu malî durumu iyileşinceye kadar tecil ederse, o kimseye tecil ettiği her bir gün için borç kadar sadaka sevabı vardır." buyurduğunu işittim. Sonra bir kere de "Kim ki yokluk ve darlık içindeki bir borçlunun borcunu, durumu rahatlayıncaya kadar erteleyecek olursa, o kimseye ertelediği her gün için iki misli sadaka sevabı verilir." buyurduğunu işittim. Peygamberimize sordum - Ey Allah'ın Resûlü, yoksul bir borçlunun borcuna verilen vâdenin her günü için bir kere borcunun bir katı, bir kere de borcun iki katı sevap verilir, buyurduğunuzu işittim, bunun anlamı nedir, dedim. Peygamberimiz "Her gün borcun bir misli sadaka sevabı verilmesi borcun vadesi gelmeden evvelki günlere aittir. Borcun vadesi gelip de alacaklının onu ertelediği günler için de borcun iki misli sevap verilir." buyurdu. Ahmed b. Hanbel, V/360 Bu konuda bir hadisi şerif daha nakletmek istiyorum. Ebû Hureyre diyor ki Bir bedevi Peygamberimizde alacağı olan bir devesini istemiş, ancak bedevilik âdeti üzere Peygamberimize, kaba ve yakışıksız sözler söylemişti. Orada bulunan ashab-ı kiram bedeviye haddini bildirmek isteyince, Peygamberimiz - Bedeviyi bırakınız! Her hak sahibinin edep ölçüleri içerisinde söz hakkı vardır. Buna bir deve alıp verin, buyurdu. Ashab-ı kiram - Ey Allah'ın Resûlü, aradık, bunun devesinden daha yaşlı ve kıymetli deveden başka deve bulamadık, dediler. Peygamberimiz - O kıymetli deveyi satın alıp buna verin. Sizin hayırlınız borcunu güzel vereninizdir, buyurdu. Buhâri, İstikraz, 4 Çok sevinen bedevi Peygamberimize dua etti. عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صعلم مَنْ أَقَالَ عَثْرَةً أَقَالَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ. Her kim bir müslümanın ikalesini akdini geri çevirmesini kabul ederse, Allah'ta onun hatasını/tökezlemesini bağışlar. Müsned, 2/7122 5- Paraya Karşı Hırslı Olmamak Dinimiz zenginliği övmüş, servet edinmeye teşvik etmiştir, ama paraya, mala karşı gösterilecek hırsı da kötülemiş, mü’minleri bu noktada uyarmıştır. Rasulullah عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صعلم لُعِنَ عَبْدُ الدِّينَارِ لُعِنَ عَبْدُ الدِّرْهَمِ . “Dinar ve dirhemin kullarına lânet edilmiştir.” buyurarak Tirmizî, Zühd, 42/2549, servetlerine düşen zekâtı, sadakayı ödemeyenleri, para kazanma yolunda “Çalışmak da ibadettir.” gibi boş avunmalar ve aldatmacalarla namaz, oruç, zekât gibi vazifelerini ihmal edenleri, daha çok servet için haram–helâl tefrîk etmeyenleri uyarmıştır. Resulullah’a göre, bu suretle, hırsla elde edilecek servetle zengin olunmaz, gerçek zenginlik kalp zenginliği, gönül zenginliğidir عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صعلم لَيْسَ الْغِنَى عَنْ كَثْرَةِ الْعَرَضِ وَلَكِنِ الْغِنَى غِنَى النَّفْسِ . “Zenginlik mal çokluğu ile değil, kalp zenginliği iledir.” Tirmizî, Zühd, 40/2547 6- Pazarlığı Yapılmakta Olan Mala Müşteri Olmamak Rasulullah şöyle buyurmuştur لاَ يَبِعِ الرَّجُلُ عَلَى بَيْعِ أَخِيهِ وَلاَ يَخْطُبْ عَلَى خِطْبَةِ أَخِيهِ إِلاَّ أَنْ يَأْذَنَ لَهُ . “Kişi, kardeşinin almakta olduğu mala alıcı çıkmasın; istemekte olduğu kıza da talip olmasın. Önceki izin vermişse o başka.” Müslim, Nikah, 6/3521 7- Cuma Vaktinde Ticaret Yapmamak Ticarette haram denince sadece haram olan mallar, tarzlar değil, başka şeyler de kastedilir. Bunlardan biri, ticaret yapılan zamandır. Nitekim Kur’an–ı Kerîm, Cuma günü ezan okunurken alışverişin terk edilmesini emreder يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نُودِي لِلصَّلَاةِ مِن يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا الْبَيْعَ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ Ey inananlar! Cuma günü namaz için çağrıldığınız zaman, Allah'ı anmaya koşun, alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Cuma, 62/9. Ulema, Cuma günü ezandan Cuma namazının bitişine kadarki vakitte alış–veriş yapma veya Cuma namazı kılmaktan alıkoyacak bir şey ile meşgul olmanın haram olduğunda müttefiktir. Beş Vakit Farz Namazları Vaktinde Kılıp, O Anda Başka Şeyle Meşgul Olmamak 8- Ticaret, İnsanı Allah'ı Anmaktan Alıkoymamalıdır Gazali, bu başlığı şöyle ifade ediyor "Dünya pazarı âhiret pazarına engel olmamalıdır." Allah Teala şöyle buyuruyor رِجَالٌ لَا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَن ذِكْرِ اللَّهِ وَإِقَامِ الصَّلَاةِ وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ يَخَافُونَ يَوْماً تَتَقَلَّبُ فِيهِ الْقُلُوبُ وَالْأَبْصَارُ "Öyle adamlar vardır ki, ne ticaret ne de alış-veriş onları, Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar." Nur, 24/37 9- Çok kazanma hırsıyla, zamanımızı sadece ticarî meşguliyetlere tahsis etmemek Allah’a karşı vazifelerimizi, Kendimize karşı vazifelerimizi, Ailemiz fertlerine karşı vazifelerimizi, Komşu ve akrabalara karşı vazifelerimizi, Çocuklarımıza olan terbiye, ilgi, sohbet vazifelerimizi Ve diğer bir kısım vazifelerimizi, ihmal etmek doğru değildir. Hadislerde, üzerimizde bu çeşit vazîfelerin de bulunduğu hatırlatıldıktan sonra, إِنَّ لِزَوْرِكَ عَلَيْكَ حَقًّا، وَإِنَّ لِزَوْجِكَ عَلَيْكَ حَقًّا . “Her hak sahibine hakkının verilmesi gerektiği’ne dikkat çekilir." Buharî, Savm, 51; Tirmizî, Zühd, 64; Fethu’l–Barî, 5/114, Mubârekfûrî, 7/96 10- İhtikar Karaborsacılık Yapmamak Karaborsacılık, yiyecek maddeleri satın alıp, fiyatları yükselsin diye saklamak demektir. Karaborsacılık, ticarette dinin tasvip etmediği sakıncalı davranışlardandır ve haksız bir kazanç yoludur. Müslümana yakışmaz. Peygamberimiz buyuruyor "Karaborsacı ne kötü insandır! Ucuzluk olunca üzülür, pahalılık olunca sevinir." Mecmau'z-Zevaid, IV/101 Hadisi Taberanî rivayet etmiştir. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صعلم " مَنِ احْتَكَرَ فَهُوَ خَاطِئٌ " . "Kim karaborsacılık yaparsa o, günahkârdır." Müslim, Müsakat, 26/4206; Tirmizî, Büyu, 40 Özetlememiz gerekirse, ticaret, meşrû bir kazanç yoludur. Bu kazanç yolunu seçen kimse, ölçü ve tartıyı adâletle yapmalı, hile ve haksızlıktan sakınmalı, malına sürüm sağlamak için yalan konuşmamalı, yalan yere hatta doğru da olsa gereksiz olarak yemin etmemeli, borçluya kolaylık göstermeli, karaborsacılık yapmamalı, ticareti onu dinî ibadetlerini yerine getirmekten ve Allah'ı anmaktan alıkoymamalıdır. Son Kelam عَنْ أَبِى سَعِيدٍ عَنِ النَّبِىِّ صعلم قَالَ التَّاجِرُ الصَّدُوقُ الأَمِينُ مَعَ النَّبِيِّينَ وَالصِّ&
helal kazancın önemi ile ilgili hadisler